Problemim Var

Problemim var X ve y’lerden uzak Her yolumun üstüne kurulmuş Gönüllü düştüğüm sevgiden tuzak   Yıllarım yollara seriligelir Gönül bağlarımda saklı yıldızlar Ve yıldızlar arasındaki denklem...

Problemim var

X ve y’lerden uzak

Her yolumun üstüne kurulmuş

Gönüllü düştüğüm sevgiden tuzak

 

Yıllarım yollara seriligelir

Gönül bağlarımda saklı yıldızlar

Ve yıldızlar arasındaki denklem

Pupa yelken köpüklü dalgalarda

 

Maviliğin sonsuzu üstte

Lacivertin koyusu altta

Yatak – yorgan kuş tüyünden

Gençlik ötelerde  - özlemde kucak

Problemim var

Şimdilerde

Sevgi başka biçimde

Saygı başka izlerde

X’ler ,y’ler karışmış

Kılıç – kalkan çarpışıyor içimde

                       

                      ***

 

             Kimi zaman da “ şiirsel takılmak “ var. Darlanan yüreğin soğuması, hafiflemesine gerek var. Ülkenin ağırlığı birilerine yük olunca gönüllü girmek var ağırlığın altına. Kimi zaman şalterleri attıranlar... Tam o zamanda “ ŞİİR “ giriyor devreye.

            Şiir ortaklaşa paylaşmaktır özlemleri. İnsanı insanla daha içten kavuşturur. Ortak gizemlerimiz birileri tarafın söylenmiş olabilir, ancak bir bakarsınız o senindir. Alır , sarıp sarmalarsınız gönlünüzün kuytularında. Boşuna mı demişler, “ Şiir yazıldığı andan itibaren okuyucunundur “ diye. Her üretimin bir alıcısı vardır. Üretimler dostlukları doğurur. Cahit Külebi demiyor mu yılların ardından “ Çiçekle konuşurken”:

Artık ne pencerem var seni koyacak

Ne masam,

Sevgilim de yok bu şehirde

Çiçek seni alıp ne yapsam…”

 

          Bu bir aymazlığın değil, uçup giden yılların sonundaki yalnızlığın yansımasıdır. Bir serüvenin sona yaklaşmasındaki özlemlere yaklaşabilme duygusudur. Bedenin pörsümesi, duygunun da eskimesini gerektirmez. Yılların verdiği rahatlık içinde gençliğe bir alkıştır bırakılan.

 

          Aynı Cahit külebi’yi bir de şu dizelerinde algılayalım:

İnsan kalbi kıyısız deniz

Yapraksız ağaç

 Mahzun semanın yıdızları

  Her seven götürse n’olur

  Bir mendil kiraz gibi kızları “

 

          Karaca oğlan ne diyordu çeşme başındaki Türkmen kızına.” Emmi çekil de testimi doldurayım.”

    

Değirmenden geldim beygirim yüklü

 Şu kızı görenin del’olur aklı

  On beş yaşında da kırk beş bölüklü

  Bir kız bana “emmi” dedi neyleyim

 

  Birer birer toplayayım odunu

  Bilem dedim bilemedim adını

  Albistan yanaklı Türkmen Kadını

 Bir kız bana emmi dedi neyleyim”

Şair gönlü daha ileri gider ve kendine döner ve yıllara küskünlük içinde  şöyle bitirir sazın telinde sözü.

 

         “ Sakal seni makkap ile yolayım / Bir kız bana emmi dedi neyleyim.”

           Sözün özü, insan şiirdir. Yadsımayın öyle; birinin gönlüne işlerse şiir, artık ondan kötülük ağmaz. Şiirle dost olan kişinin bakışlarında derinlik, yüreğinde yaşatmaktan doğan bir serinlik vardır.  Yarım kalan işlerde tamamlayıcıdır şiir. Hoşgörüdür, bağışlayıcıdır, albenidir; aydınlığa uzanan bir ışığıdır insanın.

 

Yarım Kalan

Bu bahar da yarım kaldı düşlerim

Nakış nakış düşüncelerde

Başlı kaldı işlerim

 

Uzaklardan gelen tutkulu esin

Hala yasak meyvelerde aklımız

Kimsesizliğin umarsız duygularında

“ İmamesiz tesbihim !”

 Sürekli “ ya sabır “  çekerim de

 Sonu gelmez.

Gecelerim – gündüzlerim karışır

Bir türlü sonu gelmez

Tutar , kendi elimi dişlerim

 

Bu bahar da uzaklarda kaldı düşlerim

Sevdalarını yiyip – bitirdiler

  Ulusumun

  Akşam pazarlarında gör onları

  Umur karlı dağın ardında yine

  Karınca yuvaları yönsüz – yordamsız

  Duyulmuyor serzenişlerim

   Yine yarım kaldı düşlerim

 

      Düşler biterse cıbıl kalır insan. Ancak ellerin parmakları farklı diyenler var dolaşan. Parmaklarda aynı kanın dolaştığını düşünmezler de uzunluk – kısalık irdelemesi yaparlar. Oysa bacalardan çıkan dumanın yönünü belirleyen salt dumanın koyuluğu değil, rüzgarın payıdır da. Bir de o dumanın ateşinden kalan o sessiz, sönmüş külleri düşünün. İşte ŞİİR,

O küller ve alevin öyküsünü anlatır  insanın insan olmasını düşlediği günden beri.

 

           Ve şöyle biter bu söyleşinin sonu:

 

       Her bitişte yeni bir doğuş vardır

       Kar taneleri  çığ olur da

       Yerinden oynar dağlar – taşlar

       Ahtapotun her kolu bir yana

       Güneş doğar – bora yavaşlar

       Gün aydınlığında yine mutlu çocuklar

 

Ve ocakta sıcacık, özlenen aşlar

Her oluşumda yeni mutluluk başlar

 

Yorumlar

tüm yorumlar