ÇOCUKLARI SEVMEK VE ÇOCUK HAKLARI

Millet olarak çocuk haklarını ne kadar da önemsiyoruz değil mi ? Çocuklarımızı el üstünde tutuyoruz. Her türlü haklarını gözetiyoruz ama şunu unutuyoruz ki hakkını savunmamız gereken sadece bu milletin evlatları değil. Bizden ...

Millet olarak çocuk haklarını ne kadar da önemsiyoruz değil mi ? Çocuklarımızı el üstünde tutuyoruz. Her türlü haklarını gözetiyoruz ama şunu unutuyoruz ki hakkını savunmamız gereken sadece bu milletin evlatları değil. Bizden olsa da olmasa da, aynı duyguları aynı dilde paylaşsak da paylaşmasak da, çocuk her yerde çocuktur.

Peki hakka aşık olan bizler, mülteci çocuklarımız için neden aynı hakları savunmaktan geri duruyoruz ? Okul çağında olup sırtlarında yakacak odunlarla sokakta yarı çıplak yürüyen bu çocuklara neden gönül gözümüzü kapatıyoruz ? Durup olaya şöyle bir bakınca sebep de bulamıyoruz üstelik. Televizyon ekranlarında izlediğimiz bu çocuklardan yanıbaşımızda da olduğunu, el uzattığımızda kolumuzu kaptırmayacağımızı bilmiyor muyuz ?

 

 Milletçe her koşulda, herkese aynı şekilde davranmaktan ne zaman vazgeçtik ? Meçhul bir sorudur, çözmeye kimsenin yanaşmadığı. Çözüm zor olduğundan değil, bizlerin zor insanlar haline geldiğimizdendir. 

 

  Henüz okul çağında olup akranlarının çocuk olmanın verdiği coşkuyu, mutluluğu tattığı yıllarda onlar; hiç bilmedikleri bir coğrafyada, anlam veremedikleri bakışlara maruz kalıp dillerini bile bilmedikleri insanlara minnet duyuyorlar. Kalacak derme çatma bir yer, karınlarını doyuran bir lokma ekmek ve en önemlisi savaşın puslu havasını solumak yerine, ülkemizin birlik, beraberlik kokan havasını içlerine çektikleri için. Binlerce aile tüm hayatlarını geride bırakıp göç ediyor. İçten sıcak bir gülümsemeye hasretler.

 

  Kimileri sınır kapılarında mücadele ediyor, kapılar kapanmadan içeri girebilmek için. Girenler de var giremeyenler de. Kimileri ailelerinden ayrı, gitmekle kalmak arasında derin bir boşlukta. Tır konteynerlerinde nefessiz kalma pahasına, denize açıldıkları botların batma olasılığına rağmen evlerini, akrabalarını, anılarını geride bırakıp göç etmek zorunda kalan onlarca insan. Onları ne kadar anladığımızı söylesek de hiçbirimiz tam anlamıyla ne yaşadıklarını, ne hissettiklerini bilemeyeceğiz. Bunca insanın Türkiye'yi tercih etmelerinin tek sebebi coğrafi yakınlığımız değil elbette. Halkımızın mazluma sahip çıkması, ihtiyaç sahiplerini koruyup kollamasıda en büyük etkenlerden birisi. 

 

  Fatima saldırılardan kaçan çocuklardan yalnızca bir tanesi. Yolculuk sırasında bindikleri botta hamile bir kadının saatlerce doğum sancısı çektiğini ve ölü olarak dünyaya gelen bebeğin gözlerinin önünde denize atıldığını anlatıyor. Fatima gibi binlerce çocuk, ömürleri boyunca hafızalarında silemeyecekleri, belki de gözlerini her kapattıklarında tekrar tekrar yaşayacakları hikayelerin içindeler. 

 

  Türkiye'yi kurtarıcı olarak gören küçük bir kızın yazdığı vasiyet mektubu gönül gözümüzün de kapandığının en iyi kanıtı. Annesinden gülüşlerini hatırlamasını istiyor. Bir anne için ne kadar dayanılmaz bir acıdır, yavrusunun gözlerinin önünde açlıktan öldüğünü görmek. Vasiyetinin devamında ölüm meleğine sesleniyor: "Ey ölüm meleği ! Acele et ve ruhumu al ki artık cennette yemek yiyebileyim. Ben çok açım."

  Bu kadar insanın ülkemizde ne işi var gibi söylemle

rin ne kadar yersiz, ne kadar acımasız olduğunu bu küçük kız gözler önüne seriyor. Milletimiz geçmişte nasılsa bugünde aynı duyarlılığı ile ihtiyacı olan herkese kucak açmaya devam edecektir. Unutulmaya yüz tutan değerlerini yeniden yakalayacak ve bir neslin kaybolmasına izin vermeyecektir.

Yorumlar

tüm yorumlar