Marşlar ve Sezgileri

Marşlar, topluca söylenmek , yüreğe ve beyne dokunarak birliği sağlamak amacyla yazılıp – bestelenir.  Heyecan vericidir.Ulusal duyguları ateşler, birlik içinde şahlanışın kıvılcımıdır. Uluslar, birlik adına hazırlanan marşlarını ayakta dinle...

Marşlar, topluca söylenmek , yüreğe ve beyne dokunarak birliği sağlamak amacyla yazılıp – bestelenir.  Heyecan vericidir.Ulusal duyguları ateşler, birlik içinde şahlanışın kıvılcımıdır. Uluslar, birlik adına hazırlanan marşlarını ayakta dinler ve alkışlar . Bir spor yarışmasında  kazanılan utku ulusal Marş eşliğinde yerine çekilir. Bu bir onurdur. Her ulus kendi içinde ise ulusal marşın dışında meslek marşlarıyla da toplumunu diri tutmaya, belli hedeflere yürümeye çalışır..

 

Askeri Marşlar, Eğitim Marşları, kuruluşların  marşları kendi gurubunun  amaçlarında başarı için yol almaya çalışır.

 

        Bu yazıda bazı marşlarımızı hatırlatmak istiyorum. Zira  bugünlerde marşlar

Güncele alınmak isteniyor. Bilinir ki “ İstiklal Marşı “ en saygın,herkesin onurlandığı marştır. Söylenirken saygı gereği kalkılır ve bitinceye kadar hazırolda durulur. Söylendiği sürece kıpırdanmaz. Biri bu duruma uymazsa  millete saygısızlık yapmış sayılır.

           İstiklal Marşı (1921) , Onuncu Yıl Marşı (1933) , 50. Yıl Marşı (1973),

Harbiye Marşı  (1928) , Öğretmen Marşı (1931) gibi geneli ilgilendiren marşlarımız bizi çağdaşlığa yürütmek için,  başarımız  için uyarıcı birer güç kaynağımızdır.

          

          “ İstiklal Marşı”mız , KURTULUŞ SAVAŞI sürerken, düşman top sesleri Ankara’dan işitildiği bir sırada yazılıp, 12 Mart 1921’de TBMM’de ayakta alkışlanarak kabul edilmiştir. 724 şair şiirleriyle başvurmuş, ödüllü olduğu için Mehmet Akif yarışmaya katılmamıştır. İkna edilerek hazırladığı Kahraman Ordumuza adın verdiği şiiri  Kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Ulusal Marşı olarak tesçil edilmiştir.

   

         Mehmet Akif Ersoy, o zor günlerde hem Ordumuza, hem halkımıza, hem de Bayrağımıza seslenerek moral kaynağı olmuş, savaşın kazanılmasında inancımızı perçinlemiştir. Duygular zor günlerde alev alır. Barış ortamında olsa Mehmet Akif aynı güçte söyleyebilir miydi ? Kuşkuludur. Hatta çok sonraları, kendisine sorulduğunda  , “ Allah, bu milleti bir daha İstiklal Marşı yazmak durumunda bırakmasın”  der.

 

          “  Korkma , sönmez bu şafaklarda yüzen al Sancak

              Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak

              O benim milletimin yıldızıdır , parlayacak

              Obenimdir, o benim milletimindir ancak “

        Ordumuza ne diyordu Akif.  “ Yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmeden, bu şafaklarda yüzen al Sancak sönmez. Parlayacak (olan) benim milletimin yıldızıdır. O benimdir, ancak o benim milletimindir.”

        On kıta olan şiirde baştan aşağı ulusa, orduya, bayrağa ve emperyal güçlere seslenir ve sonunda   “ Artık dökülen kanlarımın hepsi helal olsun” 

der. Artık gönlü rahattır. Zira, özgürüğün, hem hür yaşamış Bayrağımın ,

hem de Hakka tapan milletimin hakkı olduğunu gönül rahatlığıyla vurgular.

 

         İstiklal Marşı’na herkesin kesin uyması istenir.  Bunun dışındaki marşlar okunurken saygı duruşuna geçilmez. Onlar toplumun kaynaşması, birliğin, yurttaşlığın  bilinci için gereklidirler. İdeal bir topluma ulaşma yollarında birer çiçektir marşlar. Bunları, türkülerimiz, dilimiz, manilerimiz, hatta ninnilerimizle folklorumuz tamamlar.

        

          Cumhuriyetimizle ilgili   Onuncu Yıl ve Ellinci Yıl  Marşlarımız  var.

          Cumhuriyetin 10. Yılı başka bir heyecandı. Yeni bir Devlet, yenileşen bir toplum, devrimlerle dünyayı şaşırtan bi Önder , kalkınan ve kendine özgüven aşılanan bir halk… İmparatorluğun 600 yılda başaramadığı MİLLET Olma kazanımı. Eğitimde halk öncülüğü ve toplum başarısı… Böyle bir  ortamda,

Behçet Kemal Çağlar ile  Faruk Nafiz Çamlıbel’in birlikte yazdığı sözleri Cemal Reşit Rey besteler ve 1933 , Cumhuriyetin 10. Yılında tüm yurtta coşkuyla belleklere yerleşir.  Bugün de aynı marş özlemle söylendiğine göre, hala o günün başarıları yakalanamamıştır . Çünkü o günün Önder’i ATATÜRK’tür.

          

          10. Yıl Marşı , yeniliklere koşan Türkiye’yi yansıtır. Sözleri yaşanan heyecanın yansımasıdır, güvendir, onurdur sözleri.

         “Çıktık açık alınla on yılda her savaştan

           On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan

           Başta bütün dünyanın saydığı Baş Komutan

           Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan “

Cumhuriyetimiz Atatürk Önderliğinde, tüm dünya ekonomik krizlerle boğuşurken, Türkiye hem Osmanlı borçlarını ödüyor, hem de hiçbir devletin ulaşamadığı bir kalkınma hızıyla gelişiyordu. Dünyanın gıpta ile izlediği Türkiye,

Tutsak uluslara da örnek oluyor, birer birer bağımsızlığa uyanıyorlardı.

 

         50. Yıl Marşı da anılmaya değer. Ancak ilk on yıldaki heyecan yakalanamamıştır. Demokrasimiz, iktidar uğruna Cumhuriyet ilkelerinden uzaklaşmadadır.  Siyasiler laiklikten uzaklaştıkça , dindarlık zayıflamış, dincilik devlet erkine sızmaya zemin bulmuştur. Laiklikten uzaklaşınca teokratik bir eğitim izlemi , yurdumuzu Bilimden , düşünceden uzaklaştırmış, uluslararasındaki yarışımız sonlara düşmüş, üretimden uzak bir

Tüketim toplumu oluşturulmuştur.

         50. Marşı , ilkeleri önde tutmayı önermiş ama  iç çalkantılar

İlerlemeyi  acemi ellerde durdurmuştur.

         “ Müjdeler var yurdumun toprağına , taşına

            Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına

            Bu rüzgarla şahlanmış dalga dalga Bayrağım

            Başka bir tuğ yaraşmaz Türk’ün özgür başına “

 

         “  Cumhuriyet, özgürlük , inaanca varlıkmyolu

            Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu “

Şair Öğretmen Bekir sıtkı Erdoğan’’ın yazdığı sözleri Necil Kazım Akses besteler ve 50. Yılda törenlerde kullanılır. Daha sonraları hafızalardaki yeri kaybolur.

           

            Günümüzde, Ulusal Bayramlarımız yasaklanır oldu. Artık  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı,  Atatürk’ü anma ve Gençlik ve Spor Bayramı,

Zafer Bayramı ,  ne de en büyüğü olan Cumhuriyet Bayramı eski coşkularla kutlanmıyor.  Bayramlarımızdan uzaklaştıkça Ulusal Birlik zedeleniyor, halkımız kamplara bölünerek iç barış zedeleniyor. Oysa her zamandan çok ihtiyaç var barışa. Siyasilerin çıkar kavgaları ülkemizi ve ulusumuzu darda bırakıyor.

Emperyal güçlerin ekmeklerine yağ sürülüyor, millet malı özelleştirilerek halkımız köleleştiriliyor.

          Kavga istemeyen halkımız, cılız politikacılar elinde umarsız kaldıkça,

Çocuklarımıza güvenle yaşayabilecekeri bir yurt bırakamamanın üzüntüsünü yaşamak zorunda kalıyor.

           Demokrasinin, HALK GÜCÜ olduğunu halkımız anladığı gün, hem yurdumuz, hem de çocuklarımızın geleceği  kurtulmuş olacak. (19.3.2018)

         

Yorumlar

tüm yorumlar