UMUT KIZIM

  Acı, keder, mutluluk, neşe, umut yaşadığım, yaşattığım nice duygu benim çocuklarım. Ben doğurdum her birini, sancısını ben çektim. Siz hiç görmeseniz de kanları kalkıp ben temizledim, çığlıkları içime gömdüm. &...

  Acı, keder, mutluluk, neşe, umut yaşadığım, yaşattığım nice duygu benim çocuklarım. Ben doğurdum her birini, sancısını ben çektim. Siz hiç görmeseniz de kanları kalkıp ben temizledim, çığlıkları içime gömdüm.

   Bin bir emekle büyüttüm onları, yedirip içirdim, gezdirip uyuttum; ayıptır söylemesi bazen ceza verip tek ayak üstünde beklettim, bazen kulaklarını çektim onların.

İnsan sevinç kızının, neşe kızının, mutluluk kızının kulağını çeker, onlara ceza verir mi; yaptım inanın. Her şeyin bir zamanı, bir yeri, bir adabı var dedim onlara;  gün üzüntü günü, gün yas günü, kırıp dizinizi oturun bir köşede dedim. 

   Kahkahaları boğuldu zavallı yavrularımın, dudakları büzüldü, gözleri yaşlandı. Fakat yine de çocukluk değil mi, ne zaman arkamı dönsem birbirlerini çimdikleyip, kaş göz edip, yaramaz yaramaz güldüler. En çok bir ölünün başında güldüklerinde kızdım onlara. Yuh dedim, ne edepsiz kızlarsınız, hiç mi utanmanız yok sizin".

   Bazen alın dünya sizin dedim. Bakın kimi isteseniz, neyi isteseniz sizin olsun; gülün eğlenin, mutlu olun doyasıya dedim.

Dudak büküp dediler ki bizim istediğimiz sende yok". Bizim olmak istediğimiz yere sen gitmezsin ki, bizim sarmak istediğimize sen varamazsın ki". 

Az önce olmadık yerde gülen çocuklar baktım bir anda kaprisli, elindekiyle yetinmeyen, beni zora koşan doyumsuz çocuklar olmuş.

Gerçekleri anlatmam hoşlarına gitmiyor, akıl versem isyan ediyor istemiyorlar. 

Yalvar yakar, öpe okşaya gönüllerini yapıyorum; biraz kırlarda koşup çiçek topluyorlar; biraz güneşle saklambaç oynuyorlar; biraz rüzgarla yarış ediyor, sonra kuşlara özenip uçmaya kalkıyorlar; kol kola girip kıkırdaya kıkırdaya yürüyor sonra sahilde ateş yakıp sabahlara kadar dans ediyorlar.

En büyük korkuları ölüm. Hep istiyorlar ki herkes onları sevip yaşatsın. Çok sevsem de sanırım sevinç, mutluluk ve neşe kızlarım çok kendini beğenmişler, onları hep şımarttığım için belki, belki onları her gören ne güzel şeylersiniz deyip iltifat ettiği için.

   Hiç kimse bilmez onları güldürmek için ne kadar gayret ettiğimi; en olmadık zamanda gülümsemeleri bırakıp hüzne koşuyorlar diye onları  kaç defa  azarladığımı. Onca kahkahanın içinde bir anda bakıyorum gülüşleri donuyor, dudağın yarısı gülse, yarısı botoks yemiş gibi sabit, kımıldamıyor.

Edepsiz hüzün gelir, o yaramaz, o minicik elleriyle onların dudaklarını tutup gülüşleri dondurur çünkü. 

Kulaklarına eğilip sizin sevgiliniz yok ki der, üzer onları. Siz zaten aşktan da anlamayan şımarık kızlarsınız; girdiğiniz bir avuç suyu okyanus sanıyorsunuz, debelenip duruyor, boş yere mutluluk şarkısı söylüyor, aşkı bilmeden aşktan bahsediyorsunuz der üzüverir kardeşlerini. 

Yapma kızım diyorum, yazık günah kardeşlerine, niçin sevinci hüzne boğuyorsun, geç sen de oyna onlarla... 

   Yoook olur mu hiç, hüzün ona yakışıyormuş; buğulu gözlerine, durup durup iç çekişine, dalgın bakışlarına bayılıyormuş herkes.

 Üzerinde taşıdığı tonlarca yükün farkında bile değil. Aşkın gönüllü kölesi olmuş, farkında değil. İnsan yağmurda, güneşte, bulutta, mehtapta, kaldırım taşlarında, bahçe duvarlarında, çıkmaz sokaklarda, yıkık dökük ev manzaralarında, boş kuş yuvasında, göç eden kuşları gördüğünde, bahçede kimsesiz kalmış kanepede, boş salıncakta, yağmurda sığınılan her saçak altında, el ele yürüyen her sevgilide ahh eder mi. 

   Kızıyorum ona çok, kızıyorum ama biliyorum ki ne desem çaresi yok. Huy işte, bir bebeğin anne memesini emdiğini görse, onun minicik parmakları ile memeye sarıldığını görse, gözünden yaş akı verir. Nereye baksa hüzün vardır, onunla beslenir o.

   Öfke, nefret ve kin kızlarıma acıyorum bazen. Sürekli baskı yapmak zorunda kalıyorum onlara. Susun bakayım, çok bilmeyin siz diyorum. Ne zaman baş kaldırsalar çekip kenara, olayın izahını yapıyor, kızıp öfkelenecek birşey yok diyorum.

Öfkeyle kalkan zararla oturur, az sabır güzel kızlarım diyorum. Tatlı dil yılanı kovuğundan çıkarır, nefret söylemleri ile bir yere varamazsınız diyorum. Onları çok sevdiğimi biliyorlar. Her sabah öpe okşaya onlarca örük yapıyorum saçlarına. Papatyadan taç yapıyorum başlarına. Hayat çok güzel ve çok kısa, hadi çıkın oynayın, kardeşlerinize sarılın, sevgi her derdin çaresi diyorum onlara.

   En küçük kızımın adı umut. O doğana kadar her anı kader deyip yaşadım. Başkası aması yok bu hayatın, dedim kendime. 

Ama umut başka türlü bir çocuk. Anneler evlat ayrımı yapmaz, yapamaz, her çocuğum kadar seviyorum onu da. 

   Ama o sevdiğim her çocuğumun içinde de varmış meğer. Henüz doğurmadan, kucağıma alıp okşayıp seviyormuşum onu  meğer. 

   Acıyı, kederi, üzüntüyü teselli etmekle geçti ömrüm, neşeyi, mutluluğu, sevinci, öfkeyi, nefreti frenlemekle geçti. İnsan mutluluk ve neşeyi frenler mi demeden bir düşünün bakalım, siz daha mutlu olma şansınız varken, bazı şeyleri sadece hayal dünyasında yaşayıp, mutluluğa fren takmadınız mı hiç? 

Umut kızım dediğim gibi bütün ablalarının içinde var. 

   Öfke de seviyor umutu, neşe de, acı ve keder de. En olmadık yerde çıkıp elimden bir tutuşu var ki, sanıyorum dünya benim. 

Öyle bir güç veriyor ki bana, sanıyorum dünya hep duracak, cehennem yıkılacak, ateşler yangınlar acılar sönecek, savaşlar bitecek, özgürlük, barış, adalet, huzur, sevgi, aşk dünyayı saracak, insanlar dünyanın gerçekte bir cennet olduğunu görecek. 

Umutlar büyüsün, hayaller gerçek olsun. Bugün mutluluğun miladı olsun. Tüm kederler, acılar silinsin. Gülmek ve sevmek en kolayı. 

Sevgi kızımıza gayret verelim, onu güçlü kılalım, diğer kızlarımıza onu rehber ederim. 

Yorumlar

tüm yorumlar