İNANMAK MI ? - ZOR SORU

          Biz Öğretmenler, " İNANMAYI" erdem sayarız. Hep doğrudan yana olduğumuz için öğrencilerimizi de doğrulara yönlendirmeye çalışırız. Emekle hazırladığımız YURTSEVER  beyinler , yanlış ellerde...

          Biz Öğretmenler, " İNANMAYI" erdem sayarız. Hep doğrudan yana olduğumuz için öğrencilerimizi de doğrulara yönlendirmeye çalışırız. Emekle hazırladığımız YURTSEVER  beyinler , yanlış ellerde , yanlışa inatla itiliyorlar. Hele de işin içine kutsallar girince genci ve halkı kandırmak kolaylaşıyor. Bunun için acımasızca kan akıtmayı da göze alanları günümüzde gördükçe inanma zora giriyor. Doğrularda direnmek zora direnmekle eşleşiyor çoğu zaman.          İnanç kutsalıdır insanın. O, yalnız YARATAN'la kul arasında olacakken aracılar işin içine girince riya da kaçınılmaz oluyor. Öyle olmasa bunca mezhep, sayısız tarikat olur mu ?  Tanrı," biz herşeyi açık eyledik " derken , aracılar bunları gizleyerek kendilerine ikbal sağlamak için az mı safsatalara dalıyorlar ? Dört halifeden üçü , dine yıkım getirdiğinden mi hançerlenerek öldürüldü? Kutsal olan inanca , KUR'AN dışı söylemler katılınca Sapkınlıklar başlıyor. Kavga ve kırımlar da birlikte elbette.             Eğitim insanın ruhsal dengesini erdemle eriterek kişilik kazandırmadır. Bu da ancak pozitif bir programla olasıdır. Bu açıdan bakınca eğitimin tanımında şu sonuca varanlar da vardır : " Eğitim doğruları, doğru bilinenleri öğretmek değil , EĞİTİM AKLI EĞİTMEKTİR." Eğitilen akıl, problemler karşısında çözüm üretir. Eğitilen akıl, yarara yöneleceği için zararı öteler.            Dogmalar inanmak ister, değişmeyen kurallar içerir. Eğitimin işi sorgulamadır. İrdeler, kuşkuları doğrular, bir sonuca varırken yeni kapıların da açık olmasına özen gösterir. Çünkü bilimsel bakışta arayış vardır.           Çocuğa verilen bilgi durağansa , irdelenmeyecek durumdaysa beyin kapanır ve yeni algılara çıkış zorlaşır. EĞİTİMDE BİRLİK YASASI  Türk eğitimini soran - sorgulayan bir anlayışla yola girmişken, zamanla  teokratik bir sistemi öne alan anlayışa yönelince İnanç ister istemez eğitimin içine girdi.           Hani bir zamanlar Öğretmen Okulları vardı. Mezun olanlar ancak öğretmen olur, ilerisine devam etmek isterse yalnız Öğretmenliğin ilerisi olan EĞİTİM ENSTİTÜLERİNE gidilebilinirdi. Başka okulların önü yasayla kesilmişti. Meslek okulları , yetiştirdikleri öğrencileri mesleğe hazırlar. Öyle de olmalı. Sanat Okulları ilgili dalda ara elaman yetiştirir, Askeri Okullar Ordunun Subay ihtiyacının gereğini yapar. İmam Hatip okulları nedense genel eğitimin görevini üstlenir. Oysa , ülkenin aydın imam ihtiyacı kadar öğrenci almalı değil mi ?  İlerisi İLAHİYAT FAKÜLTELERİ olması en doğalıyken, temelde beyinleri törpüleyen eğitim içinde durağanlaşan genç , geleceğe sorgulayan bakışla yönlenebilir mi ?            Samsun ve Amasya'da İmam Hatip liselerinde sekiz yıl öğretmenliğim var. Dini bilgim bana ailemden gelir.   Onu kimseyle tartışmam. Ancak İHL'lerde gördüğüm uygulamalar siyasal yatırımdan da öteye kimi öğrencileri kanalize ettiklerine de tanığım. Öğrencilerime kitap okuttuğum için kötü Öğretmen olduğuma karar verenleri, ulusal Bayramlarda konuşmamı yaparken okulun elektriklerinin kesildiğini de unutamam. Bir olayı anımsatmak bu okullarda verilmek istenen eğitimin amaçlarını açık eder umarım.            Okul Müdürü M.S.U. Samsun merkeze yakın bir okulu ziyaretinde , kapıdan girince özenle hazırlanmış CUMHURİYET VE ATATÜRK KÖŞESİNİ görür. Okul Müdürünün odasında kahvelerini içerken İHL Müdürü söze girer:           " Şimdi anladım işimizin neden bu kadar zor olduğunu ," der.           " Hayrola Müdür Bey, işiniz neden zor ki ?"  Deyince ilkokul Müdürü :           " Kapıdan girdiğimde  yaptığınız köşeyi gördüm. Sizin küçücük beyinlere   Beş yılda yerleştirdiklerinizi biz yedi yılda zor siliyoruz.  Böyle köşelerle çocukların beyinlerini dolduruyorsunuz. İşimizin zorluğu ondandır. "            iHL'lerde ve bunlara bağlı yurtlarda çocuklarımız Cumhuriyet ülküsünden uzaklaştırılıyor.  Atatürk düşüncesi, bilimin kuşkulu bakışı öteleniyor. İçlerinde pozitif bakışlı gençler yok mu? Var elbette. Ancak çoğunluk tek taraflı bir eğitimle çocukların önleri kapanıyor.           Din eğitimi elbette verilmeli. Devletin görevidir halkın inancını dosdoğru vermek. Ama hurafelerden uzak, devletin yapısına ters eğitim vermekten uzak. Din hiçbir cemaate bırakılamaz. Cemaatlerin getirdikleri noktaları gördük, görüyoruz. İnsan verilen eğitimle şekillenir. Baktık ki İmamHatip kökenliler de hain olabiliyormuş. Hainliğin kamburu bir grubun üzerine yüklenemez. Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan kaç bin görevli kovuldu. Askeri okullar kapatılırken İHL'ler neden akla gelmez?            Kendi insanlarına kurşun sıkan , kendi meclisine bomba yağdıranlar nasıl bir inanç içindeler. Suriye'de, Irak'ta ve benzer İslam ülkelerinde görülen vahşet, dinin yanlış ellerde oyuncak yapılmasından değil mi ? Bizdeki canavarlığın bir an galip geldiğini düşünün . Kan gövdeyi götürmez miydi? Bu nasıl bir gelecek kurgulamadır?  Çılgınlık ötesi bir ihanet değil mi?           Bir cemaatten kurtulma uğraşı verirken, başkalarının kucağına düşmek kuşkusu.  Bu beni korkutuyor. Çünkü , izlenen yol doğru değil. Eğitimi yine İHL AĞIRLIKLI yolda sürdürme isteği, yolu korkutuyor. Bilimsel eğitimle, ulusal benlik ağırlıklı bir programla gidilmedikçe varacağımız yer başka bir duvara toslamak olur. Meslek okulları olmalı ve eğitim aldığı meslekte yararlanılmalı. Yeteri kadar Öğretmen Okulu, yeteri kadar İmamHatip ve yeteri kadar Askeri okul.  Bu dengeyi kurmaz, ideolijileri eğitimin içine sokarsak varılacak yer başka bir cemaat olur. Kurtulmamız gerek. Tüm okullar DEVLETİN KESİN DENETİMİ altına alınmalı. Tüm yurtlar devlet eliyle işletilmeli.            İnanmak mı ?            Devletin FABRİKA AYARLARINA döndürülmesi , eğitimin " DEMOKRATİK- LAİK - SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİ" ilkelerine göre dizayn edilmesi, insanların ulusal bütünlük içinde yaşamaktan onur duyar hale getirilmesi için devletin YASAMA, YÜRÜTME , YARGI erklerinin gereklerine göre işletilmesi, üretim ve paylaşımı bir yaşam felsefesi olarak kabul edilmesi halinde huzurlu, gençlerin geleceğine düven duyan bir toplum oluruz.            İnanmak istiyorum, izliyorum; uygulamalarda sapmalar devam ettiğini görünce de umudum puslanıyor. Ey erkimizi emaneten ellerine bıraktıklarımız, ölümsüz değilsiniz. Aldığınız emanete ihanet etmeyiniz. Bu ülke ÖZENLİ ELLER İSTER. BU AZİZ HALK SİZE İNANMAK İSTER. BİZİ ACABALARDA BIRAKMA hakkınız yok. Başımıza gelenler hep sizin hatalarınızdan. Bunu asla unutmayınız.

Yorumlar

tüm yorumlar