KELEBEKLERLE - ÇAKALLAR

 Kelebekler ölümü pahasına ışığa koşar . Çakallar ışıktan kaçar, izbelerde, karanlıklarda yaşam arar. Tilkiler kurnazdır ama, sonunda varacağı yer " Kürkçü Dükkanıdır." Sırtlanlar hep pusudadır. Ayıları s...

 Kelebekler ölümü pahasına ışığa koşar . Çakallar ışıktan kaçar, izbelerde, karanlıklarda yaşam arar. Tilkiler kurnazdır ama, sonunda varacağı yer " Kürkçü Dükkanıdır." Sırtlanlar hep pusudadır. Ayıları sormayalım; onlar dünyanın üstüne bağdaş kurmuş, çubuğunu tüttürür. Ancak, akrepler zehirine güvenerek caka satarsa da ateş çemberinin içinde kalınca kendi zehirini kendine vererek intiharı seçer

 

         Dünyanın düzenini açmaza sokanlar , akrep gibi zehir saçanlar,çakal gibi kıvırtanlar,tilki ve ayılar gibi çıkar peşinde koşanlar yaydıkları sahte , renkli ışıklarla kelebekleri bir süre kandırdıklarını düşünseler ve onların canlarını aldıklarını varsaysalar bile kelebekleri tüketemezler. Kelebekler düşse, can verseler de dünyada AKREP EGEMENLİĞİ görülmemiştir. 

          Kelebekler masumiyetin temsilcileridir. Akıl denen güç karanlıkların elinde ezinç yaratmış olsalar da zamana egemen olamadılar. Ne Romalılar, ne avucunda kan pıhtısı ile doğan Cengiz, ne de  Osmanlılar " Muhteşem İmparatorluk" olsalar da zamanla kebeklerin egemenliği ile baş edemediler. 

 

      "   İnsanlığın yenileşen bilinci karşısında  dağılan kaba güç olmuştur. Doğru bilimdir ve asla yanılmaz. " Bilimden uzak kalan toplumlar kaba kuvvetin bileğini bükemez.  Bizim kılıç- kalkanımıza karşı tüfek icat olmasaydı Osmanlı yıkılabilir miydi?

 

          Cumhuriyete düşman olan zavallılar, özlediğiniz Osmanlı'nın (O da bizimdir )sadece zaferlerini değil, yenilgilerini, 600 yıllık zaman tünelinde nasıl yaşadıklarını bir okusanız yüzünüzün kızaracağı  bölümün onur bölümünden kat kat fazla olduğunu göreceksiniz. Çocuk Padişahlardan tutun, deli olanları mı gözardı edeceksiniz, yoksa sarhoş olanları mı ?  Saraydaki " Valide Sultanlarla cariyelerin entrikaları , devlet erkinin ehil ellerden uzak yıkıma koşturulduğunu görünce ( varsa ) saçlarınızı yolma sırası size gelecek. 

          Bilime yönelenler nasıl susturuldu  , sürüldü görecek ve acınacaksınız. Genç Osman gibi, 3.Selim gibi yenilikçilerin  neler için öldürüldüklerini  düşündükçe,  evlatları ve akrabalarını katleden Padişahları izledikçe İmparatorluğun asıl sahibi olan Türk'lerin nasıl ezildiğini de anlayacak , hayıflanacaksınız. Kavrayabilmek için yol uzun değil; bir başınıza da doğruyu bulursunuz, Yeter ki ilgili KİTAPLARI OKUYUN bir. 

          Bilenle tartışmak uygar bir davranış olur. Bilmeden yapılan tartışma karanlık kuyuya taş atmaktır. Halkımız " Boş başaklar başını dik tutar " der.

         Bir soru yeter uyanmanız için,

        " 600 yıllık Koca İmparatorluktan Cumhuriyete kalan okur- yazarlık oranı nedir ? " sorunun yanıtını İSTATİSTKLER  şöyle belirler :

         " İmparatorluktan Cumhuriyete kalan OKUR- YAZARLIK ORANI , erkeklerde % 7 ( yüzde yedi ) , kadınlarda ise %04 ( binde dört ).

            Bin kadından ancak 4'ü okuyabiliyor; erkekler şanslı mı? Onlarda da ancak yüz erkekten 7'si okuma biliyor. Yabancıların Devletin vergisini toplamak için on binden fazla " Duyun-u Umumiye"  memuru gönderdiklerini de görünce şaşacaksınız. Duyun-u Umumiye Devlet borçlarının ödenmesi için kurulan sistemdir.  Peki aldıkları borçlarla ne mi yapmışlardı ? Biraz okuyun hele. Neler nelerle karşılaşacaksınız.

  

           Cumhuriyet düşmanları, karşı tez üretmek de bilgi temelinde olur. Kulaktan dolma yanlışlar, kutsal dinimizi nasıl çıkmaza soktuysa, insanımızın da aklını satın alma amacıyla da yol almaktadır. Temelsiz bina ufak bir sarsıntıda nasıl yıkılırsa , dayanaksız duyumlar da insanımızı şaşırtır. OKURSANIZ İLGİLİ KİTAPLARI tutsak olan beyinlerinizin zincirini kırmanın mutluluğunu yaşarsınız. Karar sizin.

       

          Cumhuriyet demokrasi ile taçlandırılırsa insan onuruna yaraşır. Demokrasi ancak LAİK bir yönetimde yeşerir. Laiklik , insanın insanca yaşaması ve yaşarken de başka insanların haklarına saygılı olma sistemidir.

İnsanca yaşamak herkesin hakkıdır. Dayatmalarla yönetim olmaz. Oy çokluğu olsa da olmaz. Demokrasi, çoğunluğun azınlığa da aynı hakları sunmasıdır.

 

        Ancak şu unutulmamalıdır. Hiçbir devlet kendini yıkma özgürlüğünü hiçbir zümreye veya bireye vermez , veremez. Aksi halde varlığını yadsımış olur. " Ben özgürüm, istediğimi yaparım (!)" anlayışı kaos getirir. Kaoslar toplumları yıkıma sürükler. Bunu önlemek için de devletler esas bağlayıcı bir metin kabul ederler. Buna ANAYASA denir. Anayasalar toplumun ekseriyetinin kabulü ile anlam kazanır. Dayatma ile kabul edilen Anayasalar yaşamda dayanak bulamaz. 

          Anayasa hazırlayıcılar, önce temel esasları belirler. Bizim Anayasamızın İLK DÖRT MADDESİ devletin varlığıyla ilgilidir ki bunların DEĞİŞTİRİLMESİ  TEKLİF dahi EDİLEMEZ.

          Ancak günümüzde Türkiye Cumhuriyetine düşman olanlar " saman altından su yürütmeyi" başarı sayarak, " SAPLA SAMANI KARIŞTIRIYORLAR."

          Kelebeklerin masumiyeti, çakalları, tilkileri, akrep ve ayıları mağlup edecektir. İnsan aklı bir gün doğruda karar kılacak ve ülkeye musallat olanları bertaraf etmeyi  başaracaktır. İNSAN YARATILIŞI DOĞRUYLA BÜTÜNLEŞİR.

 

        Şunu da unutmamak gerekli. Disiplinin olmadığı yerde özgürlükler de olmaz. Yaratan , can verirken alacağını da vurgular. İtiraz hakkımız var mı? 

" Yaşamak isyiyorum (!)" feryatlarımız umar getirir mi ?  

         Yapılacak iş, toplumun koyduğu kurallara uymaktır. Toplum kendi kültürünü  bilimin verileriyle bütünlemesini de eğitimiyle sağlar. Toplumu yönetmeye kalkanlar kafalarındaki çağdışılıkları uygulamaya kalkarsa duvara toslarlar. Sadece kendileri değil toplumu da BIÇAK SIRTI AÇMAZLARA GÖTÜRÜRLER.  Buna asla hakları yoktur. (30.7.2017)

 

Yorumlar

tüm yorumlar