TEHLİKENİN HANGİ UCUNDAYIZ ?

Bir doğru parçasının iki ucu vardır ve bu uçları açarsanız sonsuza gider. Bilinmez yollarda her iki uçta olanlar da sapmalar yapabilir, başlangıç noktasındaki değerler unutulmuş, ya da bilerek unutturulmuş da olabilir. Bu noktaya gelin...

Bir doğru parçasının iki ucu vardır ve bu uçları açarsanız sonsuza gider. Bilinmez yollarda her iki uçta olanlar da sapmalar yapabilir, başlangıç noktasındaki değerler unutulmuş, ya da bilerek unutturulmuş da olabilir. Bu noktaya gelindiğinde gelenekler değişir, alışkanlıklara yeni boyutlar getirilmek istenir.

          Ülkemizin durumu şu noktada bu açmazın tam içindedir. Millet olarak kurduğumuz Cumhuriyeti ve onun “ Demokratik, Laik ve Sosyal Devlet “değerlerini zedeleye zedeleye tanınmaz hale getirdik. Temel ilkemiz “ Yurtta ve Dünyada barış” ,ehil ellerden alındıktan sonra , uzak dünyayla değil komşularımızla da düşman olduk.

         “Egemenlik kayıtsız – şartsız Milletindir,” kararlılığında olan TBMM’yi devre dışı bırakarak, başına buyruk kararlar alır olduk. Meclis “ Talimatlarla “ çalıştırılır oldu. Güçler ayrılığı , bir odaktan işaret bekler oldu. Sivil toplum kuruluşları sustu, susmak zorunda bırakıldı.

 

           En önemlisi Milli Eğitim öyle karıştırıldı ki , başındaki Bakanlar ne yaptıklarının ya bilincinde değiller, ya da bilerek yıkımın yollarını döşüyorlar.Hiçbir ülke kendini yıkacak özgürlüğü başka birine vermez. Ancak eğitiminde “ Ulusal ereklerin değerini kavrayamayanlar, yetişen kuşakları başkalarını önüne yem olarak sunarlar. Kinine sahip gençler şimdi ,” Seccademi serdiğim yer vatandır,” deme durumuna getirildi.

 

        Ulusal değerlerini eğitimlerinde öne almayan ülkeler yaşamdan insanlarını koparırlar, köle toplum yaparlar. Üretimden uzak bir toplum, tüketim açmazında varlığını yitirir. Bir çok emtia satılır da toprak satılmaz. Toprak vatandır, biz Türklerin kutsalıdır. Ancak, değerler ötelenince toprak satışları berilendi. Ülkenin alt- üst kaynakları  yabancılara imtiyazlandırıldı.

         Tehlikenin neresindeyiz sorusu içimizi acıtır oldu.

          Bir ülkenin eski bir Bakanı da olsa , başka bir ülkede tutuklama kararı ile karşılaşırsa, o ülkenin onuru nasıl korunabilir ki. Neresinden tutulursa bir yığın kirli yama dökülüyor yere. Bütün bunları geçtik, “ devletin beka sorunu var “ diyenler de bu ülkenin 15 Yıldır yöneticileri ! Neden beka sorunu var devletin?

         Dünyanın üçüncü büyük ve güçlü ordusunu kim, kimler çökertti?

         Dışişlerini kimler küçümseyerek “ monşerler “ dedi?

        Hukuka güveni % 20’lere düşüren sapmaları kimler yaptı?

        Eğitimde Devletin görevini özete teslim eden kimlerdi?

        Yurtları bir cemaatten alır görünüp , başka bir cemaatin kucağına atan kimlerdi ve başka bir sonuç mu bekkeniyor ki?

        Hazır fabrikaları satarak kapanmasına neden olan kimlerdi?

        Bunca üniversite mezunlarına  iş ortamı hazırlayamayarak sokaklarda umutsuz gezmeye zorunlu kılan kimlerdi?

        Bilinir ki, Boraks, perlit,uranyum, toryum  gibi değerlerin dünya rezervlerinin %60’şından çoğunun  revervinin Türkiye’de olduğu bilindiği halde neden Bilimsel Eğitime değil de teokratik eğitime dönülüyor?   Din inşaat yapmakla yücelmez. Din Yaratanla yaratılan arasındadır. Bizler cami yapmakla Yaratana yarayacağımızı sananlardan usandık. Dünyadaki Müslüman nüfusun -%5’i bizde olduğu halde, dünyadaki cami sayısının % 67’ sinin bizde olduğu kayıtlardadır. Bu görünüş bizi mutluluğa götürmeyeceği gibi, hiçbir İslam toplumunu da huzura kavuşturmaz.

           Bir de şu sonuca bakalım. Küçücük bir İsrail son yüzyıl içinde 104 nobel kazanırken, 1,5 milyar İslam aleminin sadece 3 NOBEL ÖDÜLÜ var.  Bu durum tehlikenin neresinde olduğumuzu göstermiyor mu ?  

        

         Tehlikenin doğrunun sağ ucundan geldiğini görmek istemeyenler hep olageldi.  “  Biz yerliyiz ve Milliyiz! “  sözü eylemlerle topluma yansır. Yerli ve milli olan ulusal değerleri satar mı? Yerli ve Milli olanlar eğitimde dünya ile yarışa girecek “ Müfredat “  hazırlamaz mı? Görünen gerçek o ki Türkiye, İlköğretimde 41 ülke arasında 41. Olmuş! Buna 41 kere maşallah mı diyelim şimdi.

           Yine Eğitime döneceğim. Einstein’in tanımıyla “ Eğitim doğruları öğretmek değil, aklı eğitmektir.”

          Tehlikenin önünü kesmek için, öncelikle ve ivedilikle Milli Eğitimi , ULUSAL BENLİĞİNE KAVUŞTURMAK; bunun için de Atatürk’ün 1923’te belirlediği  şu tesbitini ödünsüz uygulamaktır :

          “ Çocuklarımızın ve Gençlerimizin görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNE, KENDİ BENLİĞİNE, ULUSAL GELENEKLERİNE düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir.

            Günümüzde gelinen noktayı değerli velilerimizin dikkatine sunmak isterim. Sizler çocuklarınızı istediğiniz bir okula kaydettirebiliyor musunuz? Devlet Okullarında verilen Eğitime güveniyor musunuz?  Ya da Özel okullara ulaşabilenleriniz yüzde kaçtır?  Çocuğunuzu okutabilmek için, ona en iyi eğitimi vereblmek için katlandığınız sıkıntıları düşününüz.

           Eğitim Devletin zorunlu , anayasal görevidir.  Bunun için vergi verir, gerekli fedakarlıkları canımızı vermek de dahil yaparız. Parası olanlar en iyi eğitimi alacak, olmayanlar paralıların bekçisi olacak; olur mu bu? Yoksulun çocuğu vatan bekleyecek, şehit olacak; parası olanlar bedelli askerlik yapacak!

 

          Beyler bana pembe tablolar çizmeyin . Bugün 69.301 öğrenci cezaevinde . 6000 milyoner Türkiye’den göç etmiş! İşsiz sayısı gerçekte 14 milyon. Öğretmen açığı ilköğretimde 263 bin, Ortaöğretimde 112 bin.  Hala tehlike çanları bacamızda çalmıyor sanılıyorsa kulaklara civa akıtılmış demektir.

       Katillik,salt bedenden canı almak değil, katillik düşüncenin önünü kesmektir de. Her kim düşüncenin önünü kesen eğitime ön verirse , o aydınlığın katili olur. Bilim, aydınlığa sürekli koşudur. İnsan, zamana egemen olmak için kuşkuyu yarıştırmakta ve her gün yeni bir güneş doğmaktadır.

        Kuralsız Devlet, temelsiz Devlettir.Demokrasi kurallar sistemidir.

        Disiplinsiz okul, deredeki çakıl taşları gibidir. Sel nereye sürüklerse orada çöker, birileri de gelir kum ocaklarından götürerek betonlaştırır.

 

         Bırakın halkın kutsalıyla oynamayı. Son günlerde Dinci bir yazarın şu cümlesi çok çarpıcıdır. “ Uçan Hazretler edebiyatıyla din yıkılır.”

         Bir de sevgili Peygamberimizin şu hadisini düşününüz:

        “ Ya Rab, benim eşyalarımı tapınak vasıtası yaptırma !..”

    

           Peygamberin “ Sakal- ı Şerifi “  diye tapınanları düşündükçe güzel dinimizin düşürüldüğü hallere hayıflanıyorum.diyorum ki: “ Peygamberin aramıza katılması mümkün olsa da , Müslümanlığın halini bir görse…

          İstemez misiniz böyle bir manzarayı izlemeyi.

         Tehlike çanlarını Müslümanlar için çalıyor. Son yıllarda Afganistan’dan – Tunus’a uzanan çizgide tarümar edilen Müslüman kentlerini, yok edilen canları düşüdün hele. Bir de Hıristiyan,  ya da başka inançların mensuplarını düşünün . Onlarda huzur varken, bizimkiler neden Ateş kusuyor ?

          Peygamber’in bize önerisi “ İlim Çin’de de olsa arayınız “ değil mi ?

          Hala, tehlikenin boyutunu mu düşünüyorsunuz? Aferin.(13.8.2017)

        

  

Yorumlar

tüm yorumlar