ADAM GİBİ...

Yürektedir toplumun anahtarı... Adam gibi insan... Adam gibi toplum... Düşünüyor muyuz hiç; doğru insanı bulmak için harcadığımız enerjiyi doğru insan olmak için harcıyor muyuz... Toplumlar da tıpkı insanlar gibi... Doğru ...

Yürektedir toplumun anahtarı...
Adam gibi insan... Adam gibi toplum...


Düşünüyor muyuz hiç; doğru insanı bulmak için harcadığımız enerjiyi doğru insan olmak için harcıyor muyuz...

Toplumlar da tıpkı insanlar gibi... Doğru insanlar,  doğru toplum...
İnsanlar " insan" olarak yükselip adam oldukça toplumlar da adam oluyor, adam gibi toplum oluyor. Adam gibi konuşan, adam gibi hareket eden, birbirine saygılı ve dürüst, adam gibi davranmayı amaç edinmiş; öğrenen ve öğrenmeyi bilen, çalışkan, daima ileriye bakan adam gibi toplumlar oluyorlar.
Yani "medeniyet" dediğimiz şeyi yaşıyorlar.  İnsan olmanın onuru adam olmanın erdemiyle birleşmedikçe, adam gibi toplum olma sadece heveslerde arzularda kalır...
**** **** **** ****
Heves etmek...

Yürektedir hayatın anahtarı...
Hayata dair tüm güzellikleri o hayatın gerçeği yapmak için gönülden istemek ve yapabilmek gerek...
Nice yaşanası güzel hayaller sadece hayallerde heveslerde kalmıyor mu ? Kalmamalı... Hayal ve heves, başlangıç için itici bir kuvvet olmalı ancak, sonrası hayatın gerçeği olamıyorsa, sadece bir ham hayal olarak kalır, heves olarak kalır...

Salomon bir gün aniden ölür. Karısı feryat edip ağlamaya başlar:
- Ah vre Salomon, sen ne bilgili, ne çalışkan adamdın... Çok şeyi bilirdin.. İngilizce bilirdin, Fransızca bilirdin, Almanca bilirdin...
Aile dostları Mişon, yanına yaklaşır usulca:
- Yook vre, Salomon bu dediklerinin hiç birini bilmezdi, neden böyle söylüyorsun?
Kadın, ağlayarak söylenmeye devam eder:
- Bilmez idi ama, heves eder idii, heves eder idii...
Evet, gönülden istemek ve yapabilmek gerek...Sadece heves etmek, hayal etmek yetmiyor... Hayata emek vermek gerek, yaşanılası bir hayat adına...
...................     ................   ................

UNUTULAN BİRŞEYLER VAR...

"Mutluluğun tanımını yaparız hep kendimizce... Aşkın tanımını yaparız. Hüzünlerin tanımını...Sayfalarca anlatır, yüreğimize çizeriz resmini mutluluğun, aşkın ve hüzünlerin... Ama hep eksiktir bir yerlerden.Bir şeylerle bağlanmışızdır hayata, fakat ne olduğunu analiz etmeyiz çoğunlukla...Birleşmez parçalar da, yüreğimizle doldurmayı düşünemeyiz o boşlukları...Sevgide mutluluk değil, menfaatte mutluluk ararız hep yaşananları süzmeden...Ama hayatın süzgeci, yaşananları tek tek süzmektedir kendi süzgecinde, onları bir gün bize geri çevirmek için...Ve unutulan bir şeyler vardır hayatımızda hep...Ya unutulan, ya da hatırlamak istemediğimiz...Hep eksiktir bir yerlerden...Gününü bekler her şey...Ve gün gelir ve hatırlatılır...
............ ............ .............

Neden Mutsuz...

Daima yeni keşifler peşinde koşan insan, sürekli değişen hayat koşulları içinde bir tek şeyi unuttu; kendini yeniden keşfetmeyi... İnsan SEVMEYİ unuttu. Sevgiler bile menfaatler üzerine kurulmaya başladı. Ve maddeye olan bağımlılık ruhun açlığını arttırdığından, bunu fark edemeyen bugünün insanı, düne göre çok daha fazla mutsuz oldu.
............ ............. ...................

Ah o Şarkılar...

Bazı şarkılar vardır. Yıllarca dinlemişsinizdir.Hatta belki de defalarca söylemişsinizdir.Ama bir gün öyle bir an gelir ki...Sanki ilk defa söylüyor, ilk defa dinliyormuşçasına anlamaya başlarsınız o şarkıları.Sözlerindeki mana, namelerindeki tatlı akış yüreğinizi yakıverir bir anda. O şarkının sizin için bestelendiğini düşünürsünüz. Sözleri sizi anlatır...Melodileri sizi anlatır...Ve yıllardır öylesine dinlediğiniz o şarkıya bir anda sahipleniverirsiniz.Artık daha bir farklı dinler, daha bir farklı söylersiniz o şarkıyı; en derin manalar yükleyip yüreğinizin derinliklerinde hissederek...
Yaşadıklarınızı, tıpkı daha önce seyrettiğiniz hüzünlü bir film gibi yeniden hatırlarsınız.Kendinizle baş başa seyrederken o filmi, duyduğunuz acının tadını çıkarmak istersiniz her melodide...
............. ............. ...................

BİR ROMANDIR HAYATLAR...

Dünya bir sahne. Hayat bir oyun deriz ya her zaman... Herkes kendi romanını oynuyor bu sahnede...Hiçbirimiz hayat oyununa nerede, ne zaman, kimlerle, hangi statüde ve nasıl başlayacağımızı seçme şansına sahip değildik sahneye çıktığımızda...Elimize hangi imkanlar sunulduysa, oradan başladık hayatlarımızı yazmaya ve oynamaya...Zaman önümüze yeni seçenekler sundukça, tercihlerimizle şekillendirdik hayatlarımızı.Bizim romanımız, insanların romanlarından oluşuyor hayat oyunu... Diğer her şey, figüran...Milyarlarca insanın baş rolde oynadığı, zaman zaman rollerin kesiştiği, kadrosu çok zengin bir tiyatro ve koskoca bir sahne... Çok kalabalık ama herkes yalnız...Kesişse de roller, herkes birbirinin figüranı oluyor sadece...Beraberken bile kendinsin aslında...

Yorumlar

tüm yorumlar