Laiklik Neden Akılcadır

İnanç yönünden ele alınca, Tanrı buyruğu bize ışık tutar. “ Oku !” İlk emirdir. Ancak, öyle anlamadan okumak değil. Tanrı, “ oku “ emrini daha açık kılar ve “ Anlayarak oku ! “ der. Yine inancı yayarken &l...

İnanç yönünden ele alınca, Tanrı buyruğu bize ışık tutar. “ Oku !” İlk emirdir. Ancak, öyle anlamadan okumak değil. Tanrı, “ oku “ emrini daha açık kılar ve “ Anlayarak oku ! “ der. Yine inancı yayarken “ Dinde zorlama yoktur !” diye tamamlar.  Ve insanların anlaması için “Kur’an’ın 57 ayetinde aklı öne almamızı emreder.  Aklı dinin kavranmasında öncü kılar.

Örneğin, “ Artık akıl etmez misiniz . (Bakara /44), “Bunu da mı düşünemiyorsunuz?” Al-i İmran/65, “İşte size ayetleri akledip düşünürsünüz diye açıkladık .” (Al- i İmran / 118)

           Sade bunlar mı? Kur’an’da yalan söylemenin ağırlığını da açık eder.

          “ Yapmayacağınız sözü niçin söylersiniz ?” ( Saf/2 )

          “ Yapmayacağınız sözü söylemeniz Tanrı katında çok iğrençtir. “ (Saf/3)

 

         Bir de sevilen insanar için bakışı Kur’an şöyle belirler. “ Onlar , söz verdikerinde sözlerinde dururlar. (Bakara / 177) , “  Onlar, emanetlere ihanet etmezler.” (Mü’minun/8)

 

         İnsanlar, inançları doğrultusunda yaşamayı şeçer de, o doğrultuda davranmazsa Tanrı’nın iğrençlikle belirlediği ortamda kalır ki bu inançla asla bağdaşmaz. Nereye geleceğimi biliyorsunuz. Toplumu yönetmeye yönelen insanlar seçilebilmek için pek çok vaatle bulunurlar. Seçildikten sonra çokları, verdikleri sözleri unuturlar da halka tepeden bakmayı, ya da kişiliklerini bir kişiye bağlamayı seçerler. Hatta bunlar halkı küçük görürler ve “ Çelik – çomak oynadık halkı yine üttük !”derler. Böyle diyenlere tanıklığım vardır. Ancak bu davranış, inancımızla asla bağdaşmaz; Yaratana  bir anlamda isyandır.

 

            Kur’an’ın “ Dinde zorlama yoktur” buyruğu da insanların inancı baskı aracı olarak kullanamayacağı anlamını taşır. Yaratanla kul arasına hiçbir kimse giremez. Girdiği takdirde, insanların menfaat çarkı işlemeye başlar. Dini kendi çıkarı için öne alanlar, kutsallara da el atarak sapkınlıklara yol açarlar. Hadi Mezhepleri bir yana bırakalım. Tarikatlar da neyin nesi! Bir dinde binlerce tarikat olur mu? Binlerce tarikat olursa din değişmez kalır mı?

         Gerçek yol Kur’an olduğuna , “ Kur’an’ın da asla değiştirilemeyeceğine göre” her önüne gelen cemaatler neden kendilerine göre yol yapmaya yönelirler ? Tarikat liderlerinin ürettikleri nedir ki altlarında süper arabalar vardır!  Ürettiklerinde ulusal bir kazanım var mıdır? Üretmeden yaşamak asalaklık değil de nedir?

           Bilinen odur ki, Kur’an’nın yolu terk edilince cemaatler kaosa yürüdü. İslam ülkelerinin açmazı Kur’anı anlamamakta direnmeleridir. Anlamına inmeden okumak boşuna hamallıktır. Zira Tanrı “ Size Kur’an’ı anlayasınız diye gönderdik. Ayetleri apaçık ettik,”  demez mi ?

 

        İşte bu noktada, Atatürk’e ulaşmak durumundayız. Cumhuriyeti kurduk. Halkımız inancını bir ritüel olarak uygulayagelmiştir. Anlamadan okur, ibadetini yapar. Yüzyıllar böyle uygulanagelmiştir. Kutsal Dini bir takım çıkarcılar zaman içinde yozlaştırarak, tekkeler ve zaviyeler içinde adeta boğmulşar, halk anlamsızlık içinde kalakalmıştır. Oysa dinimiz AKIL DİNİDİR. “ İlim  Çin’de  de olsa arayınız,alınız.” demektedir.

        Atatürk, Kur’an’nın anlaşılması için, ücretini kendi cebinden vererek Elmalı’lı Muhammet Hamdi Yazır’a Türkçe’ye tercüme ettirir. Halka ücretsiz dağıttırır. Dinimizi bağnazlığa hapseden Tekke ve Zaviyeleri kapatarak bunların yerine, Dinimizi gerçek yüzüyle halka araştırıp anlatacak Diyanet İşleri Başkanlığını kurar.

 

          Din , Yaratanla kul arasındadır. Hiç kimse, başka bir bireyin inancına karışamaz. Karışmak isterse kutsal emre ters olur. Bu noktada Laiklik gündeme gelir. Laiklik “ bireyin inancını özgürce yaşamaktır”. İstediği inancı dilediğince yaşar.  Devletin , yurttaşların ianacına karışması dini kuralların yaşama uygulanmasını getirir ki bu  demokrasiye de aykırıdır. Bir bakıma ,  “ Dinin devlet işlerinden ayrı tutulmasına laiklik denir” deriz.

         Laiklik akılcadır; islamiyet de AKIL DİNİDİR.

        Cumhuriyet kurulduğundan beri çıkar yolları kesilen yobaz güruhu hep laikliğe aykırı davrandılar. Bir zamanlar yeraltında izbeliklerini yürütenler , son yıllarda yer üstüne çıkarak pervasızca Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmek için el ele verdiler. Epey demesafe katettiler. Öncelikle “ Bilimsel Eğitimin önünü kestiler.” Tübitak bile etkisiz kılındı. Ordumuzun da en gizli mahremleri  alındı ve düşmanların eline verildi ! Yargı Hukuksuz bırakıldı. Dış odaklar ülkemizin komşularla düşman olmamızı sağladılar. BOP  dediler bopladık, “hop” dediler hoplayamadık; yere çakıldık.

         

          Tanrı, “ Yapmayacağınız sözü niçin söylersiniz ? “ dediği halde , seçildikten sonra da Anayasa gereği bir de bunun üstüne ANT İÇTİĞİNİZ halde , halka verdiğiniz sözler unutulmuşsa, inancımıza ve Anayasamıza ters kalmışsanız bunda sizin insan olmadığınız ortaya çıkmaz mı ?  Türkiye Cumhuriyeti , “ Demokratik, LAİK, Sosyal bir Hukuk Devletidir.”

 

          Laiklik, demokrasinin (asla ) vazgeçilmezidir. İslam ülkeleri laikliği öteledikleri için

Bir buçuk milyar müslüman ülke insanı yoksulluktan kurtulamadılar. Bir Türkiye vardi ATATÜRK’le yıldızı parlayan, Laikliğe layık olan, onu da elbirliği edenler yok etmeye çalışıyorlar. Ancak, Türk halkı Atatürk’ün uyarılarını asla unutmaz.

         Atatürk’ün uyarıları neler miydi diyorsunuz?  İzleyelim.

 

        “  Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler,  mensuplar memleketi olamaz.

En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emir ve istemlerini yapmak insan olmak için yeterlidir.

         “ Bir dinin tabii olması için akla, fenne, bilime ve mantığa uygun olması gerekir.”

         “ Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç alakası olmadığını bildiriyor. Bazı insanlar asri olmayı kafirlik sayıyor. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslamların kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir?”

         “ Her sarıklıyı hoca sanmayın; hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.”

 

          Mecliste, “ Laiklik nedir? “ diye soran bir sarıklıya da Atatürk,

          “ Laiklik , adam olmaktır hocam, adam olmaktır,” der.

 

         Hem Tanrı emri olarak, hem de devletin temel yasasındaki yeminler gereği verilen sözlerin yerine getirilmesi  zorunlu olduğu halde, millet malını aşıranlar, yeminlerini öteleyip

Çıkar sağlarsa dinen ve sosyal düzende sevilen insanlar olabilirler mi?

        Bıraktık sevilmelerini insan sayılabilirler mi? Ya da ,onlara yurt emanet edilebilir mi?

        Yönetici “ yediemindir “.  Ulus malı onlara emanettir; emanete hor bakanlara Tanrı’n da gazabı vardır.  Başlarken özellikle belirttik. Seçilenler ettikleri Anayasal yeminin anlamını bilmiyorlarsa Hocalarına sorsunlar önce. Onlar belki Dinimizin anlamını hatırlarlar da yeminin bağlayıcılığını belirtirler. Yemin insanı Tanrı katında da bağlar. Unutanlar varsa

İnsan haklarının dinen ne anlama geldiğini de hatırlamış olurlar.

           Bizler, özgür yurttaşlar, Yaratana kul, Vatanına çul olanlarız. Sizler nesiniz?

Yorumlar

tüm yorumlar