İnadına değil, AKIL YOLU ATATÜRKÇÜLÜK

1981’de, zamanın keskin kılıcı Kenan evren, Tekirdağ Valisi Nüzhet Erman’ı re’sen emekli etmişti hiç yoktan! Bilinir ki o yıl Atatürk’ün 100 doğum yılıdır ve Türkiye’de olduğu gibi Birleşmiş Milletler, ÜNESCO...

1981’de, zamanın keskin kılıcı Kenan evren, Tekirdağ Valisi Nüzhet Erman’ı re’sen emekli etmişti hiç yoktan! Bilinir ki o yıl Atatürk’ün 100 doğum yılıdır ve Türkiye’de olduğu gibi Birleşmiş Milletler, ÜNESCO’ nun sistemli anmasıyla bütün dünyada yaşatıldığı yılddır. Şair Vali N.Erman da anmalara katkı olsun diye, Atatürk’e adadığı şiir demetini “ Güldeste “ olarak kitaplaştırmış ve çok da ilgi toplamıştı.

               O günlerde K. Evren, Atatürk’e özenti içinde tren penceresinden pozlar veriyor, fötr şapka ile görüntüleniyordu. Güldeste’sinde Tekirdağ Valisi Erman şu dizelerle başlıyordu Ata’mızı anlatmaya ;

              “ Birinci Atatürk değildi O / O kadar büyük / ve okadar az Kimse ikinci Atatürk olamaz “

             Yurdun her yerine Atatürk Heykelleri diken Evren, bu dizelerle Atatürk’ e seslenen Valiyi derhal “ re’sen “ emekliye sevketti. Bu şunun işaretiydi. Atatürk ilkelerinin,  faşizan bir cenderenin içine alınacak yolun kaba inşaatı kazılıyordu.

“ Nitekim “ zaman bu düşünceyi doğruladı. Bir taraftan Atatürk Heykelleri yaparken, diğer yandan Atatürk’ün “ vasiyeti “ hiçe sayılarak , onun canı kadar değer vererek koruduğu ve mal varlığını bağışladığı  TDK (Türk Di Kurumu) ile TTK (Türk Tarih Kurumu) yı kapatarak Devrim karşıtlarının istediği şekle getirdi.

            Türk devletinin temeline, Atatürk’ün “ Çağdaş uygarlık düzeyini yakalama ve aşma” önerisi aleyhine harç koyarak geriye gidişin önünü açtı.

 

           Günümüzde, özellikle Atatürk’e ve ilkelerine bilinçli, destekli  saldırılar var. Türk Milli Eğitimi’nden Atatürk ve Cumhuriyet değerleri çıkarılıyor, hatta okullarda 23 Nisan “ Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs kutlamaları, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlama etkinlikleri” de yok sayılma yolunda.

          Bir devlet düşünün ki ulusal varlık nedenlerini yok sayıyor. Bu akıl, ya da mantık işi midir?  Devlet, bütünlük, kaynaşma, ortak bölenlerde birleşmek zorundadır. Erki emanet alanlar halkı ayrıştırma durumunda olursa, çok geçmez değerleri de bölünür. Değerleri ayrışan topluluklar, karşı tarafı sorgulamaya başlar. Sorgulama düşmanlık yaratır.

           Son günlerde görülenler ürkütücüdür.  Etnik gurupları güncelleyenler sonunda, bir siyasinin annesinin cenazesini mezarlıkta basarak barbarlığa varacak eylem sergilediler. “ Buraya gömemezsiniz (!) “ diyerek çıkarılan olaylar yüz kızartmanın ötesinde insanlıktan çıkıştır. Bu noktaya niçin gelindi? Kaç yıldır ekiler kötü tohum artık ayrık otlarını oluşturdu. Tepegöz öyküsündeki canavara dönüşerek kendilerini var edenleri de artık askıya aldılar. Ülke insanları birbirlerinin kimliklerini sorgulamazken, siyasilerin gizli- açık emelleri uğruna parçalanmış, ötelenmiş idealler ülkesi haline geldik. Bu bizi, yaşadığımız coğrafyada sıkıntıya sokar.

 

           Atatürk, bütünlüğü sağlamak için , “ Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir.” Dedikten sonra, eşit yurttaşlık içinde tüm insanları bir araya getirmişti. Hatta, bizzat kendisi Yurttaşlık Bilgisi kitabı yazarak eğitim alanında insanlarımızın bilinlenmesini sağlamış ve “ Kaynaşmış bir toplum oluşmasına özen göstermişti. Hiç kimsenin alt kimliğini sorgulamayan, ancak her etnisitenin özelini yaşaması da herkesin doğal hakkı olarak benimsenmiş ve yasakarla da pekiştirilmişti.

           On beş yıllık Kuruluş zamanında tüm dünyada da dikkatle izlenen bir örnek devlet oluşturduğumuz için de BM Eğitim,Bilim ve Kültür Örgütü

( ÜNESCO) Atatürk’ün 100. Doğum yılı olan 1981 yılını “ Dünyada ATATÜRK YILI” olarak belirler. Bu anma bir ilktir. Daha önce hiç kimse ÜNESCO üyesi 193 ülkede ortak kararla anılmamıştı.

           27 Kasım 1978’de Paris’te toplanan ÜNESCO,  1981’in Atatürk Yılı ilan edilmesinin kararında şu ifadeler vardır. “  Ulusal mücadele ve çağdaşlaşma lideri.  …dünya ulusları içinde karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması için çalışmaların olağanüstü bir örneği ; yaşadığı sürece hiçbir Dil -Din – Irk ayrımı yapmadan çalışan, insan haklarına saygılı ….” diye devam edem kararda Atatürk’ü , tüm üye ülkelerde tanınması hedeflenmişti.

          Bu noktaya götüren düşünce eylemlerinin de olağanüstü oluşundandı. Bilinir ki Türkiye Yedi Düvelle Savaşmış, barıştan sonra da savaştığı ülkelerle kalıcı BARIŞ imzalayarak dostluklar oluşturmuştu. Alman basınında  Beobachter gazetesi Atatürk’ün ölümünde  “ Atatürk, Türkiye’yi tek düşmanı kalmaksızın bırakmıştır. Bu , hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır “  diyecektir.

          Atatürk’e dil uzatanlar, günümüzde mum yakarak Dost Devlet arayacak duruma getirdiler ülkemizi. Ve görülüyor ki günümüz erklileri “ Ülkede beka sorunu var(!)” diyecek kadar işi içinden çıkılmaz labirente dönüştürmüşler ve hiç yoktan ülkemizi Ortadoğu Batağına içine sürüklediler. Tek düşmansız bırakılanü bir ülke  ateş çemberi içinde değil mi?

 

          Yine bir Alman dergisi olan İllusrierte Atatürk’ şöyle tanımlar :” Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır.” Fransız yazar Claude Farrer şu cümleyle tamamlar Alman Dergisini ,” O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın görkemini kavrayabilmek için, O’na çok uzaklardan bakmak gerekir.”

 

          Yeni Türkiye, ya da ikinci Cumhuriyetçilerin yolu duvara tosladı. Ülkenin sorunları çetrefil bir yumağa dönüştü. Durum bu iken siyasiler geçmişten örnek alacakları yerde ipi gerdikçe geriyorlar. Bu durum bana 1950’li yıllarda insanların köylerde bile kahvelerini ayırdıklarını , hatta camileri de ortadan bölme noktasına geldiklerini hatırlatıyor. 1970’li yılların çatışmalarda kardeşin kardeşi vuracak duruma getirildiklerini canlılığıyla serdi gözlerimin önüne.

        Sığ politikacılar, kişisel, zümresel çıkarları uğruna ülke kutsallarına sürekli zarar veriyorlar. Hiç mi hiç ders almıyorlar. Oysa bu devlet kurulurken zamanla değişkenliklere sapanları uyaran Atatürk “Bilelim ki ulusal benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.”

      “   Eğitimdir ki bir ulusu ya hür, bağımsız , şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da bir ulusu tutsaklık ve sefalete terk eder.”

 

           Türkiye, bir “ HUKUK DEVLETİ” olarak kuruldu. Anayasasında da detaylandırılarak “ Türkiye, demokratik, laik, sosyal bir HUKUK DEVLETİ” değişmez , değiştirilmesi teklif dahi edilemez betimlemesiyle  vücut buldu.

 

          Ülkenin eksenini kaydırmaya çalışanların gözlerini dünyaya açmaları gerekir. Dünya Körfez ülkeciklerinden ibaret değildir. Devletin temeli ekonomidir ama üreten bir ekonomi.  Taşıma suyla değirmen dönmez. Taşlar oturur ve taneler arasında sıkışır kalır. Bacaların tütmediği bir ülkede itaat ve kölelik vardır. İnsan ruhu köleliğe uzun süre dayanamaz . Ülkemizde ÜRETİM YOK.Köyler  boşuna boşalttıldı. Toprak küstürüldü. Sıcak para kölesi olanlar,  insanlarını vergiyle ezerler. Cari açık oldukça ülke batar.

        

           Atatürk dönemi ekonomisini neden irdelemezler! Hem dış borçlar ödendi, hem de yeni borç almadan o günün koşullarında harikalar yaratıldı. Sıfır teknolojiyle demiryolları, limanlar, fabrikalar yapıldı. En önemlisi Türk Ulusu iman, ananç, kendine güvenle geleceğe umut yükledi.   Bütün bunları yapan , Türk Ulusuna Tanrı’nın lütfu olan Atatürk’tür. Bütün bunları yapan bizden biridir; kimi gerzeklerin göremediği, sezemediği , sezdikleri halde kabullenemedikleri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Zira onlar bir şey üretmeden halkın ensesinde boza pişirmeyi alışkanlık haline getirenlerdir.

 

          Yeni eskiciler, Atatürk, bir devleti yıkmadı. O bitirilmiş bir devletin küllerinden , halkıyla el ele vererek , dişi- tırnağı ve KANI İLE  yepyeni bir devlet kurarak, hastalıklarla boğuşan verem, tifo, sıtma, cüzzam, trahom vb. İle yalnız ve cahil halkını dünyada onurlu ve saygın hale getirerek aydınlattığı bir devlet bıraktı.Sizler ne yapıyorsunuz! Utanmıyor musunuz hiç! Bu nennet vatanı ne hale düşürdünüz . Yer altı ve üstü zenginlikleri çocuklarımıza mı sağlam ulaştırıyorsunuz, yoksa onları da emperyallistlerin kucağına mı atıyorsunuz?  Millete hizmet eden onun efendisi de değildir, hizmet edenler ancak gönüllerde yer bulur, efendi olamazlar. Her kim üretiyor ve adil davranıyorsa o efendi olur.

        

          Kurtuluş; Akıl yolu olan, bilimin aydınlığını öneren , ulusal mutluluğu esas alan “ Atatürk Yolu “dur. Başka yol arayanlar ülkemizi Ortadoğu batağında ziyan ederler. Birinci girişimizde Suriye’de kaç şehit verdikbiliniyor.

İkinci  hareket ve sonrası derken KAN ve KIRIM bize bulaşır. Acilen  “ YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” temel ilkemize dönünüz. Bilirsiniz “ Öfke baldan tatlıdır” , ancak unutmayınız “ öfkeyle kalkan zararla oturur.” (17.9.2017)

 

Yorumlar

tüm yorumlar