ŞİİR SÖZ ALIR – BEN SUSARIM

Şiir Her Zaman Şiir gönüllerin dil sultanıdır. Her ulusun şiirselliği algıları doğrultusunda gelişir. Türkçe şiir için yaratılmış bir dildir. Söylemindeki  uyum içine çeker insanın. Okşar insan ruhunu. Bir alemden ...

Şiir Her Zaman

Şiir gönüllerin dil sultanıdır. Her ulusun şiirselliği algıları doğrultusunda gelişir. Türkçe şiir için yaratılmış bir dildir. Söylemindeki  uyum içine çeker insanın. Okşar insan ruhunu. Bir alemden başka ufuklara yelken açtırır.

          Şiir , yeri gelince nalına da vurur, mıhına da. Acımasız olduğu zamanlar da vardır. Örneğin, taşı gediğine koyar:

 

“ Kimimiz seçimde oy deriz, kimimiz geçimde “oy!”

   Biz böyleyiz bacım buraya üç nokta koy…”

       

         Tam yerinde değil mi? Şu günlerde yine halkı ütmek, kendilerine ayrıcalık sağlamak isteyenlerle, kendilerini ulusa adayanlar yarışta. Çıkmazlar içinde boğuşan halkın asıl derdini Cahit Külebi  en özlü biçimde anlatmıyor mu?

         Ya da, Orhan Veli’nin şu tesbiti.

         “Neler yapmadık şu vatan için

           Kimimiz öldük

           Kimimiz nutuk söyledik !”

 

           Yurdu- ulusu için canlarını verenler susarken, kimi cazgırlar ikide bir “bedelli “ diye tutturmazlar mı? Şiiri kahreden de budur işte. Nutuk atanlara bakarsanız, ya sakat raporu alırlar, ya da şişkin ceplerine dayanır ve para ile canlarını satın alırlar. Görülen o ki canlarını verenler değil, nutuk atanlardır hep ülkenin sahini.

Bir nazlı bayraktır şehitin onuru.

 

          Bu durumda “ İkinci yüzüm sen gül biraz / ben ağlayacağım “ diyorum Bülent Ecevit’in  dilinden. Ve arkasından da yine Ecevit’in diliyle:

         “Havadan sudan konuş kaygısız

           Ben deli gibi

           Aşık olacağım” demek istiyorum.

 

          Yeri gelmişken sitem yüklü şu şiirini paylaşmak isterim Ecevit’in

         “ Öldürenle katiliz çalanla hırsız

            Tümümüz danığız tümümüz savcı

            Tümümüz suçlu, tümümüz yargıç

 

            Kimi aklar kimi suçlarız

            Kimi bağışlar kimi asarız

            Kendimizi başkasında

 

          Hergün bir bıçak saplı

          Birinin arkasında

          Vurulan da biziz , vuran da “

 

Yanlışı var mı ? Meydanlarda dillerinde hançerler olanlar yok mu? Birleştirmek, barışmak yerine , ayrıştırmalardan çıkar umanlar arkalarında derin yaralar bırakarak ülkemize ve insanlarımıza yazık etmiyorlar mı ? Yağı – şekeri – unu olup da helva yapamayan erkliler hep bizden çıkıyor!  Olan da temiz yürekli Anadolu Türklüğüne oluyor. Sahi, ne istiyorlar Türk’ten, Türk olmaktan?

İncitici boyutlarda sözler dolaşır dillerinde! Neden?

 

         Oysa o Anadolu insanı yurdu, ulusu, inancı için canını çekincesiz ortaya koymuyor mu ?  Erkli olanlar seçimden seçime halkı anar, kazandıklarında da ,”çelik çomak oynadık yine üttük (!)” demezler mi?  Onları cahil bırakmak için çocuklarının eğitimini boşluğa attıklarında

“Reform yaptık” diyerek dalga geçmezler mi !

        

         Bakın Nüzhet Erman gerçeği nasıl koyuyor ortaya.

 

       “Dilin varmazken ona adam demaye

        Ne hakkın var ondan destan beklemeye

        Duru ayranla kuru soğan – ekmeye

        Ya Rabbi şükür diyen bir adam düşün “

 

Oysa Türk Köylüsü  şiirinde şöyle seslenmedi mi yıllar önce Türk’ün büyük şairi Nazım Hikmet;

 

         “ Topraktan öğrenip

                 Kitapsız bilendir

           Hoca Nasrettin gibi ağlayan

                 Bayburtlu Zihni gibi gülendir

          Ferhat’tır

                Keremdir

                     Ve Keloğlan’dır

Yol örünüp onun garip serine

Analar – babalar umudu keser

Kahpe felek ona eder oyunu

Çarçamba’yı sel alır

Bir yar sever

        El alır

Kanadı kırılır

            Çöllerde kalır.”

 

Halkımızın kaderi hep çöllerde kalmak mıdır? Yıllar geçer , zaman aşındırır düşünceleri , onun kaderi değişmez. Halkın cahil bırakılmasından çıkar ummak ona ihanet olmaz mı ?

          Oysa bu halk, yıkılan bir İmparatorluğun külleri arasından yeniden bir devlet çıkarmadı mı? O günkü güçlü LİDERLİK günümüzde neden görülmez de ülkemiz konu – komşu ile düşman edilir ?

       Ne diyordu Koca Yunus,

       “Yetmiş iki millet dahi elin -yüzün yumaz değil

         Bir kez gönül yıktın ise o kıldığın namaz değil “

Söyler misiniz gönül yıkmayan seçilmişlerden günümüzde yok mu? Bu nasıl liderlik diye sormazlar mı ?

 

        Sözün özü,

      “Ağaç bütün

             Işık bütün

                Meyve bütün

       Benim dünyam paramparça

       Büyük bir ayna kırılmış

       Kırılıp yere dökülmüş

       Kainat içine düşmüş

       Düşmüş amma paramparça “

Bedri Rahmi içinden çıkılmaz durumu özetlerken,

Faruk Nafiz de “Yolcu ile Arabacı” şiirinde bitmeyen çileye bir umutsuzluk yükler…

 

      “Senin de yolun biterdiner gözünden yaşlar

        Benim uğursuz yolum bittiği yerden başlar “

 

Ancak daha yazılacak çok şiirimiz var bizim. Çalınacak sazımız, söylenecek türkümüz var bizim. Toparlanmak, aklı – bilimle yoğurarak yeni ufuklarda şavkımak görevimiz var bizim.  Külebi’nin diliyle:

         “ Edirne’den Ardahan’a kadar

            Bir toprak uzanır

            Boz kanatlı üveyikler üstünden uçar

            Ardahan’dan Edirne’ye

            Edirne’den Ardahan’a kadar.”

 

Sıra bana gelince, söyleyeceklerim belli.

 

         Güneş doğar yayar ısı

         Açılırız gökyüzüne

         Bir olursak – bir büyürsek

         Saçılırız yeryüzüne

 

         Dağlar bizim – bağlar bizim

         Pembe yüzüm yolda gözüm

         Vatan toprak çamur olsa

          Sevgilerle sür yüzüne.

Türk Gençleri yolumuz yüce Atatürk yolu

Anadolu yurdumuz- yurdumuz Anadolu

 

        

 

 

Yorumlar (1)

Yorum yaz
  1. ibrahim Coşar
    2018-05-27 15:28:14 ibrahim Coşar

    Kalemine sağlık öğretmenim.

Yorumlar

tüm yorumlar