EĞİTİM YOZ OLMUŞ

En yetkili ağızdan, “ Eğitimde istediğimiz başarıyı gösteremedik!” itirafını duyduk. Oysa, eğitimin son Bakanı, “ Bizim petrolumuz, gazımız, elmasımız yok ama, elmastan değerli Eğitim sistemimiz var” sözünün yankısı da hen&uum...

En yetkili ağızdan, “ Eğitimde istediğimiz başarıyı gösteremedik!” itirafını duyduk. Oysa, eğitimin son Bakanı, “ Bizim petrolumuz, gazımız, elmasımız yok ama, elmastan değerli Eğitim sistemimiz var” sözünün yankısı da henüz kulaklarda çınlayıp duruyordu. İki bakış ve iki zıt nakış! Hangisi doğru ?

 

         Ulusal eğitimin genel çizgisine bakınca, ülkeler arasındaki yerimiz iç yangısı. Kendi içimizde, yaşama hazırlama durumu boşlukta. Çocuklarımızı eğitirken onlara gelecek hazırlama yerine, kısır döngülerde onları nefessiz bırakıyoruz. Siyasilerin bir tutam oy uğruna sergiledikleri çağdışılıkları, eğitimde yetişkinliklere geçişte kocaman bir belirsizlik  bırakıyor.

         Eğitim, bilimin gerekleri, ülkenin gerçekleri yerine düşünceden uzak, ezberci bir sistemle yüzyıllar öncesine taşınırsa elde edilecek başarı ancak yakınmalar, pişmanlıklarla, bir o kadar da hayal kırıklığı olur.

        

         Son yıllarda inatla ülkeyi dönüştürmeye çalıştıkları Osmanlı sistemi , bilinir ki 600 yıllık sürecin sonunda bir hayal kırıklığıdır. Koca İmparatorluk, asli unsuru Türk’lere eğitim vermemiş, Cumhuriyete %7 okur-yazarlık bırakabilmiştir. Kadınlarda ise bu oran binde dörttür. Türkler hor görülmüş, Saraydan uzak tutulmuş, ancak savaş ve vergi aracı olarak kullanılmıştır. Hatta bununla da yetinilmemiş, Sarayda besledikleri şairlerin şiirlerinde Türk’leri aşağılamalarından adeta zevk almışlardır. Kısa bir örnek sunmak isterim.

 

        2. Bayezit Döneminde “ Divan-ü Hümayun Katibi “ ve Kadimi mahlasını kullanan Hafız Hamdi Çelebi ( 1460- 1488)  bakınız Türkler hakkında neler söylüyor:

          “ Türk’ü zannetme ki ola adem

               Türk ile oturma, durma bir dem

               Şeker olsa eline Türk, ola semm

              Ser-i Etrak-ı kesip hiç yeme gam

              Uktül-üt Türk’e velev kane ebbak…”

              “Sakın Türk’ü adam sanma. Türk ile asla yan yana gelme. Elindeki şeker Türk olsa seni zehirler. Türklerin  başını hiç üzülmeden kes! Öldür Türk’ü baban bile olsa .”

           Böyle bir anlayışın egemen olduğu bir imparatorlukta Türkler gelişebilir miydi! Devlet yönetimini, ekonomiyi, sanatı azınlara teslim ederseniz, koca bir İmparatorluğun temeline dinamit koymuş olursunuz.  

         

           Cumhuriyet, yeniden var oluş için eğitimi öne aldı. ÖNCE EĞİTİM  dendi. Devrimlerle çağların açığını kapamak için  eğitim temel sayılarak, tüm ülkede Eğitim Birliği yasasıyla birlik sağkadı . Azınlık okullarını kapattı, sistem içinde yeniden yer almalarını sağladı. Türk Dilinin yapısına uygun yeni Türk ABC’si kabul edildi. Kısa sürede Türk insanı Ulusal heyecan dalgası içinde, Ata’sının izinde okuma- yazmayı %20’lere çıkardı. Anadolu cahil, yoksul ve hastaydı. Hazır nüfus savaş yorgunu, yaşlı ,çocuk ve köylerde yaşamaktaydı.

           Kalkınmanın Köylerden başlaması gerekliydi. Onun için köykünün eğitilmesi zorunluydu. Araştırmalar sonunda Köy Enstitüleri açıldı. Bu okullar (1940 – 1952) ülkenin 21 yerinde açılarak , 12 yıllık süre içinde 17bin Köy Öğretmeni yetiştirdi. Çok partili döneme geçişte oy uğruna bu okulları, toprak ağaları ve yabancıların isteği doğrultusunda kapatıverdiler. Zamanın iktidarı D.P

(Demokrat Parti) tutuculuğu öne alarak, devrimlerin önünü kesmeye başladı. Hatta parti lideri Menderes, milletvekillerine hitaben “ Siz isterseniz Hilafeti bile getirirsiniz(!) “ diyerek, yeraltındaki devrim düşmanlarına yeşil ışık yaktı.

 

          İşte, Türk Ulusal Eğitimi o günden beri kırpıla kırpıla günümüzdeki  garibanlığa düşürüldü. İçte karmaşıklık ve bağnazlık, dışta dünya ulusları arasında son sıralarda, yetkililerin sözlerinin şaşkınlıkları ve kendi kendilerini inkarları arasında yaz-bozdan öte umursuzluk içinde büyük bir boşlukta belirsizdedir.  Devletin asli ve en önemli görevi EĞİTİM olduğu halde, bunu becerememenin sıkıntısı çocuklarımızı derin sularda , yüzme öğretemeden yüzmeye zorlamaktadır. Alınan sonuş tek sözcükle başarısızlıktır.

 

          Peki bu labirentten nasıl çıkacak ve ülkemizde güçlü bir nesil yetiştireceğiz?  Ülke sevdalısı insanları nasıl eğiteceğiz?

      

         Şunu ön ve vazgeçilmez koşul olarak vurgulamak zorundayız.  Eğitim, bilimsel ve özgür düşüncede kurgulanmalıdır. Düşünce ve sorgulamadan uzak bir eğitim çocukları üretimden uzak, kabullenmeye yönelik bir varlık yapar

 

         Bir çok kez kullandığım ve temel bakış açısı olarak gördüğüm Atatürk’ün şu tesbiti Türk Eğitiminin düsturu olmalıdır :

         “ Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun,  ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin geleceğine , kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir.(1922)”

           Ülkesini, insanını, kendi onurunu ve ulusal geleneklerini çocuklarına benimsetemeyen bir eğitim , insanlarını rüzgar önünde bir gazel gibi ufalanmaya terk eder. Öncelik, kendi yurdu ve insanı olmalı ki, sonu hümanizme kadar açılabilsin.

          Dinsel bir eğitim arayışı eğitimi kurtarma yerine tamamen başarısız kılar.

2017 – 2019 yatırım bütçesinde Fen Liselerine 109 milyon, 666 bin tl ayırırken, İmam-Hatip Liselerine 1.723 milyon ( 1 milyar 723 milyon) ayırırsanız eğitimde yine yaya kalır, belki yalancı hayıflanmalarınız da sizi avutamaz.

 

        Eğitimi , İmam-Hatipleştirerek başarı sağlamanız olası değil. Dini eğitim için yeteri kadar Meslek Lisesi doğaldır. Ancak tüm ulusal eğitimi dinselleştirirseniz Pozitif bilimi yok edersiniz. Ne mi yapmalıyız?

 

  • Eğitim Devletin öncelikli sorunudur; asla özele terk edilemez.
  • Yurtlar kesinlikle Devletin tekelinde olmalıdır.
  • Öğretmen eğitinim temel unsurudur. O özel yetiştirilmek ister. Öğretmen okulları yeniden, ilköğretim sonundan seçilen adayların belirlenmesi ve öğretmen Akademilerince yetiştirilmeleri gerekir.
  • Ara eleman için üretime yönelik meslek liseleri açılmalıdır.
  • Ulusal birlik için Yurttaşlık Bilgisi temel alınmalıdır.
  • Türkiye Coğrafyası ve Türk Tarihi onuruyla kavraılmalıdır.
  • Cumhuriyet ilkeleri her yurttaş için vazgeçilmez olmalıdır.
  • Siyaset, Eğitimin içine asla girmemeli, yurttaşlar kaynaştırılmalı.
  • Siyaset dilinde sevgi ve birleştiricilik eğitimin hedefi olmalıdır.
  • Ulusal Bayramlarımız yeniden GÖRKEMİYLE KUTLANMALIDIR.
  • Her birey T.C. Vatandaşı olmaktan gurur duyar halde yetişmelidir.
  • Erkler ayrılığı sistemin Demokratik Dayanağı olmalıdır.
  • Eğitimin mutlaka ÜRETİMLE BÜTÜNLEŞMESİ zorunludur.

 

         Türk Eğitiminde Atatürkçülüğü çıkarmak, bunu yapmak isteyenlere asla kazanç sağlamayacağı gibi , ülkeye de bir yararı olmaz, olamaz. Lozan’ı küçük görmek isteyenler, son Kuzey Irak sendromunda  Lozan ve 1926’daki Ankara Antlaşmalarıyla yine Atatürk’e sığındılar.

        Atatürk Türkiyedir. Ne diyordu O büyük Lider :

       “ Eğitimdir ki bir ulusu ya hür, bağımsız,şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da bir ulusu tutsaklık ve sefalete terk eder.”

      “ Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek erdemde dünya birinciliğini tutmaktır…”

 

         El ele vererek, eğitim işini gerçek eğitimcilere bırakalım. Türk Öğretmenleri, kısa sürede her biri bir çiçek olan çocuklarımızı kırağı çalmadan, korusun ve olgun , üretken birer onurlu yurttaş yapsın. Öğretmenleri de özel yetiştirelim. Yurduna ve ulusuna sevdalı, yarınların umuduna ışık olacak şekilde eğitelim.

         Sizler, dinsel eğitime zorladıkça toplum ayrışıyor. Kazançtan çok zarar veriyorsunuz Kutsal Dine. Diyanet siyasetin içinde. Tekke ve dergahlara sıcak bakarsanız, ayrışmaları toplayamazsınız. Her Cemaat ayrı bir yol izliyor! Hangisi gerçek islamın yolu? Türkiye’de tarikat sayısını bilebilir misiniz?

Şu küçücük Çeçenistan’ da bile üç binden fazla tarikat olduğu söyleniyor.

Bunların yolları ayrı olduğuna göre PEYGAMBER YOLU hangisidir, söyleyebilir misiniz?

        O yüce Peygamber demiyor mu :

        “ YA RAB, BENİM EŞYALARIMI TAPINAK VASITASI YAPTIRMA.”

 

        Sizler, hem dindar görüneceksiniz, hem de dindışılıklara pirim vereceksiniz.

Cami yapmak ahlakı düzeltiyor mu? Dünyadaki müslüman nüfusun % 5’i Türkiye’de yaşarken, dünyadaki cami sayısının % 65’i Türkiyede! Bu durum bizim ahlakımıza zirve mi yaptırdı? Cami yapmak değil, gönül yapmaktır insanı insan eden. Zira halkımızda bilir ki “ Gönül Tanrı’nın evidir.”

 

        Geliniz Atatürk’ün şu sözünün anlamında birleşelim:

        “ Sarık ve cübbeyle artık dünyada başarılı olmanın olanağı yoktur.”

        “ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Busöz kılavuzumuz olmalıdır.

-____________________________________________( 29.9.2017)

 

Yorumlar

tüm yorumlar