ANNEYİM

Anneme zaman zaman şiirler, yazılar yazmama rağmen, çocuklarıma ve anne olmaya dair hiç bir şey yazmadığımı fark ettim. Hazır annem hayattayken, evlatlarım sağ salım ve yanıbaşımdayken, ben anneliğin tadını doya doya çıkartırken anneliğe dair yazmak...

Anneme zaman zaman şiirler, yazılar yazmama rağmen, çocuklarıma ve anne olmaya dair hiç bir şey yazmadığımı fark ettim. Hazır annem hayattayken, evlatlarım sağ salım ve yanıbaşımdayken, ben anneliğin tadını doya doya çıkartırken anneliğe dair yazmak istedim.
On dokuz yaşında evlendiğimde anneliğe de hazırdım. Sanki evliliğin kuralıydı anne olmak. O bilinç üzerine yetiştik belki de. Bu konuya dair hiç kimse, hiç birşey söylemese de, yaşadıklarım ve gördüklerim bana anneliği öğütlüyordu. 
İlk yedi ay hamile kalmayınca doğru doktora gitmiştik. 
Üç ay sonra ise hamileydim. 
Düşünüyorum da o zamanlar anne olmak istediğimde, bilmediğim bir şeyi istiyordum. Bebek. Herkesin var, benim de olmalı der gibi. Ne bebeğin ne ifade ettiğini biliyordum, ne de anneliğin nasıl bişey olduğundan haberim vardı. 
İki kilo dört yüz elli gram, minicik bir kız bebek ve ben acemi anne. 
Doktorun, bebeğini iki saatte bir besle sözüne uyarak ilk hatamı yapmıştım. Azıcık emip yorulan bebeği doydu zannedip, iki saat bekleyen ben. Her işe yetişmeye kalkıp bebeğini şımartmak istemeyen, kucağa alıştırmamaya çalışan, sallamak istemeyen ben. 
Anneliği ne zannediyordum bilmiyorum ki. Sanki hep öyle sürüp gidecek. Sanki bebeğim sonsuza kadar kucağımda duracak. Oysa bilmiyordum ki ben istesem bile günü gelince bebeğim kucağımdan kalkacak, oyunlara karışacak. 
Oysa bilmiyordum ki onun kucağımdaki hali, mutluluğun ta kendisi. 
Tüm acemiliklerime rağmen anneliği çok sevmem, kızımı çok sevmem işleri yoluna koymuştu. 
Doğumdan onca korkmama rağmen üç defa anne oldum. Her biri bilerek ve çok isteyerek oldu. Her biri özlenerek ve beklenerek geldi. 
He biri mutluluğuma mutluluk kattı.
Annelikle vücudum anlam kazandı. Karnıma yerleştikleri andan itibaren onları koruma iç güdüsü ile yaşadım. O andan itibaren kaybetme korkusu ile endişelendim ve o andan itibaren, onlara sonsuz ve bitmeyen bir aşk ile bağlandım. 
Yeni doğmuş bebeğe her bakışımda hayret ederim. Az önce anne karnında olduğuna, o hareketli bebeğin anne karnında nasıl da sabırla beklediğine şaşarım. 
Göğsümün sütle doluşu, onun bebeğin ağzıyla ilk buluşması, süt emen bebeğin göğsümü okşayıp bazen mıncıklaması, yumruklaması dünyanın en büyük hazzıydı belki. 
Aramızda kesilen bir göbek kordonu vardı belki ama sonrasında çok daha fazla bağlanıyordum bebekle.
Yeni doğmuş bir bebeğin yüzünü seyretmek ne güzel bişey. Kendi kendine gülüvermesi, daha aradan bir kaç saniye geçmeden dudaklarını büküp ağlar gibi olması, iç çekmesi..İnsan saatlerce izleyebilir onu. 
Ya bütün evi dolduran bebek kokusu, ne muhteşem bişeydi o. 
Üçüncü kızıma bir buçuk yaşında meme emmeyi bıraktırdığımda ben ondan daha üzgündüm. Anneliğin bir sayfası kapanmıştı. Artık başka bebek yapmayacaktım ve bu tür duygular sadece bir anı olarak kalacaktı.
Hamilelik ve annelik bana hep güzellik kattı diye düşündüm. Belki de eşim öyle hissettirdi bana. 
Evlat sahibi olmakla beraber yeni korkuların da sahibi olmuştum. 
Bebeğim ve ben ansiklopedileri vardı o zamanlar. Bir dolu bilginin yanında arı sokması, yılan sokması, yanıklar, kusmalar, ateş, havale, zehirlenmeler anlatılıyor ve bu durumda neler yapılacağıma dair bilgiler veriliyordu. Aman Allah'ım" dedim. Bütün bu okuduklarımın hepsi aklımda kalsın istedim. Ya birini unutursam. Ya çocuklarımın başına böyle bir şey gelir de ben hatırlayamazsam" dedim. 
Endişeler, korkular, evhamlar da olsa; uykusuz geceler, iştahsız günler, sebepsiz ağlamalar da olsa gönüllü köleliğe razıydım. Annelikten aldığım haz, onların bana verdiği mutluluk sonsuzdu. Evlat yanağından aldığım öpücüğün, boynuma dolanan kolların, koynumda varılan uykunun tadı başka yerde yoktu.
Her bebeğimle yeniden doğdum. Her defasında onlarla beraber çocuk oldum. Onların her biriyle tekrar yürümeye başladım, oyuna başladım, okula başladım, genç kızlığa taşındım. Bir hayatı onlarla beraber üç kez daha yaşadım. 
Hep anne hakkından bahsedilir ya hani ben diyorum ki bunca mutluluğu veren kızlarıma ne yapsam da haklarını bana helal etseler. 
Anne olmadan yaşamını tamamlayanlar için ben çok üzülüyorum. Zannediyorum ki annelik yaşamanın en güzel boyutu. Kızım evlendiğinde, istedim ki anne olsun o da, benim gibi çok mutlu olsun. Diğer yanım ise biliyordu ki kızım anne olduğunda kendisini ikinci plana bırakıp çocuğu merkez yapacak, benim gibi. 
Şimdi kızımın anneliğini izliyorum, torunumla yeniden çocuk olarak. 
İki yıl bir komşumun çocuklarına baktım. Bir yaşından üç yaşına kadar olan zor bir dönemdi. Biri kız biri erkek olan ikiz bebeklerdi. Anneleri olmadığımı bildikleri halde bana anne diyerek, anne ihtiyaçlarını dile getiriyorlardı. 
O zaman anladım ki anne olmak için karında taşımak, doğurmak, emzirmek gerekmiyor. Emek vermek, sevmek gerekiyordu. Onları öptüğümde tenlerindeki koku ve tat kızlarımınkinden farklı değildi. Aralarına yatıp da uyumaya çalıştığımızda hissettiğim sıcaklık kızlarımınkinden farklı değildi.
Şimdilerde çocuklarını büyütmüş elli beş yaşında bir kadınım. Kızlarım başlarının çaresine bakabilecek güçte ve akılda. Artık yetişkin bireyler. Bazen alışveriş arkadaşı oluyorlar bana, bazen sohbet, bazen gezi. Onlarla gencim, kuvvetliyim, kalabalığım. 
Kendi evlerinde başka hayatlarını kurmuş olsalar da biliyorum ki tek sözümle koşup yanımda olurlar. 
Şimdilerde ben de hayatın farklı renklerini kovalıyorum. Bazen bir kelebek olup nazlı nazlı uçuyorum, bazen bir arı gibi en güzel çiçeğin avına çıkıyorum. 
Belki kızlarımı şaşırtıyorum bazen. Onlar yanımdayken daha ciddiydim. Her şeyi daha çok inceliyor, kılı kırk yarıyordum. Onların hata yapmasından korkup zaman zaman diktatör gibi davranıyordum. 
Şimdilerde daha bir havai, uçarı belki biraz yaramazım. 
Azalmakta olan ömrü görüp, yaşama daha bir sarılıyor, her anı daha bir kıymet vererek yaşıyorum. 
Allah ömür verirde seksenlik bir kadın olursam, ellilik kızlarıma bakıp, ben niçin o yaşların tadını çıkarmadım diye hayıflanmak istemiyorum. 
Hayatın bana sunduklarını çok sevdim ama en çok anneliği. 
Annelik yapan, bunun kıymetini ve önemini bilen herkesin anneler gününü kutluyorum. Biliyorum ki bazen de babalar çok güzel anne olur. 
Ve yine biliyorum ki anneliğin sahiden ne olduğunu bilen insan, hiç bir yavruya sırtını dönemez. 
Hepimiz aynı bilinçle hareket edebilsek ne öksüz, yetim çocuk kalır, ne kimsesiz sokak çocuğu kalır, ne göç yollarında telef olan çocuk kalır. 
Biz anneliğin ne demek olduğunu anladığımızda sokaklarda sahipsiz bir kedi yavrusu, bir köpek bile kalmaz. 
Tüm annelerin günü kutlu olsun.

Yorumlar

tüm yorumlar