Milli Ruh – Ulusal Birlik

İnsanın içinden değerlerini söküp atarsanız boş bir paçavra kalır. Ona insan da denmez, zira insanın ayırıcı özelliği değerler üretebilme yetisidir. Uzun yüzyılların birikimi olan ve içinde tortulaşan değerler , o topluluğu ...

İnsanın içinden değerlerini söküp atarsanız boş bir paçavra kalır. Ona insan da denmez, zira insanın ayırıcı özelliği değerler üretebilme yetisidir. Uzun yüzyılların birikimi olan ve içinde tortulaşan değerler , o topluluğu başkalarından ayırır. Bu, giderek Ulus Olmanın yollarını açar.  Kazandıklarının üzerine her yeni kuşak artı değerler üreterek zenginleşir ve kendilerine has harsı (kültürü ) yaratırlar.

             Toplumun yaşam biçimi , ayırıcı olduğu kadar mutluluk kaynağıdır da.

Milli Ruh ha deyince kazanılmaz. Bu bir devlet politikasıdır. Birikimlerini Eğitimin İçine alır. Özenle yetiştirdiği çocuklarını ulu bir çınarın dalları olmakla kıvanç duyacak hale getirir.  Ortak kazanılan kimlik ,yerel  dokularla zenginleşir; renkli bir çiçek bahçesinde salıncaklar kurulacak hale gelir. Ortak vatan artık özgür yaşam alanıdır ve onun korunup geliştirilmesi de sorumluluk içindedir. Sırası gelince uğrunda can verilir. Ama asıl amaç yaşamak ve yaşatmaktır.

             Tevfik Fikret, Küçük Asker şiirinde şöyle der :

             “ Vatan için ölmek de var / Fakat borcun yaşamaktır.”

 

              Devlet yönetimine “ Ulusal bilinç yerine ideolojik saplantılar “ girerse,

Milli Ruh ötelenir ve alt kimlikler debreştirilir. Bu da birliğin temeline ateş olur.

Osmanlılar İmparatorluk olduğu için Milli Ruh düşünülememiş, çok ulusluluk değer bulmuştu. Ancak Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti ile ulusal kimliğe yönelmiş, Anadolu’da yaşayan insanları bir potada toplayarak “ Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir” diyerek eşit yurttaşlık getirmiştir. Hatta eşit yurttaşların  Hak ve Görevlerini anlatan bir de Yurttaşlık Bilgisi kitabı yazmıştı.

           Son yıllarda ise birliğin sıkı bağları olan Ulusal değerler birer birer ortadan kaldırılarak kargaşanın yolları açılır oldu. Ulusal Bayramlar ötelendi.okullarımızda Sabah Andı yasaklandı. Yurttaşlık Bilgisi  ders olmaktan çıktı ve Atatürkçülük ders programlarından çıkarıldı. Cumhuriyet Tarihi  budandı. Kurtuluş Savaşı adeta yok sayılır oldu.  Türklük bilinci yok edilmeye çalışılarak “ Türklükle olmaz(!) diyen üst yöneticiler yıkıma çanak tuttu

           Cahil insanların yönetimi kolay olur diye Köylerde Okullar kapatıldı. Her ile üniversite açmak çağdaş eğitim sanıldı !.. Oysa üniversitenin açılması için kentsel altyapı  gerekliydi. Yeterli  Öğretim elemanı olmadan üniversite açarsanız,  Artuklu Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Ahmet Ağırakça gibi sizi şaşırtan ifadelerle karşılaşırsınız. Ne mi demişti Rektör :

 

           “ Demokrasi isteyen kafirdir, tövbe etmezse öldürülmelidir !”

Bu söz karşısında akıl durur, düşünce aşınır, yollar karanlık bir çukura giderken yöneticiler mutlu olur mu dersiniz? Yoksa , Kurtuluş Savaşında “ Keşke Yunanlılar kazansaydı (!) “ diyen bir fesli tarih şarlatanını hastanede ziyaret eden devlet erklilerine kızarak verdiğiniz desteğe mi yanarsınız.  

            Ulusal birikim ve ulusal kazanç olan Kültürü yıpatma sonucu, Bartın Milli Eğitim Müdürü yaşar Demir gibi  “ Başı açık öğrencileri görünce sinir oluyorum “ sözü sıradan mı sayılacak? Ya da , “Atatürk’lü tişörtle “  TBMM’ye girmek isteyen yurttaşa GİREMEZSİN ÇIKAR (!) diyen Meclis yönetimine mi kızacaksın.

Bunların hepsi baştan destekli olmasa Ülke kuran insanlara, bir ulusa vatan kazandıran insanlara “ iki ayyaş(!) “  demek kimin haddineydi. Anadolu’da ünlü bir söz vardır, “ Eşeği bağırtan  da…ğıdır .”

            Rize’de Atatürk anıtı vinçlerle sökülür ve kamyonla taşınır, Kırşehir’de aynısı tekrar edilir ve ağzını açan soytarılar Atatürk’e , Cumhuriyete galiz sözle edebilirler miydi? Birikim yüzyılları alr da yıkım daha ilkel ve hızlı olur. Oysa ruhu diri tutmak süreklilik ister. Bir japon Eğitim heyeti çağrılır ve inceleme sonucu onlara denir ki ;

            “ Sizde Milli ruh çok güçlü. Japonlar vatanlarının kazancını kendi yaşamlarının önüne alır. Bunu nasıl sağlıyorsunuz ?” Yanıt şaşırtıcıdır.

            “ Biz , çocuklarımız okula başlarken, bulundukları yerdeki en önemli sanayi kuruluşuna götürür, o görkemi onlara anlatırız. Peşinden, Hıroşima , ya da Nagazaki’ye götürürüz, oradaki felaketi anlatırız. Peşinden de deriz ki :

           “ Eğer böyle olmak istemiyor ve öncekini yaşamak istiyorsanız çok çalışacağız. Üreterek mutlu olacağız.” Derler.

            Türk heyetinden biri söze karışır ve

           “ Bizim ne Hıroşima’mız , ne de Nagazakimiz var ,” deyince Japon heyet başkanı , daha utandırıcı şu cümle dökülür dudaklarından.

            “  Sizde bir Çanakkale var ki on Hıroşimaya değer.  Siz orda Emperyalizmi yendiniz ki ondan sonra sömürge uluslar kendilerine geldi ve bağımsızlıklarını kazandılar. “

              Bizler , Çanakkale utkusunu  Suriye’de Afrin başarısıyla eş tutma  gibi bir aymazlık içine itilmek isteniyoruz. Telafer’de ordumuz elbette onurlu bir başarı elde etti. Öyle bir başarı ki pirinç içinden taş ayıklar gibi sivillere zarar vermeden teröristleri bir bir devre dışı bıraktı. Ancak Çanakkale bütün dünyanın hayran olduğu bir savunma ve emperyalizmi ezme savaşıdır.

Salt deniz savaşındaki başarılar değil, kara savaşlarında binlerce gencimizin kanıyla kazanılmış kutsal bir savaştır. Çanakkale ‘de kara savaşlarında başarı gösteremeseydik Türkiye Cumhuriyeti de olabilemezdi. Orda Türk Milleti bir Mustafa Kemal kazandı. Çanakkale olmasaydı Samsun’dan başlayan kutlu yolculuk da olamaz, 9 Eylül’de düşman saldırganlar İzmir’de denize dökülemezdi.

           Ulusal kimliğin yeniden kazanılması kaçınılmazdır. İnsanlarımızı ayrıntılarda boğmak yerine, Türk Kimliğinde onurlandırmak gerekli.

Yeniden ve acilen DEVLETİMİZİN KURULUŞ AYARLARINA kavuşturmak

Zorunlu. Zira , yaşadığımız topraklarda öteden beri emperyal güçlerin emelleri var. Uygarlıklar coğrafyası Anadolu bizim yurdumuz ve onu Japonların titizliğiyle geleceğe taşımamız gerekli.

           İdeolojik yaklaşımların, zaman sonra pişmanlık doğurduğu da bir gerçektir. Ülkenin şirazesiyle oynamak kimseye yarar getirmez; ancak ulusa zaman kaybettirir. Bunu unutmadan Birleşelim, bir olalım, güçlü kalalım.

( 28.3.2018 )

Yorumlar

tüm yorumlar