KUTSAL VARLIKLARIMIZ ANNELERİMİZ

Onlar bizim kutsal varlıklarımız. Canımız, kanımız, her şeyimiz… Bir ömür boyu her şeyimizi adasak da hakkını asla ödeyemeyeceğimiz… Her dara düştüğümüzde, her başımız sıkıştığında, her korktuğumuzda koşup ilk sarıldığımı...

Onlar bizim kutsal varlıklarımız. Canımız, kanımız, her şeyimiz… Bir ömür boyu her şeyimizi adasak da hakkını asla ödeyemeyeceğimiz… Her dara düştüğümüzde, her başımız sıkıştığında, her korktuğumuzda koşup ilk sarıldığımız… Varlıkları ile ömrümüze ömür katan, güler yüzüyle içimizi her daim ısıtan, kimseye güvenemediğimiz şu adaletsiz dünyada karşılıksız olarak sevip güvendiğimiz tek insan… Bizi her şeye rağmen karşılıksız olarak seven, korkusuz, mert, canını dişine takan, yüreği her zaman sevgi dolu, bizi her zaman koruyup kollayan ve bağrına basan kanatsız meleklerimiz…

                Evet, annelerimizden bahsediyorum. Bizi dokuz ay karnında, üç yıl kucağında ve ömür boyu kalbinin tam ortasında taşıyan o güzel ve kutsal kişilerden… Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.v.)’in Hadis-i Şerif’inde de söylediği gibi; “Cennet, anaların ayaklarının altındadır” sözünden yola çıkarsak, en kıymetli, en değer verilmesi gereken ve en çok üzerimizde hakkı olan kişiler tabii ki annelerimizdir.

Her konuda olduğu gibi eğitim konusunda da her şeyi annemize borçlu olduğumuzu unutmamak gerekir. İlk eğitim ailede başlar ve bu eğitimi size ailede verecek olan ilk kişi annedir. Çocuk 0-3 yaş arasında rol model olarak annesini örnek alır. Bu da ileride yaşayacak hayatın şekillenmesine sebep olur. İlk eğitimi annede aldıktan sonra hayat boyu ne kadar farklı yerlerde eğitim alsak da yine de anne eğitimimiz devam eder. Ergenlik dönemi gelir, annemize ve babamıza bağırırız, hâl ve hareketlerini beğenmeyiz. Bunu yaparken de onları değil kendimizi düşünürüz. Hatamızı söylediklerinde onlara kızarız, anlayışsız deriz. Bu kadar şey yapmamıza rağmen, onlar bizi her zaman karşılıksız sever, sayar, anlayış gösterir, kızmaz. Gençken onlara yaptıklarınızın yüzde kaçı size yapılsa deliye dönersiniz hiç düşündünüz mü? İşin kötü tarafı böyle yapanlar hatalarını maalesef ya çok geç anlıyorlar ya da hiç anlamıyorlar. Anladıkları zaman, kıymet bildikleri zaman, genelde onlardan ayrı düşüp, onları kaybettikleri zaman oluyor. Yani iş işten geçmiş oluyor. O saatten sonra ne üzülmek fayda ediyor, ne dövünmek, ne de pişmanlık… O günlere ne geri dönebilirsiniz, ne de her şeyi eskisi gibi yapıp düzeltebilirsiniz…

Bizi besleyen, büyüten, yaşımızı aldıran, eğitiminden tutun da giyimine kuşamına kadar her şeyimizle sıkılmadan, defalarca, sabırla ilgilenen, bizler için gece gündüz demeden çalışıp didinen, yorulsa da belli etmeyen, sofrada yemekleri koyarken yeter dediğinde en az bir kaşık daha fazla koyan… Pastadaki küçük dilimi alan, çocukları yesin diye ben aç değilim diyen, en son sofraya oturan, yemek arasında sürekli kalkıp hizmet eden, dişinden tırnağından ayırıp çocuklarının istediği şeyleri alabilmek için her türlü zorluğa göğüs geren, her şeyin en güzelini, en temizini ve en iyisini düşünen…

Evi çekip çeviren, çamaşır, bulaşık, ütü, yemek, temizlik, alışveriş, beslenme çantası, okul hazırlıkları ve daha sayamadığım nice işleri severek yapan, akşam eve geç gelince merakından uyuyamayıp kapılarda, pencerelerde sabahlayan, sırf onlar üzülmesin diye kendi dertlerini çocuklarına hiçbir zaman yansıtmayan… Sevgi, saygı, din, ahlâk, kültür, donanım, bilgi, aşk, hak, hukuk, adalet, özgürlük ve aklınıza gelebilecek her türlü maddi manevi duyguların en güzelini ve en doğrusunu öğreten…

 

 

Ne olursanız olun, kim olursanız olun sizi her zaman seven, koruyup kollayan, üretimde en az erkekler kadar yer alan, çalışan, ekonomiye, topluma ve ülkeye canla başla katkı sağlayan, “Çorabım nerede?” diye sorduğunuzda klasik ve hiç şaşmayan cevap olarak “Nerede çıkarttıysan ordadır…” cevabını veren… Pazar yerinde kaybolunca telaştan deliye dönen, bulduğunda ise yine terlikle döven, her hatamızda bize en iyi keskin nişancıya taş çıkartacak kadar güzel terlik fırlatan ama yine de parmağımıza çöp batsa kendi canı yanan, kendi parmağı kanayan ve bütün bu saydıklarımı tamamen hiçbir karşılık beklemeden yapan kişilerdir annelerimiz. Soruyorum sizlere, böyle kişinin hakkı ödenir mi? Kendim de dâhil muhtemelen hemen herkesin cevabı bu soruya aynı olacaktır. “Ne bu dünyada ne de öbür dünyada kesinlikle ödenmez…”

Annelerimizin hayattayken kıymetini bilelim, onları kaybettikten sonra ne siz eski halinizde kalırsınız ne de geriye dönüp baktığınız pişmanlıklar size annelerinizi geri getirir… Başta kendi annem olmak üzere, hayatta olan, hayatta olmayan, uzakta olan, tüm annelerimizin ve anne adaylarımızın ellerinden saygı ve sevgi ile öpüyor, anneler gününü kutluyorum.  Anneler Günü’nün sadece bir gün değil her gün kutlanması ve tüm annelerin evlatlarıyla, tüm evlatların da anneleriyle mutlu olması dileklerimle…

Yorumlar

tüm yorumlar