Ne Diyordu ATATÜRK ?

“ Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilet ebet payidar kalacaktır. Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir; benim düşüncelerimi anlıyorsanız bu kafidir. &l...

“ Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilet ebet payidar kalacaktır. Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir; benim düşüncelerimi anlıyorsanız bu kafidir. “

 

             Yıllardır Atatürk’e saldıranlar ne bilsinler düşünceyi . Onlar isme saldırdıkça bilmezler ki Türk Ulusunun yüreğinde Atatürk düşüncesi büyüyor. Ve bilmezler ki asıl hükmeden düşüncenin halkçasıdır. İnsanı yücelten, düşüncenin saydamlığıdır ve Atatürk düşüncesi tüm insanlığın mutluluğuna yöneliktir. O , der ki “ Milletin hayatı tehlikede olmadıkça savaş bir cinayettir.” Bunun içindir ki bizi savaşa zorunlu kılanları,yenip sınırlar belirlendikten sonra, aynı ülkelerle, hatta aynı liderlerle oturup Barış Antlaşması  imzalayan da Atatürk’tür.

 

            Yer altında çimlenip son zamanlarda gün yüzüne çıkan kara düşünceliler çok uğraştılar  Atatürk Türkiye’sini yeniden kimliksiz kılmak için. İhanete varan eylemlerde bulundular; bulunuyorlar. Kimileri statlardan adını kaldırırken, kimileri kent meydanlarındaki anıtlarını sökerek depolara kaldırdılar. Yetkin olanlar da  O’nun vasiyetini bozarak, arazilerinesaraylar yapmayı yenilik sandılar. Ülkenin kalbi olan Çankaya devre dışı bırakılarak sandılar ki Atatürk unutulacak !

            Ancak , derker ya, “ kazın ayağı öyle değil !”  Cumhuriyet,  oyun kağıdından yapılmış bir oyuncak değil. Yıkamayacaklarını anlayınca yeniden ( takiye yaparak)  Atatürk’e yönelirler ! Artık halkın kulağının arkası kaldı ellenmedik. Bu, meydan salvolarında ağızlarına Atatürk  adını ananlara bu yüce Türk halkı bıyık altından gülüyor. Beyler sabah söylediklerinizi akşama hatırlıyor musunuz ? Siz   “Yok “ deseniz de biz o denli balık hafıza değiliz. Lades tutuştuk bir kere, o kemiği yutmayınca inanamayız.

            

              Ne diyordu Atatürk ?

             “Biz Türk’ler bütün  tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.”

İstanbul’un işgalini gören Mustafa Kemal, Çanakkale’de olduğu gibi, “Nasıl geldilerse öyle giderler “ diyerek yurdun kurtuluşu için özbenliğini kurguluyordu… Attığı her adımda, padişahın ve hükümetinin Sevr’le ülkeyi bitirdiğini görünce, böbrek sancılarına inat, bir daha kararlılıkla sorunların üstüne yürüyordu. “  Hürriyet olmayan bir ülkede ölüm ve çöküş vardır. Her gelişmenin ve kurtuluşun anası hürriyettir “ diyen Mustafa Kemal, kurtuluştan sonra ülke yönetiminin şeklini de belirlemişti 1906 yılında. Bu özgürlük tutkusu onu “ya istiklak , ya ölüm (!) “ kararlılığına götürüyordu.

     

             Samsun’dan başladığı yolculukta, bizi savaşa zorlayanlar vardı. Bin yıllık yurdumuza lekeli eller girmişti ve bunda devlet  çaresizdi. İngiliz sevenler cemiyetine üye olmayı kurtuluş sanan Padişah ve Hükümeti kendini avutmadan öte bir şey yapamıyordu. Önce halkıyla bütünleşme eylemlerini tamamlayan Mustafa Kemal, “ Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır “ diyerek kurduğu nizami Türk Ordusu ile 19 mayıs 1919’da başladığı kutsal yolculuğu , 9 Eylül 1922’de düşmanı İzmir’de denize dökerek dehasını bir kez daha gösteryordu. Yenik düşmanın bayrağını merdivenlere serilmiş gören o yüce Komutan, “ Kaldırın, bayrak milletin onurudur; savaşı ise siyasiler çıkarır, “ der. Oysa O, düşmanın kaçarken yakıp yıktıkları köyleri görmüş, işledikleri cinayetlere tanıklık etmişti.

           Türk Kurtuluş Savaşı, baştan sona TBMM’nin kararlarıyla yürütülmüş, alınan önlemler milletin bilgisine sunulmuştur.

           Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, sırada  Yüzyıllarca yalnız bırakılan Türk Halkının Çağdaş bir ülkenin yurttaşları  olmasını sağlamaya gelmişti. Tesbiti,”  Uygar olmayan uluslar, uygar olanların ayakları altında ezilmeye mahkumdur.” Kurtuluşun yolu da halkı cehaletin girdabından çıkarmaktı. Çağdaşlık için ne gerekiyorsa yapılmalıydı. Bunun için devletin yıkılmasına neden olan kuruluşlar kapatılmalı, yerlerine bilimin öngörüsü olan yaşam biçimleri getirilmeliydi. Öyle de oldu. Kısa sürede Atatürk devrimleri  peş peşe gelmeye başladı. Yazıda, dilde yapılan  devrimleri medeni kanunda, kılık – kıyafette, hukuk sisisteminde, ölçü ve takvimde  dünya devletleriyle uyumlu hale getirildi.

            “ Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir “  kararlılığıyla, eşit yurttaşlık amaçlandı. Atatürk, bizzat Yurttaşlık Bilgisi kitabı yazdı. Tarih ve dil birliğinin ulus için çok önemli olduğu bilinciyle bu konuda etkin çalışmalar yapıldı. Ve “ Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek erdemde dünya birinciliğini tutmaktır,” sözünü eğitime bağlayarak ,

             “ Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin geleceğine, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir,”  diyerek de ulusal kazanımların eğitimin başarısına bağlı olduğunu vurgular.

 

            Kaç yıldır, eğitim daha da çıkmaza sürüklendi. Her gelen Bakan, bir süre sonra kendi getirdiği uygulamaları da değiştirerek, gerçek bir arapsaçına çevirdi. Milli Eğitim yerine zilli eğitim getirdiler. Hangi anlama alırsanız uyar!  Dünya sıralamalarında artık sonlardayız. Bununla övünebir mi yöneticiler ?  Yarış bilimde olur. Bilimin dışında arayışta olanlar nal toplamak durumunda kalırlar. Bizde , “Dinine ve kinine sahip gençler “ arayışında olanlar, bilmezler ki  bilimsiz Din de olmaz. Dinimiz, “ ilim çinde de olsa arayınız “ demez mi?  

            Eğitimi İmamlaştırma olarak algılarsanız, hem orada okuyanlara, hem de ülkenin geleceğine ihanet edersiniz. Daha taze bilgiyle belirtelim. Dünya sıralamasında üniversitelerimiz ilk 500’de YOK.  532 sıra ile ODTÜ var. 540’ta İstanbul Üniversitesi, 543’teHacettepe girmiş. Üniversitelerimiz bundan mutlu olsa gerek!  Sesleri çıkmıyor hiç. Demek ki  bilimleri uçuk – kaçık (mış) !

             Bir istatistik daha yayımlandı  . Matematik dalındaki yerimiz. İlk sırada Singapur var. Finlandiya iki, Belçika 3, Arnavutluk 37, İran 48, Tunus 57,  Fas 72,  Azerbaycan 80 ve

TÜRKİYE 107. Sıra !  Mutlu musunuz ey Bakan ve onun evetçileri?   Bununla mı Yeni Türkiye yapacaksınız ? Bir de tuttunuz “Nitelikli Okul!..”  Demek ki sizin 600 küsür okulunuz var kalanları çöpe at , öyle mi ? Niteliksiz olunca ülkem çocuklarını siz koyun mu sandınız ?  Bir ağıla koy ve güt, he mi !..

              Anıtkabir’e insan taşımakla  Atatürkçüleri kandıramazsınız. Önce içinizdeki  KİNİ SÖNDÜRÜN.  Daha dün okul kitaplarından Atatürk’ü çıkaracaksınız. Her  halde reklam aranız  mola verdi. Her türlü ihaneti Anayasal boyutta işleyin,  sonra da camilerde Atatürk’ün ruhuna mevlit okutun!.. Buna İnönü’nün aklıyla “ Hadi canım den de ! “  deriz. Anıtkabire gitmek için önce   Yüce Yaratanın huzurunda abdest alarak yalan ve yanlışlarınız için tövbe edin, pişmanlığınızı dile getirin; sonra da yürüyün oraya.

             

           Benzemeye çalıştığınız Arap ülkelerinin son durumu daortada. Ne sosyal düzenleri, ne de Din anlayışları  geçerli. İlkel topluma yönelmeniz, “ Arap aslımıza dönmeliyiz “ diyen Bakanınızı da alınız, bir gezi yapınız oralara korumasız !  Boğaz kesenlerden korkmazsanız şayet.. Türk Ulusu Aslına dönecektir. O da  Atatürk’ün belirlediği : “ Türkiye cumhuriyetini kuran halka  Türk denir” gerçeğidir. Bizler , Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik , sosyal bir hukuk devletidir,” ilkesinde birleştik. Sizler de halka böyle olduğunuzu deklare edin ve sonrada Atatürk’e insan taşıyın. Başkalarına benzemeye kalkmayın. Bir ABD’li gazetecinin Atatürk’e sorduğu şu soruya karşılık aldığı yanıtı aklınıza kazıyın . Soru şu:

            

             “ Eksekans, Türkiye Cumhuriyeti kime benzeyecek ? “ Atatürk bakar muhabire ve:

              “ Türkiye maymun mudur ki birine benzesin. Türkiye özleşecek ve aslına dönecektir.” Siz her şeyinizle önce Atatürk’e  benzeyin; sonra da onun izlediği yolun aydınlığında benliğinizi yıkayın. Zira onun yolu bilimdir, gerçektir ve Hakk yoludur. Böyle yapabilirseniz, biz size inanır ve yeniden kucaklarız. Bağışlamak Tanrı buyruğudur çünkü.

Yorumlar

tüm yorumlar