1919’dan – 1950’ye; NE Mİ YAPILDI ?

Değirmene su tutmayanlar taşın nasıl döndüğünü anlamazlar. Un yöreleri doldururken, bilmezler ki o yörelerde birikenler, geleceğin sağlam işlemesine ve sonraki ürünlerin verimli, nitelikli olmasının dayanaklarıdır. Bir su değirmen...

Değirmene su tutmayanlar taşın nasıl döndüğünü anlamazlar. Un yöreleri doldururken, bilmezler ki o yörelerde birikenler, geleceğin sağlam işlemesine ve sonraki ürünlerin verimli, nitelikli olmasının dayanaklarıdır. Bir su değirmeninin nasıl kurulduğunu ve nasıl işlediğini bilmeyener, ön hazırlıkların amacını ve emeğini de bilemezler.” Su akar,biri bakar !” Böyle gelmiş, yüzyıllarca böyle bakılmış ve suyun gücü düşünülememiştir.

            Tut ki su insandır. Tut ki Türk’tür, bakmaya zorunlu bırakılan.

            Hangi biriniz bana, Osmanlı döneminde “ Saray’da Türk’lere gerçek değer verilmiştir “ diyebilirsiniz ? Hanginiz, Türkiye Cumhuriyetini kıyasıya eleştirirken, devletin asil unsurunolan Türk’lere yaşanılan dönemin eğitimi az da olsa verilmiştir,  diyebilirsiniz!

           

             Osmanlı’yı 1920’lere getiren cehalettir. Halkın %7’si okuma bilebilirken, hangi bilimi vermiş sayılabilirsiniz? Kadınların “ binde 4’ü okuma bilirken hangisinin bilinçli anne olduğunu, çocuklarını zamanın gereklerine ulaştırdığını söyleyebilirsiniz ? Matbağa Batı’yı aydınlanmada öne geçirir ve teknik üstünlüğü sağlarken  , bize ancak 250 yıl nonra gelmesinin ceremesini hanginiz açıklar; daha zor olanı onlar temel bilimlerde yaşamı zenginleştirirken bizimkilerin Fen Bilimlerini Eğitim Programlarından çıkarmakarını nasıl yorumlarsınız?

             Devletin asli unsurunu yok sayar , hatta onları öteker – iteler ve daha beteri aşağılarsanız, onları Kılıç Kalkan olarak kullanırsanız,  devleti yaşatan bu  kesimin dilini bile aşağılar OSMANLICA diye uydurma bir bil çıkarırsanız , gelecekte yaşama şansı bulabilir misiniz ?

             1920 sonrasına gelmeden, bir durumu daha belirtmek isterim.2. Bayezit Döneminde,

Divan-u Hümayun Katibi “ ve “ Kadimi “ mahlasını kullanan Hafız Hamdi Çelebi neler söylüyor! ( 1460- 1488 arasında kızıl başlık kullandıkları ve Şah İsmail yanlısı Türk’lere kızılbaş  diyen de odur.)

            “Türk’ü zannetme ki ola adem

              Türk ile oturma , drma bir dem

              Şeker olsa eline Türk, ola semm

              Ser-i Etrak-ı kesip hiç yeme gam

              Uktül-üt Türke velevkane ebbak ! “

       

            Ne mi söyledi bu Saray Şairi hafız Hamdi ?  ( bir de Çelebisi var.)

                 Sakın Tür’ü adam sanma. Türk ile asla yan yana gelme. Elindeki şeker Türk olsa o seni zehirler. Türklerin başını hiç üzülmeden kes!  Öldür Türk’ü baban bile olsa ! “

 

            Osmanlı’yı  yönetenlerin Türk’lere bakış açısı bu olunca , Anadolu’nun büyük çoğunluğu da Türk olunca ; yeni kurulan devlet de TÜRKİYE CUMHURİYETİ olunca, yeni devlete kalan bilim ve Kültür Mirasını varın siz hesap edin .

 

            1919 -1922 arası,  yedi cephede savaşarak becerisizlikleri yüzünden, yönetememe durumundan kaynaklanan yenilgilerden sonra, Batı’nın dayattığı Sevr’e karşı verilen bir VAROLUŞ SAVAŞI sonunda, ümmetten millete dönüş utkusudur  yaşanan.

        Son dönemde Osmanlı’nın salt Süveş Kanalı üzeirinden Yeman’e gönderdiği Anadolu gencinin sayısı ( 2.700 bin ) iki milyon, yedi yüz bindir. Dönenler mi ? 300 bin !  Durum bu olunca , Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda halkın nasıl bir açmaz içinde olduğunu görmek her aklım yerinde diyen için açıktır. Verem , sıtma , trahom, kolera, çiçek başta olmak üzere bütün hastalıkların pençesi altında bir nüfus potansiyeyi. Onlar da KURTULUŞ SAVAŞI YORGUNU. Üstüne üstlük, horlanmış, eğitimden , sağlıktan, ekonomi – ticaret ve yönetimden uzak tutulma sonucu, son derece cahil bir halk.

 

            Bu potansiyel nüfusla,  Vatan yapılan bir Anadolu’da dünyanın parmak ısırdığı bir ülke yaratmanın haklı gururu varken , bunu görmezden gelen şaşkınlar ikidebir “ tek parti dönemi” dönemi diye tutturdukları hezeyanları,  kadirşinaslığın ötesinde, art niyetlerin bir görünümü olarak yankılanıyor!  Bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin varoluşuna dayanamamak olarak algılamak yanlış olamaz.

       

           Cumhuriyet kurulduğunda Türk vatandaşının gereksinimlerini karşılayacak bir miras kalmamıştı Osmanlı’dan. Ama önemli bir borç kalmıştı. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğindeki devlet, 600 yıllık muhteşem İmparatorluktan kalan borçları bir yandan öderken, diğer yandan da 46 önemli Fabrikayı kurarak halkın hizmetine sunmuş, salgın hastalıkların önünü almak için  de büyük yol katetmişti.

            “ Bir gecede cahil kaldık diyenler” aslında “ Elifi görseler mertek sanan”lardı.  Senin kadınının binde dördü okur – yazar. Erkeklerden yüzde 7’si okuma bilir. “ Bir gecede mezar taşlarımızı okuyamaz olduk(!)” diyenler ve onların çocukları kısa sürede  , yeni yazıyla okumanın hasletine kavuşturuldular. Nankörlüğün daha derini, o Kurtuluş ve Kuruluş Döneminde Kayseride kurulan uçak fabrikasını bile görmezden gelirler

             Eleştirdiğiniz o dönemin salt iç başarılarına da bakmayınız.  Daha savaştıklarının rüzgarı eserken onlarla Barış Antlaşmaları yapanlar  da Atatürk ve kadrosudur. Ülkeyi dünya ülkeleri arasında güvenilir yapan, dünya liderlerini ayağına getiren de bu ülkenin onurlu kurucularıdır.

            Ülkeyi bir uçtan ötesine demiyyollarıyla bağlayanlar da o yoksul Türk Halkıyla birlikte yöneticileridir. Kazanılan ulusal değerlerin korunmasında geleceğe ışık tutan, yanılgılarda olacaklara karşı,  halkı uyaran, bu konuda Türk Gençliğini uyanık tutmanının gereğine  ışık tutan da  Atatürk’tür. 

            Bir ve bütün olmanın gereğini Eşit Yurttaşlıkta gören, bunun için bizzat YURTTAŞLIK BİLGİSİ kitabı yazan da Atatürk’tür. O, insanımızı birleştirir , eşit yurttaşlıkta bütünleştirmek isterken , bunun için de ; “  Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir “ derken, şimdikilerin “ Türklükle olmaz (!)” diyenler hangi aklın birleştiricilik gücünü kullanıyorlar ki !..

          Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş yıllarını eleştirenler, onların kurduklarını satarak bile ülkeyi yönetememenin sıkıntısı içinde ne söylediklerini bilemiyor, sataşmayı başarı sanıyorlar. Dilde, eğitimde, hukukta, sağlıkta , ekonomide ve yaşamın her alanında yapılanların üstünü örtmeye çalışmak çaresizliğin yansımasdır. 

           

            Biz yurttaşız ve yanlış gördüklerimizi de söylemek durumundayız. Susarsak eğer, sinersek eğer “ dilsiz şeytan durumuna düşeriz “ ki asla dilsiz şeytan olmak  istemiyoruz.

1919 – 1950 arasında bir de dünyayı kana bulayan, elli milyon insanın ölümüne neden olan

2. Dünya Savaşı oldu ve bu savaşta Türkiye ‘de kimsenin burnu kanamadı. Ya bir de günümüz komşularıyla aramızdaki ilişkilere bakın da öncelere sözünüz olabilsin.

         Devleti yönetenler, “ Anayasal Sistem içinde “ olmak durumundalar.Kuvvetler Ayrılığı ilkesi ödünsüz uygulanmalı, geçmişte ve günümüzde olanlardan dersler almasını bilerek yarınlara ışık olabilmeli.

          Eğitim başta olmak üzere sağlık ve güvenlikte ödünsüz bilimin gerekleri uygulanmalı.

“Ben yaptım oldu (!)”  anlayışı  hep pişmanlıklar getirdi. “ Yanıldık, aldatıldık! “ söylemleri devlet yönetiminde geçerli değildir.

 

           Bu kadirşinas halkı uyutmayı bırakalım artık. İnancını da kimse sulandırmasın.

           Bu halk KARDEŞLİK istiyor, huzur istiyor, mutluluk istiyor;  bunu hak ediyor da.

          

           Cumhuriyet Bayramı en büyük onur günümüzdür. Görmek istemeyenleri bu sessiz halk bir andasilkeler. 1950’li yıllarda Tevfik İlerinin şu sözü kulağımdadır :

 

           “ Sizler, bir gün tepeye çıkardıklarınızı bir anda tepetaklak yuvarlarsınız.”

Yorumlar

tüm yorumlar