Gül de üşür, insan da

“ Mayıs bir köylü kızdır; saf u dilber, şuh u sevdakar “ demiş Tevfik Fikret. Anadolu'da Mayıs havası için “Dışarıda gül üşümüyor “denir. Gül üşümüyorsa, insan da üşümezmiş...

“ Mayıs bir köylü kızdır; saf u dilber, şuh u sevdakar “ demiş Tevfik Fikret.

Anadolu'da Mayıs havası için “Dışarıda gül üşümüyor “denir. Gül üşümüyorsa, insan da üşümezmiş.

Bugünlerde gül de üşüyor, insan da.

Üşümek de güzeldir elbet, gidebileceğiniz sıcak bir yuvanız, o yuvada sizi bekleyen sıcak yürekler, sıcak aşınız, bir bardak demli çayınızı size sunacak olan sevgi elleri varsa.

Mayıs bir köylü kızına benziyorsa Fikret’in gözünde, birkaç gün sonra girecek olduğumuz ay yani Ocak ayı da kartopu oynayan bir yaramaz çocuğu düşündürüyor bana.  Soğuk hava dalgaları bir geliyor, bir gidiyor olsa da önümüzdeki birkaç ay dondurucu soğuklar da yaşanacak, yolda kalanların çileleri de, trafikte harcanan saatler de, tatil olan okullar da, kartopu oynayanlar da olacak.

Evet, öyle ya da başka şekilde yeni bir aya, yıla başlayacağız.

Kartopu oynayan yaramaz çocukla sabırla başa çıkacağız daha önceki zamanlarda nasıl başa çıktıysak.

Hayatımızın olağan döngüleri bunlar.

Şehirler her ne kadar beyazın esiri olsa da çoğunlukla beyaz örtüler içinde bir kentin temiz görünümü de gözlere hoş gelir. Yolda kalanların, üşüyenlerin, evsizlerin, aşsızların çilesi akıllarına bile gelmezken ne kadar üşüdüğünü ya da ne kadar güzel yerlerde bulunduğunu, karda sucuk ekmek keyfi, filanca kafede kahve, salep keyfi yapmakta olduğunu birbirine ispat etmek istercesine, bu bir görevmişçesine sıkça öz çekimler yaparak, bıkıp usanmadan yayınlayacak sosyal medyada bazılarınız.

Eski kartpostallar geliyor gözlerimin önüne. Yollar, ağaçlar, araçlar bembeyaz olurdu hep yılbaşı tebriklerinde. Mutlu, huzurlu insanlar, gülen oynayan çocuklar olurdu. Simli olanların simleri ellerimize bulaşır, yerlere dökülenler arada ışığın altında pırıldar dururdu. Vitrinlerimizin, sehpalarımızın üstünü süslerdi her biri. Her şeyden önemlisi de arkalarına el yazısıyla yazılmış iyi dilekler, selamlar ve içten sevgilerdi.

Heyecan var mıydı, elbette vardı, Şimdi de var, olmalı da. Hayat sürprizleri, ciddiyetleri, üzüntüleri, sevinçleri ve daha pek çok şeyi mayısında, ocağında, şubatında veya herhangi bir anında taşımakta her zaman taşıdığı gibi.

Umutlarımız, sevinçlerimiz, heyecanlarımız hatta üzüntülerimiz kimi zaman azalıp kimi zaman artsa da hiç bitmeyecek.

Yeni bir yılın başlangıcına sayılı günler kaldı. “Yeni yılda ne yapıyorsun?” soruları sık sorulur oldu karşılaşılan eşe dosta. Yeni bir yıla başlayacağız, yeni umutlara gebe her gelen yeni gün ancak yeni tarihli bir aya, yıla başlıyoruz diye ille de özel bir şeyler, tatil planları yapmak, Uludağ’a kayak yapmaya çıkma beklentileri neden? Mesela hindi pişirmek, en güzel yiyecekleri, çerezleri, meyveleri tıka basa tüketmek ve yeni bir yıla girerken böyle olması gerektiği fikrinin sürekli dayatılması neden?

Bir de şu kırmızı meselesi var tabi ki. Yolda yürürken istemeseniz de mağaza vitrinlerinde gözünüze çarpan seksi ve daima kırmızı iç çamaşırları. Ah, keşke kırmızıda keramet olsaydı ama yok, olmayacak da. Ne giyerseniz giyin, neyiniz varsa onu giyin ama illa ki en başta insanlığınızı giyin üzerinize.

Ticari piyasanın en sevdiği günler böyle günler.

Bazı TV reklamları, mesela bir bardak reklamı, sürekli sağlam bir bardağınız olsa da bilerek isteyerek yere düşürüp kırın, yenisini alın diye gözümüzün içine soka soka tekrarlanıp duruyor. İşi daha da ciddiye bindirip şimdilerde yeni yıla yeni telefon lazım fikrini beyinlerimize yazmaya, belki birçok reklamın içindeki 25. kareyle de satın almayı, tüketmeyi bir dürtü haline getirmeye çalışıyorlar.

25. kareyi bir kenara bırakıp şimdi son bir cümleyle iyi dileklerimi iletmek isterim.

Yeni yılınızın ilk sabahı ve daha sonraki sabahlarda sevdiklerinize günaydın diyebilmeniz, sevginizi bir tebessümle iletebilmeniz, birlikte daha pek çok güzel günler, aylar, yıllar geçirebilmeniz dileğiyle.

Mutlu olun, mutlu kalın.

29.12.2015 Müşerref Özdaş

Yorumlar

tüm yorumlar