BARIŞLA BARIŞAMAYANLAR

Ailede kardeşleri, mahallede komşuları, bölgede hemşerileri dostluk ve barış kurtardığı gibi, devletleri de BARIŞ kurtarır. Barış dostluğu getirir. Dostluk da güveni.  Evde, yurtta ve bölge coğrafyasında gerçekleştirilen güven giderek gen...

Ailede kardeşleri, mahallede komşuları, bölgede hemşerileri dostluk ve barış kurtardığı gibi, devletleri de BARIŞ kurtarır. Barış dostluğu getirir. Dostluk da güveni.  Evde, yurtta ve bölge coğrafyasında gerçekleştirilen güven giderek geniş alana yayılır

         Güven sağlanmadıkça huzur olmaz. Huzurun sağlanması devlet erkini elinde tutanların görevidir. Birleştirmek, kucaklamak ve kucaklaştırmak yönetimi ellerinde bulunduranların sorumluluğudur da. Yurttaşlar, " imam - cemaat" örneğinde olduğu gibi toplum psikolojisi içindedir. Baştakiler ılımlı olmayı sürdürdükleri sürece halk da kaynaşır. Aksi durumda kargaşa halkı kamplara ayırır. Bu durum barışı baltalar.

          

         Cumhuriyetin ilk yıllarındaki yönetimi " TEK ADAM"  diye eleştirenler bilmezler mi ki o kuruluş yıllarında halkın durumu içler acısıydı. Devletin çöktüğü, halkın umarsız bırakıldığı bir dönemdi. Uzun savaşlar halkı yormaktan öte bitirme noktasına getirmişti. Sadece Yemen'ne giden asker satımız 2 milyon 7 yüz bindir. Bunların geriye dönebileni ise 300 bin kadardır.

          Anadolu'da yaşlı, çocuk ve kadınlar kalabilmiş, onların da hastalık belini bükmüştü.  13 milyon nüfusun 3 milyonu trahomlu, %14'ü sıtmalı, %9 frengili,%72'si de tifüse hazırlıklıydı. Bebek ölümleri % 60 'tı...

         Bunun ötesinde yanmış/ yıkılmış bir Anadolu vardı. 830 köy toptan , 930 köy de kısmen yakılmış,yanan bina sayısı 114.408 olmuştu. 

         Devlet yanlış yönetimlerle sıfırlanmıştı. Ahlak hak getire. İstanbul'da genelev sayısı 359 olarak söylenir!  40 bin köyden 4894'ünde derme - çatma ilkokul var. Halkın % 4'ü okuma bilir . Öğretmen yok , sağlıkçı yok, ekonomist yok. Ticaret, sanat , hatta devlet kadrolarında azınlıklar var. Onlar askere alınmaz, basit vergilerle asude yaşam sürer. Salt yabancılar seğil, din adamları, mollalar da askerlikten muaftır. Horlanan Anadolu'daki Türk halkı asker olur, toprakla uğraşır, vergi yükünü taşır

      

         Neden mi bunları yazmak durumunda kaldım. Açalım biraz.

         Günümüz aymazları kuruluş yıllarını eleştirme gafletine girince gözlerini değil , algılarını da kapatıyorlar. Biraz tarih okusalar, biraz Anadolu coğrafyasının konumunu kavrayabilseler ışığı görebilecekler ama at gözlüğü yazık ki onları bağlıyor, kör noktaya bakıyorlar.

         Kuruluş yıllarında temel devrimlerin yapılması, çağdaş bir devletin kurumlarıyla hayata geçirilmesi zorunluydu. Bu yıllar içinde, Batı'nın bile kadınları görmezden geldikleri zamanda Atatürk Türkiye'si kadınlarımıza seçme / seçilme hakkını vermiş , insan hakları bakımından da ön sıralara geçerek " YURTTA VE DÜNYADA BARIŞ "ın mutluluğu getireceğini devlet siyaseti olarak dünyaya ilan etmiş , saygınlık da kazandırmıştı. Bunun yolunda ilerleyen Türkiye , komşularıyla dostluk antlaşmaları da imzalamıştı.

 

         Günümüzde " YENİ TÜRKİYE" diye  ÇAĞDAŞ TÜRKİYE'nin altını oyanlar, ülkemizi hem yalnızlığa itiyor, hem de bilinmezlik içinde ORTADOĞU DEVLETİNE dönüştürmeyi ilerlemek sanıyorlar. Ortadoğu'nun hali malum. KAN VE KIRIM güney komşularımızı boğuyor.  BOP projesinin kurgucuları sonunda TÜRKİYE'Yİ NASIL ÇÖZERİZin acelesi içindeler. Bu plan 100 yıllık bir özlemidir Batı'nın ve gerçekleştirme yönünde de adımlar atarlar. Son marifetleri ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ!..

          Halkımızın anayasa derdi yok. Geçim derdi var . Halkın iş derdi, sağlık derdi , eğitim derdi var. Kardeşlik ve barış derdi var. Biz birlikten kopunca dağılırız.  Sımsıkı olduğumuz zaman bizi kimse çökertemez. 

          Kardeşliği sağlama gayretimiz var mı ? Bunda kuşkuluyumdan öte karamsarlığım var. Devleti yönetenler halkı kışkırtarak , düşmanlaştırarak sonuç almak istiyorlar. Referandumda ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİ halka anlatmak yerine, konudan tamamen  uzak , HAYIRCILARA saldırmayı öne çıkarıyor, estetikten çok uzak sözlerle ortalığı karıştırmakla sonuç alınacağını yeğliyorlar.

         18 Maddelik ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ,  Ülkemizin rejimine kurulan bir tuzak olduğunu her okuyan anlar. Emperyalistler küreselleşme adıyla köleselleşme istiyorlar. Ulusal devletleri bitirmek , bölmek ve kaynaklarına el koymak yeni sömürü stratejisi. Önceye bakılırsa, bu öneriler  malum Adadaki mahkumun istekleridir.  Ya tutarsa diye zorluyorlar. Nasrettin Hoca'nın Akşehir Gölü'ne çaldığı maya var ya. O hesap işte.

          

         Türkiye Cumhuriyeti, ne iki zamam arasında bir geçiştir, ne de halkı uyuyan bir ilkçağ insanıdır. Türkiye , insanca yaşamayı hak eden, hukukun üstünlüğünde özgür yurttaş olmanın kıvancında olan asil bir millettir. Kendini asla ipotek altına bırakmaz. Özgürlüğüne düşkün olan " TÜRK MİLLETİ" ki :

        " Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk milleti "denir.

         Ve bu tanımı yapan Kurucumuz Atatürk halkına şöyle seslenir:

        " Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR."  

          Şimdi Yurttaşlarımıza düşen bir görev var. 16 Nisan 2017 günü mutlaka sandığa giderek kendi varlığını yaşamaktır. Asıl gücün bağırıp çağıranlarda değil kendinde olduğunu vurgulamaktır.

         TÜRKİYE, EMPERYALİST ÜLKELERİN OYUNUNU BOZACAK GÜÇTEDİR.    Nasıl ki 2003'teki oyunu halkın seçtiği TBMM bozarak ABD 'yi hayal kırıklığına uğrattıysa, bu kez de HALKIMIZIN KENDİSİ ABD  PLANINI BOZACAKTIR.

         İnsanımız onurludur . ÖNCE VATAN deme de önceliğidir. Ne BOP, ne COP ilgi alanımızdır.  " BAĞIMSIZLIK BENİM KARAKTERİMDİR" diyen liderimizin ışıklı yolu , bilime , sevgiye uzayan yolu ulusal karakterimiz olmuştur. (12.4.2017)

Yorumlar

tüm yorumlar