EĞİTİM ACILARI ÖTELER

1950’li yıllarda öğrenci olmak, genç olmak daha başkaydı.  Okullu olmanın ayrıcalığı vardı. Halk arasında okuyanlara karşı ilgi ve sevgi de günümüzden farklıydı. Biliniyordu ki “ Genç Cumhuriyetimiz” okuyanlarımız...

1950’li yıllarda öğrenci olmak, genç olmak daha başkaydı.  Okullu olmanın ayrıcalığı vardı. Halk arasında okuyanlara karşı ilgi ve sevgi de günümüzden farklıydı. Biliniyordu ki “ Genç Cumhuriyetimiz” okuyanlarımızla yücelecekti.

          Okullaşma tamamlanamamıştı ancak her öğretmen bir kılavuzdu halka. Halkımız da öğretmene gerekli değeri veriyor, onlardan yararlanıyordu. Toplu bir saygı ve sevgi içindeydik. Veli , öğretmeni eğitimci görüyor, çocuğunu güvenerek teslim ediyordu. Öğretmenler de ikinci bir ana- baba  görevini yaparak ülkemize  gerekli katkıyı sağlamanın onuru ile çalışıyordu.

           Burada bir anımı belirtmek isterim. Yıl 1959’un ilk ayları. Hatay – Atınözü , Yunushan’ı (Mishana) da öğretmenliğimin ilk yılı.  Hatay’ın ülkemize katılışının 20. Yılı.  Heyecanla çalışıyor, geceleri de gençlere okulda Türkçe dersleri veriyorum  lüks ışığında. Boş bir dakikam yok, ilk heyecan.  Hastalamdım bu tempoda. Köyde araç yok. Altınözü 15 km. Gidemiyorum.

           Hastalandığımı bir yazıyla Maarif Memurluğu’na bildirdim iki öğrencimle. Telefon ne gezer ! Karşımda Suriye köyleri var ve Cemal Abdülnasır’ın konvoyunu izliyor, radyodan da naklen konuşmaları veriliyordu.

           Akşam olmadan okulun bahçesinde bir JEEP durduğunu söylediler. Gelenler mi? İlaçtan önce beni ayağa kaldıran moral gücü oldu!  İlçe Kaymakamı, Maarif Memuru ve Hükümet Tabibiydi gelenler !

 

         Düşünün hele!.. Bir öğretmen hastalanır. Bunu duyan devlet tekmil yardımına koşar. Gerekenin yanında büyük bir moral gücü olurlar. Şimdi düşünüyorum da böyle  bir duruma acaba aynı duyarlık olur mu?  Halkın saygısı ne kadar kalmışsa , devletin bakışı da bir o kadardır Öğretmene.

          Günümüzde Hatay’ın sınırlarında yaşananlar yüreğimi burkarken anıların güzelliği içimde. O Antakya insanının barış  dolu yaşamı ve şimdi yaşanmakta olanlar.   Vurulan Tankımız, düşürülen helikopterimiz,ciğerimizi yakan şehitlerimiz…içinde bulunduğumuz karanlığa giden oluşumlardan biraz da uzaklaşmaktı niyetim ama yapamıyorum.  İki cümle arasına vuruşmakta olan askerlerimizin durumu giriveriyor.

           Ulus bir bütündür. Eğitimiyle, askeri gücüyle, ekonomisi ve sosyal yapısıyla bir bütündür. Onu ayakta tutan da  düşüncede ve eylemde , ulusal kazanç söz konusu olunca sımsıkı sarılabilmesidir. Bunu yaşama kazandıracak olanlar da devletin yönetişiminde erki kullananlardır. Hele hele böyle  beka sorunu oluşmuşsa, yönetenler tüm kişisel ve zümresel çıkarlarını öteler ve halkı tek hedefe kilitlemek için her türlü bileşimi yaparlar. Tüm ayrıcalıkları, kinleri, bağnazlıkları öteler, öncelikle var olan yıkıcılığın önüne set oluştururlar.

 

            Durum bu iken, ülkemizde sergilenenler umut veriyor mu ? Sordukça , karamsarlık ufukta büyüdükçe büyüyor. Birliği sağlamakta sorumlu olanlar görevlerini yapma bir yana , her gün ayrıştırma adına söylemlerle medyada boy gösteriyorlar!.. Yazılı, sözlü ve görsel medya günümüzde ceplere kadar indi. Bu ortamda yetkililerin bin düşünüp bir söylemesi gerekirken, her gün tefrikalarla halk belleğini şaşkına çevirmenin yıkım getireceğini ya bilmiyorlar, ya da bilerek ateşe körükle koşuyorlar. Savaş oyuncak değil. Uzun siyasette çözülemeyen sorunların  silahla halledilmesidir. Ve biz zayiat vermeyiz sözü bir masaldan öte anlam taşımaz.

          Ortadoğu’nun  dipsiz bir batak olduğunu yıllardır söyleriz. ABD’nin çizdiği haritalarda 22 ülkenin sınırları değiştirilecek denen BOP projesi kapalı değildi.  Açıkça ülkemizin Doğu ve güneydoğusu bu hatitanın içinde olduğu halde o günlerde buna karşı çıkmak varken , ABD projesinin EŞBAŞKANLIĞI’nı almak hangi uzgörüşün göstergesi oluyordu? Biz halkız ve ülkemiz için gerektiğinde canlarımızı veririz . Canımızı verirken de bunun sorusunu sormak da hakkımız. Eşbaşkanlığı alırken ve “ Bu görev bize verildi(!)” derken bu sonuçlar hiç mi düşünülmedi? Görevi veren kimdi !..

           Bu 10 Şubat günü bir helikopterimiz düşürüldüğü gibi 11 de ŞEHİDİMİZ var. Ayrıca yaralı sayımızın da 11 olduğu haberlerde var.

           

            Bu sonuç, eğitimin yanlış pilanlanmasındandır. 1950’lerdeki ulusal heyecan yürütülseydi, bu ülkenin aydınlık kapısı Köy Enstitüleri’nin kapatılıp bunun yerine İmam – Hatip Okulları açılmasaydı  bugünkü dar kalıplı , dine bakışla ülke yönetenler olmayacak , dünya gerçeklerini kavrayan, Atatürk’ün öngörüsünde saygın insanların yönetiminde  mutlu bir Türkiye olacaktı.

           Kimse sorumluluktan kaçmasın. Bu sonuç 1950’den beri ülkeyi Atatürk çizgisinden  uzaklaştıranlarındır.  Gelinen nokta, kazanın taşmasından ibarettir.

           Hala kavga sürüyor. Şu “ Ey !..”  Sözünden kopamayanlar , silahlarımızı biz yapıyoruz derken,  ölen yavrularımızın geri getirilemeyeceğini es geçiyorlar. Her gün anaların, evlatların, eşlerin yaşadıkları bitimsiz acıyı görmek mi istemiyorlar !..

            Evet, Savaş, savaştan önce kazanılır.  Türkiye’ye ABD ve Batı her zaman SEVR’in yaşama geçirileceği algısıyla bakar . Bunu göremeyenler, önce Ordumuzun yıpratılmasına göz yumdular, sonra da Batı’nın önerileriyle komşularımızla düşman hale getirttiler. Şimdi

 de bataklıkla savaşımızın yıkımını zevkle izliyorlar. Asıl MİLLİ OLMAK , devleti güçlendirmekle olasıdır.

          

             Tekraren hatırlatıyorum. AB sözcüsü yakın denen zamanda , “ Anadolu Türk’lere bırakılmayacak kadar önemli bir coğrafyadır, “ demişti. ABD ise hala Türkiye’nin uluslararası kuruluş senedi olan Lozan’ı  tanımamıştır! (  Gerçi bizden de kimi aymazlar  ABD ‘liler gibi düşünmez değiller.!.)

           Birleştirmek ULUSAL SORUMLULUKTUR. Yapmaz da iç çekişmelerde halkı bunaltırsanız , gün gelir TÜRK HALKI da sizi bunaltır. (10.2. 2018)

Yorumlar

tüm yorumlar