HER HAYAT BİR ROMAN...

“Mutluluğun tanımını yaparız hep kendimizce… Aşkın tanımını yaparız. Hüzünlerin tanımını…  Sayfalarca anlatır, yüreğimize çizeriz resmini mutluluğun, aşkın ve hüzünlerin…  Ama hep eksiktir bir yerl...


“Mutluluğun tanımını yaparız hep kendimizce… Aşkın tanımını yaparız. Hüzünlerin tanımını… 
Sayfalarca anlatır, yüreğimize çizeriz resmini mutluluğun, aşkın ve hüzünlerin… 
Ama hep eksiktir bir yerlerden. 
Bir şeylerle bağlanmışızdır hayata, fakat ne olduğunu analiz etmeyiz çoğunlukla… 
Birleşmez parçalar da, yüreğimizle doldurmayı düşünemeyiz o boşlukları…
Sevgide mutluluk değil, menfaatte mutluluk ararız hep yaşananları süzmeden… 
Ama hayatın süzgeci, yaşananları tek tek süzmektedir kendi süzgecinde, onları bir gün bize geri çevirmek için… 
Ve unutulan bir şeyler vardır hayatımızda hep... 
Ya unutulan, ya da hatırlamak istemediğimiz… 
Hep eksiktir bir yerlerden… 

Romanlarımızı kendimiz şekillendirip kendimiz oynasak da, yalnız olmamamız gerek aslında… 
Ama çevrenize bir bakın. İnsanın yalnızlığı artıyor gittikçe… 
Dostluk kayboluyor mesela. Yapmacıklık öne çıkıyor… 
Ya yalanlar? … 
Gülücükler ise çıkarların ödülü… 
Sahtekarlar hüküm sürüyor çoğu kez dünyamızda… 
Güzellikler eksiliyor hayatlarımızdan… 
Ya ihanetler? 
En sevdiklerimizden darbe yer, ihanet görürüz çok zaman… 
Gökkuşağı ıssız, gökkuşağı garip ve sessiz kaldı duygu dünyalarımızda… 
İnsan insana yabancılaşıyor. İnsan yalnızlığı tercih ediyor ve sonunda kendine yabancılaşıyor… 
Ruhuna güzellikler katan duygularına uzak, maddi menfaatlerine yakın… 
Kimsenin, kendinden başkasını gördüğü yok… 
Hayata karşı bu duruş, bir felsefe oldu artık… 
Neşeli bir günün, ya da baharın bitişi gibi her şey… 
Maddi hırsların içinde manevi güzellikler, duygusal güzellikler hızla geçip, kayboluyor hayatlarımızdan… 
Sorunların kaynağı insan ama, çözümlerin kaynağı da insan. 
Çözümün içinde olanlar her zaman mutlu. 
Gariptir ama, sorunun içinde olanlar da mutlu; sürekli yaşadıkları iç huzursuzluğunu, çıkardıkları sorunlardan tuhaf bir şekilde zevk alarak yenme isteğiyle, karanlıklara gömüldüklerinin farkında olmadan… Tabi bu mutluluksa… 
Hırslarımıza yenilip, yalnızlığın gönüllü tutsakları olmuşuz… 
Zihnimizdeki, hislerimizdeki karar dengelerimiz değişmiş mesela…”Benim çıkarlarıma uyan her şey adildir, uymuyorsa değildir” düşüncesi var. 
Anlamadığımız, bilmediğimiz ya da iyice araştırmadığımız konularda ahkam kesmeyi maharet sayar olmuşuz mesela… 
Bilgiye saygısızlığı hüner saymışız. 
Hele birkaç da şakşakçı buluyorsak etrafımızda… 
Ve en kötüsü; alışıyoruz çıkarcılığa, yalana, zorbalığa… 
Tablo çok mu kara oldu? 
İnsanlardaki bu tabloyu oluşturan sebebin kaynağı karamsarlık değil mi? 
Yalan mı? 
Abartılı mı? 
Peki bu tabloyu beyazlatmak için çaba sarf ediyor muyuz? 

Hayatlarımızda doğrular ve yanışlar birbirine karışmış… 
Hayatın içinde karamsarlık da var, güzellikler de var, umut da var… 
Umut ve güzellikler arasında gidip gelmeli insan. Karamsarlık, hayatın tuzaklarındandır çünkü… 
Menfaat hırslarından sıyrılmalı. 
İnsan cüzdanın açlığının farkında ama, ruhunun açlığını anlayamıyor.

Hayatın güzelliği onun gizeminde. Bilinmezlerde güzeli aramak varken, karamsarlık niye? 
Tarihin derinliklerinden günümüze kadar ulaşıp, gönlümüzün derinliklerinde yaşayan unutulmayanlara bakalım mesela… 
Şayet karamsar olsalardı, hiç birinin adının bir harfi bile gelemezdi günümüze kadar… 
Evet, hayatın med - cezr’leri içinde günümüz dünyasının karmaşası. 
Her insanın ayrı bir romanı var… 
Ama önemli olan; o romanların sayfalarında, küçük de olsa; okuyana umut verecek, hayata bakışını güzelleştirecek, karamsarlıkları gökkuşağına çevirecek bir şeyler bırakabilmek … 
Biz çekilsek de, hayat sahnesinde oyun devam edecektir çünkü. 
Ve bir gün, hepimizin romanını okuyan birileri mutlaka olacaktır. 

Yorumlar

tüm yorumlar