Almanya’nın geleceği: Deukisch ya da Türkmanca nesil

Göçün 55. yılına girdik ve hala daha aynı tartışmanın içindeyiz. Göçmen çocukları bulundukları ülkenin dilini öğrenebilmeleri için önce anadillerini mi öğrenmesi gerekiyor? Bu konuda dünya geneli...

Göçün 55. yılına girdik ve hala daha aynı tartışmanın içindeyiz. Göçmen çocukları bulundukları ülkenin dilini öğrenebilmeleri için önce anadillerini mi öğrenmesi gerekiyor? Bu konuda dünya genelinde bilim insanları hemfikir iken, her nedense artık Almanya’daki bilim insanları, özellikle de siyasiler ayrışmış durumdalar.

Anadili öğretimine leyhte görüşler:

Anadilini kullanmanın kişisel, aile ve toplumsal etkileri vardır. Kişisel gelişim açısından bakacak olursak birinci dilde (anadilinde) edinilen başarı ikinci dili de (örneğin Almanca) olumlu etkiler. Bunu açıklayan iki tez vardır, birisi etkileşim diğeri de seviye eşiği hipotezleri.

 

Etkileşim hipotezi (Interdependenz Hypothese):

Bu varsayıma göre birinci dilde ne kadar başarılı olunursa ikinci dilde de o derecede başarılı olunur. Yeter ki ikinci dilde yeterli derecede etkileşim ve istek olsun (Jim Cummins 1981).

Seviye eşiği hipotezi (Schwellenniveau-Hypothese):

Bu varsayıma göre öğrenciler anadillerinde belirli bir seviye eşiğine erişmedikleri takdirde ikince dilde bilişsel (kognitif) zorluklar çekebilirler (Jim Cummins 1982). Bu tezi doğrulayan bir başka görüşe göre de anadili çocuğun kognitif gelişimine faydalı olması nedeniyle çocuğun dilsel ve bilişsel gelişimi kesintiye uğratılmadan birinci dilde (anadili) veya iyi bildiği dilde olması gerekiyor (Thomas/Colier 2001). Anadilinde belirli bir seviye düzeyine (eşiğine) erişilmediği durumlarda göçmen çocuklarında, örneğin Almanya’daki Türk kökenli çocuklarda, her iki dil de yarım kalmaktadır. Sonuç itibariyle ortaya “Deukisch” veya “Türkmanca” diye tabir edebileceğimiz iki yarım dillilik meydana gelmektedir. Cummins bu hipotezini 1976 da Finlandiya’da yapılan bir araştırmaya dayandırmaktadır. Yapılan bu araştırmada ilkokul eğitimini kendi ülkelerinde tamamlamış göçmen kökenli çocukların ülke dilini daha çabuk öğrendikleri ve okulda daha başarılı olduklarını göstermektedir. Bu nedenle de Finlandiya anadili eğitimine Avrupa ülkelerinde en çok önem veren ve PISA araştırmalarında en başarılı ülkedir. Kişisel gözlemlerimiz ve PİSA araştırmaları da Cummins’in görüşlerini desteklemektedir. Örneğin Almanya’daki üçüncü nesilin okul başarısı ikinci nesilden çok daha geridedir. Sonuç itibarıyla kişisel kazanımları açısından koşullar yerine getirildiği takdirde (mesela uzun süreli ve diğer derslerle koordineli verilmesi durumunda) anadili öğretimi iki dilli çocukların kognitif gelişimlerini ve dolayısıyla da okul başarılarını olumlu etkiler (Reich und Roth 2002).

 

Çocukları okul öncesinden itibaren her iki dilde (anadili ve bulunduğu ülke dili) koordineli bir şekilde desteklemek daha verimli olur. Dil gelişiminde olan bir sorun her iki dile de yansır ve bu eksiklik her iki dilde de giderilmesi gerekir. Aksi durumda çocuğun bir tarafı sürekli aksar, geleceğe koşacağı yerde tek ayaklı insanlar gibi topallayarak ilerler. En önemlisi, her iki dilde de, birbirine bağlantılı olarak, örneğin Koala (Koordinierte Alphabetisierung im Anfangsunterricht, koordineli okuma yazma öğretimi) projesinde olduğu gibi, yazıya ulaşmasıdır (Gogolin, Neumann und Roth 2003).

Dil ve gelişim psikolojisi:

Aile bağları açısından bakacak olursak yukarıdaki hipotezler dışında anadilini kullanmanın önemli bir dayanağı daha vardır. Örneğin, anadilini kullanmak çocuğun psikolojisini ve ailesi ile iletişimini güçlendirir (Tannenbaum 2003). Anadili kullanımı çocuk ve aile arasındaki iletişimi kolaylaştırdığı için çocuğun bilişsel gelişimine de faydalı olur. Bu durum çocuğun ikinci dil öğrenimini ve diğer derslerindeki başarısını da olumlu yönde etkiler. (Mouw/Xie 1999). Yani anadili kullanımı ile ailevi bağların güçlenmesi çocuğun kişisel gelişimini de olumlu yönde etkiler.

Toplum açısından değerlendirecek olursak eğer, örneğin göçmen kökenli çocuklara okulda anadillerini öğretmek, göçmen dillerinin kabulünü ve desteklenmesi gereken toplumsal bir değer olarak kabul gördüğünü gösterir. Bu da sonuç itibarıyla göçmenlerin kendilerine bakış açılarını ve güven duygularını olumlu etkiler (Baker 2001, Portes/Hao 2002). Bu durumda da çocukların bulundukları topluma (Alman toplumu) karşı güven duygularını artırır. Topluma karşı güven duygusu artan çocuklar daha verimli olurlar ve bulundukları toplumun refahı için çalışırlar.

 

Anadili öğretimine aleyhte görüşler:

Kimi bilim insanlarına göre çocuklara okulda anadillerini öğretmek, bulunulan ülke dilinin öğrenilmesi açısından sakıncalıdır ve bu da sonuç olarak diğer derslerini de etkiler (Hopf 2005). Birinci dilde edinilen kazanımların her alanda ikinci dile de yansıması henüz kanıtlanmamıştır; etkileşim her iki yönde, yani olumlu veya olumsuz gelişebilir (Maas 2004).

 

Anadiline aleyhte olan bu görüşlere rağmen, anadili öğreniminin ikinci dil öğrenimine zararlı olduğunu gösteren hiç bir tane araştırma sonucu yoktur. Yapılan tüm araştırmalar anadili öğreniminin en kötü ihtimalde ikinci dil öğrenimine hiç bir etkisi olmadığını, yani nötr kaldığını göstermektedir. Mannheim üniversitesinden sosyolog Hartmut Esser’e göre anadilinin ikinci dile etkisi Almanya’daki Türkler açısından henüz kanıtlanmamıştır ve bu çekişmeli durum sağlıklı bir araştırmayla çözülmesi gerekmektedir.

 

Elli yıldır böyle bir araştırma Almanya’da neden yapılmadı dersiniz? Çünkü bilimsel verilere gerek duyulmadı, nasıl olsa biz Türklere psikolojik baskıyla, gerekirse zorla Almanca öğretiriz düşüncesi hakimdi de onun için. Oysa birçok göçmen ülkesinde böyle bir araştırma yapılmış ve sonuç aşağı yukarı hep aynı çıkmış. Hem anadili hem de ülke dili çocuklara aynı anda ve koordineli bir şekilde öğretilmeli, ve eğitim gerekirse iki dilli verilmeli. Regensburg’da göç araştırmalarını yürüten Philip Anderson’a göre Türk çocuklarına ana okullarında ve okullarda Türkçe konuşma yasağı koymak onların gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Pekala Almaya’daki uygulama hangi yönde? Örneğin Berlinde göçmen çocuklarına, tüm bilimsel veriler göz ardı edilerek, anadillerinde hukuka aykırı olarak konuşma yasağı getiren bir okul ilgili makamlar tarafında ödüllendirildi.

 

Özet olarak değerlendirecek olursak anadilini öğrenmenin çocuğun kendine güvenini, ailesine ve gelmiş olduğu topluma güven ve bağlılığını artırır. Tüm bunların yanı sıra anadilini öğrenmek çocuğa dilsel ve zihinsel gelişim olarak artı puan kazandırır, yeterki anadilinin önemi aileler tarafından bilinçli şekilde kabul görsün, toplum tarafından desteklensin ve eğitmenler tarafından şuurla işlensin.

Yorumlar

tüm yorumlar