Bir ÖNERİ ve Z O R U N L U L U K

Son günlerde başka başka biçimlerde ayrıştırmanın da ayrıntılarda çoğaldığını görmek her düşünen yurttaş için ayrı bir iç bunalımıdır. İster yazılı, ister sözlü basında uslamlama yapmadan erklilerin her söz&...

Son günlerde başka başka biçimlerde ayrıştırmanın da ayrıntılarda çoğaldığını görmek her düşünen yurttaş için ayrı bir iç bunalımıdır. İster yazılı, ister sözlü basında uslamlama yapmadan erklilerin her sözünü , her adımını izler olup haber yapması akıl ötesi olduğu kadar, ülke bütünlüğünü yıpratıyor. Erklilerin tuvalete gitmesinin haberi kaldı şimdilik. Onu da yaparlar mı dersiniz? 

 

         Basın, demokrasinin sözcüsü olmakla görevlidir. Ülkede OLUP - BİTENLERİ yurtaşlara bildirmek gibi bir yükümlülüğü vardır. Bunu yaparken objektif bir bakışı sağlam tutarak, kamuya sağlam bilgiler vermesi de yükümlülüklerinin ilk sırasında yer alır. Bilinir ki  MEDYA SAPARSA kamu vicdanı karanlıkta yolunu şaşırır.

 

         Son yıllarda medya patronları, vicdanlarına da bir soru  yöneltseler ; deseler ki " Benim kuruluşum bu aziz halka ülke ve insan hakları açısından doğru davranıyor, halkı aydınlatıyor mu ? " Bu soruyu soramazlar, zira iç dünyaları bunu engeller. Baskıya boyun eğen medya, YAŞAM ALANINA İHANET İÇİNDEDİR. Patronlar da bu ihanetin başındaki makastarlardır.

 

         Medya, kişisel çıkarları uğruna tokmağın altındaki davul oldukları sürece kul olmaktan kurtulamazlar. Oysa  KULLUK yalnızca  YARATANADIR.

          Yıllar içinde politikacıların yanlışlarını doğru diye yaydıklarını görenler, her yaptıklarını doğru algılayıp, karanlığa pala sallamayı sürdürürler. Bu böyle geldi ; gelinen noktada artık böyle gidemeyeceği tosladığımız duvarda anlaşıldı. Yanlışları yapa yapa doğrularımız kırpıldı , ülkeyi çıkmaza sokanlar, " DEVLETİN BEKA ( varlığını koruma ) SORUNU VAR (!) " diyerek özgürlükleri sınırladılar.  Anayasal KAMU HAKLARINI yok sayarak bir kaosun içinde halkı olduğu kadar kendilerini de umarsız hale geldiler.

 

         Atatürk, Cumhuriyet kurulduğunda, iki kurumu politikadan uzak tutmuştu.  Bunlar DİN ile ASKERİ  KURUMLAR. Deneyimlerle  görmüştü ki, bir ülke yönetimine asker ve din egemen olursa o ülkede insan haklarına dayalı DEMOKRASİ KURULAMAZ.  Osmanlının çöküşü de bu iki kurumun yanlışlarından olmuştur. Eğer, 3.Murat'ın  çocuklarını sünnet düğününde Saray Soytarısının eğlendirmesine karşı, soytarıyı ödüllendirmek için "

          " Dile benden ne dilersen" demeseydi; soytarının da:

          " Yeniçeri Ocağına yazılmak isterim  (!) "  dileği yerine getirilmeseydi, ordu bozulmayacak, disiplin sürecek ve  " kazan kaldırmalarla " karşılaşmayacaktık. 

           Ordular işe karışınca  devlet yapısı alev alır, yangın başlar. Bunun acılarını bu ülke  çekti. Yasal süreç askeri zamanlarda yok oldu, DEVLET DÜZENİ Generallerin katı uygulamaları ile bu ülkeye yaşatıldı. 

           Demokrasiye yapılan müdaheleler sonucu, fırsat bulan ve pusuda bekleyen Din yobazları, türlü şekillerde devlete sızdı, ya da ideolojisi din sömürüsü olanlar sahte dinciler halkın samimi duygularını sömürerek kadrolaştılar.  " Alnı secdeye değenden zarar gelmez (!)"  düşüncesini perde edenler en sonunda  PEYGAMBER OCAĞI OLARAK BİLİNEN TÜRK ORDUSUNUN içine derinlemesine yerleştirildiler.

          Sonunda olanlar , Ordudaki  İMAMLAŞAN BİR ŞAŞKIN GURUBU bir yıl önce ülkeyi kana bulamaya niyetlendi.  Öncelikleri de " EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR " vazgeçilmezimiz olan TBMM bombalandı. Sokaklarda insanlarımıza acımasız saldırılarak canlarına kıydılar. Bu vahşete ,yani İMAMLARIN ORDUSUNUN İHANETİNE CUMHURİYET ORDUSU SON VERDİ.

             İhanet , CUMHURİYET ORDUSUNUN KARARLILIĞI İLE EZİLDİ.

     

             Suçlu kim? Soru bu. Yanıt açık ve net.

            Önce , Türk Ordusunun yapıtaşları oynayan siyaset, sonra da Kutsal dinin politikada kullanılması. Yeniçeri Ocağının ,  bir soytarının isteğinin yerine getirmesi ile yozlaşması gibi, Cumhuriyetin Askeri okullarına da yetersiz ve Cemaate yakınların yerleştirilmesi, Kurumun zedelendiği aşikardır.

            Yanlış olan nedir?

           Bir yerde yanlışlık varsa, o yanlışları bertafar ederek kurumları amacına yönetlmek aklın gereğidir. Oysa bizim erkliler , ASKERİ OKULLARI KAPATTILAR. Peki, ordunun çekirdeği nasıl oluşacak?  Askeri okullar, öğrencilerine bir yaşam biçimi kazandırırlar. Askeri okulları kapatmak, bir zamanların  Maarif Nazırı'nın söylediği , " ŞU OKULLAR OLMASA MAARİFİ NE GÜZEL YÖNETİRDİM(!) " söylemine benzer. Güçlü Ordu KUDRETLİ SUBAYLARLA  varığını yürütür.  Siz , hele Anadolu gibi herkesin bir sevdası olan bir toprakta egemenseniz, ORDUNUZU  GÖZBEBEĞİ OLARAK korumalı ve güçendirmelisiniz. 

 

            Olmuyor Beyler. Biz yurttaşlar, sizi izliyoruz. Her yurttaş size bir not veriyor. En büyük kusurunuz ne biliyor musunuz? Basiretsizsiniz. Birlik olup sorunları göğüsleme yerine her zaman olduğu gibi KILÇIK oluyorsunuz. Ülke olağanüstü haldeyken , halkı kutuplaştırma akıl işi midir ? 

          Neden HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ana davanız olamıyor? Erkler ayrılığı aslında sizin de işinizi kolaylaştıran kurallar içerir. Dünya Devletleri Demokrasiyi hukukla taçlandırırken sizler, kendi geleceğinizi de karanlığa itiyorsunuz.

          Danışın. Danışmak erdemdir. Belki de sokaktaki simitçinin sorunların çözümünde size söyleyecekleri vardır.

          Öneriyoruz. Askeri okulları açınız. Ellerinizi askerin üzerinden çekiniz. Onlar ( siz karışmazsanız ) her birisi VATAN MİLLET SEVDALISI olarak yetiştirilirler.  Ordu (yineliyorum) ULUSUN ANONİM KURULUŞUDUR.   

          ÖNERİYORUZ. Din kutsal bir duygudur. Yaratanla yaratılan arasında bir gönül birlikteliğidir. Dini devlet yönetiminde kullanma hastalığından vazgeçin. İnsanların istedikleri gibi inançlarını yaşama hakkı vardır. Bu hak da ancak LAİKLİK içinde yaşayanlara mutluluğunu sunar.

      

           Askerlik ve Din. Bu iki özele dokunur, çıkarlarınıza alet ederseniz Yaratan sizi sigaya çeker. Unutmayın : " BAKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SEDADIR." (18.7.2017)

Yorumlar

tüm yorumlar