Kadınlardan Dortmund'da Muhteşem Kutlama

DORTMUND GÖÇMEN KADINLAR BİRLİĞİ’DEN “8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLAMASI” Ahmet Birinci/Dortmund Dortmund Göçmen Kadınlar Birliği, Dietrich-Keuning-Haus’ta mükemmel bir organiza...

Kadınlardan Dortmund'da Muhteşem Kutlama

DORTMUND GÖÇMEN KADINLAR BİRLİĞİ’DEN

“8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLAMASI”

Ahmet Birinci/Dortmund

Dortmund Göçmen Kadınlar Birliği, Dietrich-Keuning-Haus’ta mükemmel bir organizasyonla “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nü kutladılar.

Bütün dünya toplumların yaşamında 8 Mart tarihinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Kadınların mücadele ışığı 160 yıl önce  yakıldı, mücadele hala devam ediyor. Kadınlarımız, henüz hedefledikleri  yere gelemediler ama, büyük bir yol aldıklarını söyleyebiliriz. Onların direnmeleri sonucunda, çalışma şartları, iş kanunları, sağlık ve eğitim alanlarında önemli haklar elde ettiler. Konuya dünya çapında baktığımızda, mücadeleye bütün insanlık el ele vererek mücadele edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

8 Mart 1857 tarihinde, ABD çalışma şartlarının iyileştirilmesini isteyen kadın işçiler, çıkan kargaşada yanarak yaşamını yitiren 120 kadını, her gün haksız yere öldürülen ve sömürülen binlerce kadınları, anneleri saygıyla anıyoruz. Haksızlıklara boyun eğmeyen yürekli kadınlarımıza başarılar dileyerek, selamlıyoruz ve destekliyoruz.

8 Mart günü anılırken unutulmaması gereken Önemli bir isim de, Clara Zetkin’dir. 26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden olan Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Hep beraber bu haklı mücadeleye destek vererek kadınlar, olması gerek yere taşınmalıdır.

Dietrich-Keuning-Haus salonunu tıklım tıklım doluydu kadın ve erkeklerle. Salonun her yerinde günün anlamını taşıyan pankartlar asılıydı. Dortmund Göçmen Kadınlar Birliği standında çıkarmış oldukları dergi tanıtıldı. Ayrıca Dost Kitapevi de stant açarak kültürel hizmetini sürdürdü.

Program, Almanca ve Türkçe olarak, Ayşe Gül Dökmeci ve Bahar Atcı tarafından sunuldu. Selamlama konuşmalarını Fatma Karacakurtoğlu ve Diana Jöger yaptı.

Dortmund’da yaşayan dünyanın farklı ülkelerinden kadınlar, programı ilgiyle izlendi. Kadınların bu önemli günün onları yalnız bırakmayan, SPD Dortmund Yöneticisi  Nadja Lüders, 2017 seçimlerinde Milletvekili adayı olan Volkan Baran, Dortmund Uyum Meclisi Başkanı Aysun Tekin’de programı izleyenler arasındaydılar.  

Dört dilde şiir, Gülizar Doğan, Hildegard Schündelen, Nesrin hatun Kara, Bahar Atçı ve Ayşe Gül Dökmeci okudular. Ardından halk müziği sanatçısı İmran Kılıç Altundal, günün anlamını taşıyan türkülerin hikayelerini anlattı ve  sonra bağlamasına söyletti.

 Programa konuk olan, Iraklı Kadın Khawala Kalach, Irak’tan kaçışını, Almanya’da mülteci olarak yaşam hikayesini anlatırken, günümüzün kadın yaşamını gözler önüne sermekteydi. Bütün bunlar görüldükten sonra herkese çok büyük görevler düştüğü görülmektedir.

 

 

Göçmen Kadınlar Birliği Grup Korosu da okudukları halk  türkülerle kutlamaya renk kattılar.

Dortmund Göçmen Kadınlar Birliği’nden Elif Demirhan, ”8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” nün önemini vurgulayan bildirisini okudu. Dünyada kutlamaları yapılan bu önemli günde, kadınlar sesini duyurdu, bilgilendirildi ve sonunda hep beraber türkülerle eğlendiler.

Dortmund Göçmen Kadınlar Birliği’ den Elif Demirhan’ın 8 Mart gününün anlamını taşıyan yazısı:

Sevgili Kadınlar, Değerli konuklar, kadın mücadelesinin yoldaşları merhaba!                                                     

Bugün, kadınların zincirlerini kırdıkları, kölece yaşam koşullarına hayır dedikleri gündür.

Bugün emekçi kadınların birlik, mücadele ve dayanışma  günüdür.

Değerli arkadaşlar; Dünyadaki kadın hareketinin kazandığı ivmeye işaret eden sosyalist kadın önderlerinden Rosa Luxenburg, “Hareket etmeyen zincirlerini fark edemez” diyordu.

Amerika’nın New-York kentinde 160 yıl önce başlayan bu grev kadın mücadelesinin bir dönüm noktası oldu.  Kadın hareketinin mücadele karakterinde,  antik çağın kadın filozoflarının emeği ve direniş ruhu var. Dünyanın her köşesinde  muktedirlere  boyun eğmeyen, kadınların mücadele deneyimi var. Değerli arkadaşlar, kadınlar neden  haksızlığa karşı mücadele etmek zorunda?  Kadınlar neden ikinci sınıf bir cins olarak tarif edilmekte? Kadınlar insan mı,  yoksa çift memeli bir hayvan mı? Kadınlar neden şiddet görmekte?

Bu sorunların kaynağında,  Burjuva feodal gerici değer yargıları yatmaktadır. Bu düşüncede kadının adı yok .  Bundan dolayı ayrımcıdır, gericidir faşisttir. Dünyada Kadın hak ve özgürlükleri ülkeden ülkeye farklılık gösterse de özünde aynı. Çıkarılan yasaların büyük çoğunluğu kadınların aleyhinedir. İktidarlar,  kadını hesaba katmadan, sormadan, adımıza kararlar alıyor. Ne giyeceğimize,  nerede oturacağımıza, nerelerde gezeceğimize aynı zihniyet karar  veriyor.. Kadınları yok sayan ataerkil düşünce  antik çağın bilim kadınlarını taşlayarak öldürdü. New-Yorklu ve Bursalı tekstil işçilerini yaktı. Kadınların çıplak bedenlerini  sokağa attı. İdama  götürülen  Kadın,  “cennete gitmesin” diye  celladına tecavüz ettirildi.

Yasalar eril düşünceye göre değişiyor. Tacizciler, katiller ceza almadan elini kolunu sallayarak geziyor. Böyle bir ortamda kadınların ne kadar can güvenliği olur. Öldürülen bir kadın için ne yapmışta öldürüldü. Eteği mi kısaydı, yoksa  kocasından  ayrılmak mı istiyordu”  ilk kurulan cümlelerdir. Mısır, Pakistan Afganistan  gibi ülkelerde kadın nüfusunun tamamına yakını şiddet görürken büyük çoğunluğu sünnet edilmekte.  Türkiye’de  ise, ocak ayında  38 kadın katledildi.  Resmi kayıtlara göre  2002’den bu yana 13 bin 381 kadın katledildi. Bilanço korkunç. Bu bir iç savaştır. Bu iç savaşla 10’binlerce aile yok olurken, 10 binlerce çocuk öksüz ve kimsesiz kalmıştır.

Nedir, kadınların öldürülmesine ön ayak olan, nedir bir canı ortadan kaldıran, nedir hayatın yarısı olan kadınlara ölüm fermanı yazdıran. Kimdir,  doğurduklarımızı, emzirdiğimiz, büyüttüğümüz çocuğu katil, bizi kurban yapan?  Hangi yasadır, hangi düşüncedir. Hangi fıtrattır.

Değerli arkadaşlar, kadınlar şiddet görürken yanımızdaki erkeğin ruh hali nasıl olur. Amacımız erkek cinsini sorgulayıp suçlamak  değil.  Bir insanın nasıl alçalıp küçülmesinde bahsediyorum. Şiddet sarmalının içine dalan kişinin  zihinsel olarak beslendiği  gerici-feodal düşüncede bahsediyorum. Savaş ve kadın denilince hemen yakın tarihimizde Kobane akla gelir. Kobane’de İŞİD Terör örgütünün yarattığı vahşete dünya tanık oldu.

Kadınların İŞİD terör örgütüne karşı verdikleri mücadele ile öğrendik Kobane’ yi. Kadınların direnişinde  öğrendik Rojovayı. Türkiye’de yasallaşması istenen “Taciz Yasası” kadınların mücadelesi geri çektirdi. Dünyanın başına bela olacak ABD başkanı Trum’a yine kadınlar geri adım attırdı. Değerli Arkadaşlar, gericiliğin en büyük korkusu kadınların bilinçlenmesidir. Kadın bilinçli olursa bilinçli bir nesil yetişir. Çocuklar eğitilirse toplum eğitilmiş olur.  Bundan korkan gericilik, bilinçli bir politika ile kadınları orta çağın karanlıklarına sürüklemek istiyor. Kadının beynini teslim alınca toplumu da teslim alacağını biliyor. Çünkü, çocuk yetiştiren kadındır , toplumda değişiklik yaratan kadındır . Onun için bir daha haykırıyoruz. Üzerimizde hesaplanan bütün gerici düşünceye HAYIR!

İŞİD  barbar örgütü bunun için kadınları yok etmek istedi. Ama başarılı olmadı. Bu katliamların bu vahşetin  altını çizerek teşhir etmek zorundayız.  Başka yolumuz yok. Ya karanlık bir dünyaya razı olacağız. Ya da insanın insanca yaşayabildiği güzel bir dünya için  birlikte mücadele edeceğiz. Değerli arkadaşlar, bir çok ülkede vermeye çalıştığım örnekler böyle iken; Almanya’da kadınların durumu nasıl? Almanya’da  dört kadından birisi şiddete maruz kalmaktadır. Kadınlar kısa ve güvencesiz işlerde çalışmakta. Düşük ücretle ve mini işlerde çalışanların yüzde 70’ni kadınlar oluşturuyor. Kadınlar aynı  işi yapmalarına rağmen hala eşit ücret alamıyorlar.

İş saatlerinin esnekleştirilmesi çalışan kadınlarda bir  travma yaratmakta.

Diğer yandan AfD ve PEGİDA ırkçı söylemlerle Alman halkına seslenerek. Savaş mağdurları üzerinde üretilen politikalarla  önyargıları güçlendiriyor.  Irkçı, faşist çevrelerin ve sağ partilerin etkinlik alanını genişletiyor. Göç Yasası sertleştirildi, göçmenlere, sığınmacılara yönelik sayısız saldırılar gündeme geldi. Yeni uyum yasası, ücretlerin düşürülmesine alet ediliyor. 100 bin sığınmacının 80 sentlik işlerde çalışması isteniyor. Eşit işe eşit ücret, Çocuk bakımının ücretsiz olması, yeterli gelir, 1 Euro’ luk ücretlerden başlayarak her işe sosyal güvence. Bu taleplerimiz de ısrarlıyız. Almanya’da kadınlar lehine  caydırıcılığı olan bir madde yeni yasallaştı. Cinsel suçlara yönelik ceza yasasında artık “Hayır, Hayır” demektir, prensibi geçerli olacak. Federal Meclis'te kabul edilen yeni  yasa ile  tüm cinsel şiddet vakaları tecavüz kapsamında cezalandırılacağı olumlu bir gelişme olduğunu belirtmeliyim.

Sevgili Arkadaşlar, kadının doğasında Kolektif bir yaşam var, birleştirici ve barışseverdir. Bu nedenle savaşa karşıdır. Bütün savaşlarda erkek egemen anlayışı var. Bizler, Çocuklarımız büyüyünce katil olmasın diyoruz. Erkek çocuklarımız tacizci olmasın diyoruz. Her tacizcinin, her katil erkeğin bir annesi var.  Anneler  çocuklarını katil ve tacizci olsun diye doğurmadı.. Evlerimizi, işyerlerimizi ve sokakları  bizlere  güvenli  bir ortama dönüştürmek için; hep birlikte ırkçılığa, ayrımcılığa HAYIR diyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de 16 Nisan tarihinde OHAL koşularında yapılacak referandum, yurtdışında yaşayan Türkiyelileri  yakından ilgilendiriyor. Hitler Almanya’sında 1800 akademisyen yurtdışına kaçarken  500 akademisyen de Türkiye’ye gitmişti. Bugün Türkiye’de 4800 akademisyen mesleklerinden ihraç edildi. Bütün  özlük hakları gasp edildi. Türkiye’de Siyaset yapma hakları elinde alınan, kadın politikacılar,  Gülten Kışanak Diyarbakır Belediye Başkanı, Figen Yüksekdağ, Meral Danış Beştaş halkın oylarıyla meclise gelen vekiller, şimdi hapisteler. 

Binlerce kadın politikacı,  Akademisyen , gazeteci-yazar ya cezaevinde ya sürgünde.

Bunun için;  OHAL koşularında hazırlanan Anayasa’ya ve Başkanlık sistemine  HAYIR diyoruz.

Referanduma, köleliğe, sömürüye, şiddete, tacize tecavüze HAYIR diyoruz.

Değerli arkadaşlar, kadınlar her türlü olumsuz ve zor koşullara rağmen mücadele ediyor  ve birbirlerinden öğrenerek ilerliyor. Dün kadınları yok sayan gericiliğe inat, bizler  hayatın her alanındayız. Dortmund Göçmen Kadın Derneği olarak diyoruz ki;  Bizler hayatın yarısıyız. Kadınlar  olmadan hayat durur. Konuşmamı bitirirken   ilk sayısıyla dünya emekçi kadınlar gününe merhaba diyen Rosa Kadının Sesi Dergimiz  hepimizin sesi olacak. Bu sesi el birliğiyle güçlendirelim diyor    derneğimiz adına hepinize sevgiler sunuyorum. 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

tüm yorumlar