YALNIZ BİR TEPEDE ÇÖZÜLMEK BUZLARIMDAN

Şimdi Akılbaba'nın zirvesinde olacaksın.  Rüzgar esecek bıçak gibi. Olduğun yerde   Buzdan bir yontu gibi donacaksın olduğun yerde. Bıyıkların varsa buzlar sarkacak. Gözlerin  açık duracak cam gibi . Bir noktaya, uzak bir ...

Şimdi Akılbaba'nın zirvesinde olacaksın.  Rüzgar esecek bıçak gibi. Olduğun yerde

 

Buzdan bir yontu gibi donacaksın olduğun yerde. Bıyıkların varsa buzlar sarkacak. Gözlerin  açık duracak cam gibi . Bir noktaya, uzak bir noktaya bakacaksın. Anlamlı mı, anlamsız mı kimse anlamayacak. Zaman eriyecek bakışlarında . Sen öyle gururlu, tepenin doruk noktasında , öyle aldırmaz bakacaksın.

Bu yüce tepe senin, sen Akılbaba tepesisin. Kimseler ne satabilir, ne özelleştirebilir.

Bir sen, bir de üç bin metrede yalnızlığın...Taşlar döşenmiş tepe noktasına.Kimler döşemiş bilinmez. " Akılbaba Tepesi " demiş birileri. Sorsan da yanıt alamazsın. Kuzey yamacında karlar katmer katmer, toktağan.

Bir Temmuz" da çıkmıştım Akılbaba'nın en yücesine. Çocukluktan yeni çıkmıştım.

Yalnızdım üstelik.Çimenler yoldu.  Yürüyordunuz topukotlarının yumuşaklığında. 

Aslında biz, Tirebolu sahil kesiminden Torul yaylalarından  Gölcüvez Yaylası'na

Çıkardık Mayıs günlerinde. O günlerde yaylacılık daha bir başkaydı. Zira hayvancılık her köyün, her evin meşgalesiydi. Tirebolu'nun yaz sıcağına ne hayvanlar, ne de çocuklar dayanabilirdi. Seksen kilometrelik yolu kona - göçe üç günün sonunda varırdık obamıza.

İlk gün Çileklik'te konaklanır, keçilerden sağılan sütler çam pürlerinin alevli ateşinde pişirilir, o soğuk akşamda buğu buğu içilirdi. Yanaklarımız soğuğun etkisiyle kıpkırmızı olurdu.

            Biz çocuklar atların terkisinde giderdik çoğu zaman. Ağaçbaşı ikinci durağımız olur, biz çocuklar çamların çimenlere terkettiği burada  ağaçlardan çam sakızı toplama yarışına girerdik. Çünkü obamızda sadece çimen vardı. Ormanlar otuz kilometre geride kalmış olurdu.

           Kimi zaman Ağaçbaşı'nda kar yağardı üstümüze. Açık kıldan çadırlarda anlamazdık üşüdüğümüzü. Kuru pürler toplar, boyumuzdan büyük ateşler yakardık karların ortasında. Sonra Ayderesi sırtlarında kar kürtükleri üstlerinden korka korka geçerdik. Zira bir kayarsak aşağılar epey korkutucu olurdu. Obaya indiğimizde yeniden doğardık sanki. Çimenler bizimdi, dereler tepeler bizim. Özgürlüğünü yaşardık çocukluğumuzun.

         İşte böyle geçen yıllarda büyümüş , delikanlı olmuştum. Espiye'nin yayla

kesiminde olan yayla pazarına giderdik kimi zaman . Bizim obamıza yakın yayla pazarı Kazıkbeli'ydi. Karaovacık'ta Cumartesi, Kazıkbeli'nde Çarşamba günleri pazar kurulur, panayır yeri gibi binlerce insan toplanırdı.  Karaovacık'a yakın, komşularımızın da obası olan Karaboya uğrak yerimizdi. 

Böyle bir zamanda Karaboya'ya epey uzakta, yörenin en yüksek tepesi

olan Akılbaba'dan  söz etmişler,tepe noktasında düzgün geniş taşlarla döşenmiş bir alanın da olduğunu duyunca , oraya tırmanmak arzusu bende dayanılmaz olmuştu. Tırmanmalıydım. Yalnızdım . Tek başıma yirmi kilometre kadar yürüdüm. Güney yamacından tırmanmaya başladım.  Çimenler bitmiş, kayalar başlamıştı. Uzaklarda kar kürtükleri eteklerinde koyun sürüleri  yayılmaktaydı. Yalnızdım ve taşlar arasında yürüyordum.  Kayalar arasından gelincikler, sansarlar çıkıp batıyordu. Kaç yılda bir insan ayağı zor değerdi oralara. Bu kez de beni karşılıyordu gelincikler, sansarlar.

Tepeye ulaştığımda kendimle çokluktum. Ta kuzey uzaklarda Karadeniz  seçiliyordu.

Bir yanda Şebinkarahisar dağları, batıda Karagöl dağları ile Kuzeydoğudaki  Sisdağı  seçilenler arasındaydı Temmuz'un bu berrak gününde.

           Sivri bir tepe. En doruk noktasına bir harman yeri kadar taş döşenmişti. Her biri metrekarelik büyük düz taşlar. Sanki bir forum alanıydı Akılbaba Tepasi.   Yalnız değildim orda . Hani, Yunus'un sonraları öğrendiğim şu dizelerindeydim  .

             " Beni bende demen bende değilem

               Bir ben vardır bende benden içeri "

 

              Yalnız değildim. İçimdeki benle çokluktum. Öyle çoluktum ki  tüm ulusum ve     tanımadığım milyonlar benimleydi. Öylece , buzdan yontu gibi kalakaldım dorukta.

 

           Aradan yıllar geçti. Ben değiştim mi ? Bedenen öyle. İçimde yine o tepede rüzgara karşı durmak var. Ama o eski heyecan yok. Birileri  heyecanımı çalmış. Ülkemin güzellikleri yad - yaban ellere kalmış. Gençliğimin ideallerinde çağdaş bir ülkenin gülümsemesi vardı. Bir büyük heyecanın korkusuzluğu vardı. Korkmadan, sıkılmadan , ıssız koyaklarda yürümek vardı. Çekincesiz, özgür ve tek başına. Korkusuz ve kuşkusuz. Şimdi mi ? El bilir, alem bilir ki ülkemiz yol geçen hanı ötesinde  dağlarımız da karanlık. Gün ortası karanlık dağlarımız. Sürüler yok, kaval sesleri yok şimdilerde. Rüzgarlar rüzgarlara çarpıyor.

 

           Bugün okullarım çoğaldı. Çocuklarım diplomalı, bilgi hamalı!  Ama aç , işsiz. Onların sıkıntısı sardı beni. Neden buzdan yontu olmak istiyorum ?  Beni Akılbaba Tepesi'nde bu kez bir kış günü buzdan bir yontu isteğine zorlayan ne?

           Hayallerimi çalanlar için  Akılbaba'nın doruk noktasında düşüncelerim kilitli. Bir güzel güne uyanmak umudum , umudumuz. Ulusal bütünlüğümüz için topyekün uyanmak umudumuz.

          "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözünü ülkemin tüm yüksek tepelerinden seslenmek. Sonra mı ?  Çözülmek buzlarımdan.  Sıcaklığımı yakalamak Akılbabalardan...

 

           Kristal bakışlarda alevli sancı

          Var olmak kaygısı - korkusuz dünya

          Milyonların inancı

       İnsan insana yabancı

  Durma suskun

        Söyle be HANCI !.. BUNCA ACI  NEDEN?

Yorumlar

tüm yorumlar