HAKİKAT, İDRAK ve İBRET

İnsan için hayatta en vazgeçilmez nimetlerin başında gelir sağlık. Ancak SAĞLIKLI bir İNSAN mutlu ve başarılı olabilir. Günün hangi saatinde ve hangi şart altında olursak olalım, ancak sağlıklı ve huzurlu olduğumuz sürece başarının, MUTLULUĞ...

İnsan için hayatta en vazgeçilmez nimetlerin başında gelir sağlık. Ancak SAĞLIKLI bir İNSAN mutlu ve başarılı olabilir. Günün hangi saatinde ve hangi şart altında olursak olalım, ancak sağlıklı ve huzurlu olduğumuz sürece başarının, MUTLULUĞUN ve hayatın anlamı ortaya çıkar. Tabi sağlık ve mutluluk kelimelerini yalnızca bir dilek, bir temenni olarak bırakmayıp onu hayata geçirmek gerek. Nasıl ki ayrı ayrı vazifeleri olan vücut organlarımızdan birinin rahatsızlığı diğer organları da etkiliyorsa, işte aralarında sevgi bağı olan toplumlar da böyledir. Kişi toplumun AYNASIDIR. Bir kişinin üzüntüsü, sıkıntısı diğer insanları da üzer. Tabi insanları huzursuz edecek, mutsuz edecek sıkıntılar her zaman var olacaktır. İnsan mutsuz olmak istiyorsa dünya üzerinde sayılacak o kadar çok sebep var ki. Ama onlar olmasaydı zaten burası dünya olmazdı. Bu yüzden olumlu yada olumsuz, çeşitli olaylar karşısında sergilediğimiz hiçbir tepki ne çevredekileri, ne de insan bünyesini sıkıntıya sokacak veya zarar verecek boyutlarda olmamalıdır. Çünkü insan olarak, sevinmeye ne kadar hazırlıklı isek, üzüntü verici olaylara da aynı şekilde hazırlıklı olmamız gerekir. Hayatı, ne bir eğlence yeri, ne de bir azap ortamı gibi görmek doğru değildir. Birbirinden farklı olaylar sürekli akıp gidecektir hayatımızdan. Önemli olan, yaşadığımız her olaydan ders çıkarmayı bilmemizdir. Hayatı anlamlı kılan her şeyden ibret almayı bilmektir.  Mesele mala verdiğimiz değeri cana versek büyük pişmanlıkların önüne de geçmiş olmaz mıyız..  Çünki öyle bir an gelir hiçbir mal cana gelecek zararı engelleyemez.
Güzel bir söz vardır. İnsanlar bu sözü hayatlarına adapte etseler, sanırım güzel şeyler düşünmek için vakit bulabileceklerdir. "Bugün başkasının yaşadığı kabus, yarın benim gerçeğim olabilir."
Kıssadan hisse alınmazsa idraksız ibret olur mu?

Hazreti Süleyman döneminde yaşanan ibretlik hikaye...
Kurtların, kuşların dilinden anlayan Hazreti Süleyman aleyhisselama gelen bir adam yalvarır:
– Ne olur ey Allahın nebisi bana da hayvanların dilini öğret de ben de konuştuklarından anlayayım.
Süleyman aleyhisselam izin vermez:
– Olmaz, der. Sen onların konuştuklarını dinlersen sabredemezsin. Arkasındaki hikmetleri düşünemezsin.
Ne var ki adam ısrar eder. Süleyman aleyhisselam da adama hayvanların dilini öğretir.
Sevinçle evine gelen adam çöplükteki köpekle horozun konuşmalarını dinlemeye başlar.
Bir ara köpekten şu sözleri duyar. Yanındaki horoza diyor ki:
– Horoz kardeş, sen arpayla buğdayla da karnını doyurabilirsin. Biraz ötedeki taneleri yesen de ekmek kırıntılarını bana bıraksan olmaz mı, benim karnım çok açtır.
Horoz şu cevabı verir: – Sabret köpek kardeş, yarın buraya ağanın ölen eşeğini getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını iyice doyurursun.
Bunu duyan ağa hemen koşar ahırdaki eşeği alıp pazarda satar. Kendi kendine söylenerek döner:
– İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek elimde ölecekti.
Ertesi gün yine kulak kabartır çöplükteki seslere. Köpek sitem etmektedir horoza: – Hani ağanın eşeği ölecekti de ben de bolca et yiyecektim ya?
Horoz cevap verir: – Ağanın eşeği öldü ölmesine de, satın alan zavallının elinde öldü. Ağa açıkgözlülük edip eşeği sattı. Ama üzülme, bu sefer ağanın atı ölecek. Buraya getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını doyurursun.
Ağa yine hızla kalkar, ahıra gidip atı alarak pazara götürüp satar. Dönerken de yine söylenir: – İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa at da elimde ölecekti.
Gelip yine merakla kulak misafiri olur: Bu sefer köpek daha yüksek sesle sitem ediyor:
– Horoz kardeş, beni yine aldattın. Hani ağanın atı ölecekti ya?
– Ağanın atı öldü ölmesine de, sattığı zavallının elinde öldü. Üzülme der; bu sefer daha büyük bir ziyafete konacağız hep birlikte. Köpek inanmaz: – Hadi hadi beni yine aldatıyorsun. Horoz kesin cevap verir:
– Hayır, aldatma falan yok. Durum kesin. Çünkü der, bu sefer ağanın kendisi ölecek, malına gelecek olan bela bu defa kendi canına gelecek. Arkasından yemekler yapılıp etler pişirilecek, artanını da bizlere dökecekler, ye yiyebildiğin kadar.
Ağa bunu duyunca şaşırır, sağa sola koşuşturmaya başlar, yok mu beni kurtararak biri, diye söylenir. Derken gece hastalanan ağa sabaha çıkmaz ölür.
Arkasından yapılan yemek, pişirilen etlerden artanlar çöplüğe dökülür, uzun zaman hayvanlar ziyafete konmuş olurlar. Bu sırada horoz söylenir:
– İnsanlar, keşke canıma gelecek olan malıma gelsin, diyebilselerdi de hileye başvurmasalardı.
– Bunda da bir hayır vardır, diye düşünselerdi. Bunu diyemiyorlar maalesef. Çünki idrak kapalıysa ibret alınamaz. Sonra da mallarına gelmesi gereken canlarına geliyor, ama pişmanlık fayda vermiyor.

Yorumlar

tüm yorumlar