UTKU TÜRK ULUSUNUNDUR

Her utkunun öncesinde acı vardır. Acıların yaşanmasını engellemek için savaş yapılır. Bunu , ömrünün yarısını savaş meydanlarında geçiren Büyük Önderimiz Atatürk şu sözüyle tarihe kazımıştır. “ Millet...

Her utkunun öncesinde acı vardır. Acıların yaşanmasını engellemek için savaş yapılır. Bunu , ömrünün yarısını savaş meydanlarında geçiren Büyük Önderimiz Atatürk şu sözüyle tarihe kazımıştır. “ Milletin hayatı tehlikede olmadıkça savaş bir cinayettir.”

    

         Hangi ulusun halkı olursa olsun, savaş istemez ; anneler sürekli savaşa karşıdır. Ancak , doyumsuz , haris liderler tarihin her döneminde görüldü ve ellerine aldıkları erki, halkının kanları pahasına egoları için kullandılar. Günümüzde gördüğümüz acılar , kendini dünyanın jandarması sanan ABD’nin marifetidir. Afganistan yetmedi, Irak perişan edildi. Şimdi de Suriye kan – kırım içinde. Silah üretenler hem suları bulatıyor, hem de kim o suyun başındaki diye kabadayılıkla aşağıdakileri suçluyor ve KAN AKITIYOR. Onlar çubuğunu tüttürğrken akan hep müslüman kanı oluyor. Vuran müslüman , vurulan müslüman!

 

         Emperyal güçler her zaman buldukları fırsatı değerlendirir. Buna karşı koymanın yolu onlar kadar güçlü olmaktan geçer. Özellikle Türk’lere karşı hep peşin hükümlüdürler. 1071’de (26 Ağustos) Malazgirt utkusuyla Anadolu’nun kapısını açan Alpaslanın önünü kesmek isteyen Batı 1096’da Haçlı Seferleri’ni başlattılar.  Yüzyıllar süren bu seferler günümüze değin onlarda bir özlemden çok amaç halindedir. Daha dün denecek zamanda AB’nin sözcüsünün şu sözü asla hafife alınmamalıdır :

         “ Anadolu Türk’lere bırakılmayacak kadar önemli bir coğrafyadır. “

 

           Biraz dönüp bakalım.  Osmanlı’ların duraklama ve gerileme döneminde Batı birleşerek önce hasta ettiler; sonra da bu  hastanın terekesini bölüşme gayretine girdiler ve Osmanlı,nın bilim ve teknolojiden uzak kalmasını hanelerine kazanç kaydettiler. 1854’ten itibaren borçlanan Osmanlı’yı  her geçen yılda ufalayıp sonunda Sevr Antlaşması’na mecbur ettiler. Kapütülasyonun yıkımı içinde devlet çarkı dönmez oldu .Duyun-u Umumiye ile gelir kaynaklarına da el konulunca Padişah, Sarayında aciz kaldı.

            Sevr’in işlerliği genişletilerek uygulanmaya ve Haçlı Seferleri’nde istedikleri sonuca ulaşmaya doğruldular. Ve bir Mayıs ayında Yunanlıları İzmir’e ( 15 Mayıs 1919 ) çıkardılar. Aynı gün Yunanlılar Türk’leri kırıma başladılar. Hasan Tarsin’in ilk kurşunuyla direnişin kıvılcımı başladı.

           İşte tam böyle bir günde İstanbul’dan Anadolu’ya bir yolculuğun sancılı anları yaşanıyordu. Çanakkale Kahramanı Genç bir General Mustafa Kemal , Samsun’a doğru yola çıkıyordu. Kimilerine göre “ Samsun havalisinde Türk’lerin Rumlara karşı baskısını susturmak,

Kimilerine göre de “ Kurtuluş Meşalesini yakmaktı” Mustafa Kemal’in görevi. O, kurtuluştan sonra yazacağı Nutuk’a (1927)  şöyle başlayacaktı : 

          Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaş’ta yenilmiş,Osmanlı Ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ‘ Ateşkes Anlaşması” imzalamış. Savaşlar sonunda Ulus yorgun ve yoksul durumda . Ülkeyi savaşa sokanlar yurttan kaçmışlar, Padişah soysuzlaşmış ve kendini , tahtını koruma sevdasında….Hükümet güçsüz ve onursuz. Ordunun elinden silahı alınmış ve alınmakta..İtilaf Devletleri Ateşkes Anlaşması’nın hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar.  İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da…”

 

          19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal,işe başlarken elinde halkına inancından ve bağımsızlık kararından başka bir gücü yoktu. Önce Halkıyla karar kılması gerekiyordu. Öyle de yaptı. Önce Samsundan Havza’ya (25 Mayıs) geçti. Örgütlenmenin temelini atma çalışmaları Havza’da başladı. Sonra geçtiği Amasya’da,yayınladıkları genelge ile “ Padişah ve hükümeti yurdu kurtaramamakdır; ( bu durumda ) memleketi Milletin azim ve kararı kurtaracaktır,” diyerek Cumhuriyetin de muştusunu veriyordu.

            Yurtta kurulan yerel Kurtuluş Örgütleri , Erzurum Konkresi’nden sonra Sivas Konresi’nde ( 4 Eylül )  birleştirilerek  “ Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk “ adını aldı ve

“ Ya istiklal ya ölüm!”  Türk ulusu’nun parolası oldu.

 

          Düşünülmesi gerek. Ordu yok, terhis edilmiş. Halk yılların savaş yorgunu, bezgin. Üstüne üstlük salgın hastalıklar; sıtma, verem, trahom . Doğan her çocuktan % 60’ı ölüyor. Doktor yok, ebe – hemşire yok, hastane yok. Bütün bunların yanında hazır olan halk da aç – bi ilaç!

           Önce halkın “ Vatan duygusu “ harekete geçirildi. Ancak İstanbul’da Padişah ve yönetimi, Yunan ordusu ile birlik edercesine uçaklarla  Anadalu Hareketini bir asiler ayaklanması olarak dökülen el ilanlarıyla karalamakla meşgul. Şeyhülislam’ın fetvasıyla Mustafa Kemal ‘ in idam fermanını yayınlıyor ve Bizzat Padişah Vahdettin de “ İngiliz Muhipler Cemiyetine üye oluyordu.

 

            1919 -1922  dokuz Eylül’üne kadar Padişah’ın, İngilizlerin desteklediği iç isyanlara karşın , Mustafa Kemal’in çevresinde toplanan Yüce Türk Milleti bütün olumsuzlukları öteleyerek  Bağımsızlığını kazanmasını başardı. 

            Atatürk ve Silah arkadaşları kesin bir inançla giriştikleri kutsal savaşta, Sakarya’da, kütahya ve Ayyon’da emperyalistlerin gücünü “  Milletin  azim ve kararıyla “ yenerek Türklerin varlığını ve asla yok edilemeyeceğini tüm dünyaya kanıtladı.

  

           26 Ağustos 1922’de başlatılan BÜYÜK TAARRUZ, 30 Ağustas’ta verilen “ Ordular, ilk hefeniz Akdeniz’dir , ileri “ emriyle kesin utkuya ulaşmış ve 9 Eylül 1922 günü İzmirle kucaklaşarak ezilen, susturulan, umudu törpülenen Türk Halkına bayram sevinci yaşatılmıştır.

 

           Türk Ordusu , Türk Ulusunun anonim bir kurumudur; onurudur, varoluş garantisidir. Siyasilerin ve bağnaz oluşumların ona zarar vermesine Türk Ulusu asla izin vermez. Onun asaletini bozmak isteyenler gün gelir , halkın ezici gücü karşısında susar, susturulur.

           

           Savaş bir yıkımdır.  Ancak Atatürk’ün dediği gibi , “ Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikede olmadıkça savaş bir cinayettir.

           Devleti yönetenlerin görevi, Savaş sorumsuzluğuna düşürmeden ülkeyi  yönetmektir.

Asıl Bayram savaşa girmeden utkuya ulaşmaktır. Bu da ancak bilim ve teknolojide elde edilen sonuçlarla sağlanır. Eğitim Programlarıyla oynayarak , anlamsızlıklar içine girerek ulaşılacak sonuç, başkalarının artıklarıyla yetinmek olur.

           

            Ulusal Bayramlarımızı yasaklama çabaları olsa da, Eğitim Programlarından Türkiye Cumhuriyetini Kuranları unutturmaya çalışanlar olsa da Kadirşinas Türk Halkı buna asla rağbet etmeden değerlerine daha da önemle sahip çıkacak, hem kendileri, hem de çocuklarıyla Bayramları coşkuyla yaşayacak ve yaşatacaklardır.

             Atatürk ve  Silah arkadaşlarının önünde saygıyla eğiliyorum .( 26.8.2017 )

 

           

 

Yorumlar

tüm yorumlar