ULUSAL EĞİTİM Mİ!

Okullarda " ZİL ÇALDI " deme yerine , " KALK BORUSU ÇALDI" demeyi çok isterdim. Yıllardır uyumayı öncelleyenler, bir türlü uyanıp, yurdumuzda güneşin doğuşunu izlemenin tadını tadamadılar. O ilk ışıklar, ö...

Okullarda " ZİL ÇALDI " deme yerine , " KALK BORUSU ÇALDI" demeyi çok isterdim. Yıllardır uyumayı öncelleyenler, bir türlü uyanıp, yurdumuzda güneşin doğuşunu izlemenin tadını tadamadılar. O ilk ışıklar, önce tepelere, sonra vadilere ve koyaklara indikçe insanlara tattırdığı yaşama sevincini başka bir ruh dinginliği yaratır insanlarda.  Okulların açıldığı gün nedense bu duygular sardı beni.

          Yaklaşık 18 milyon öğrenci, 900 bin de öğretmenden söz ediyoruz.  Bu , birçok ülkenin nüfusundan artıktır. Sağlam bir yol izlenirse kısa dönemlerde ülkemize özlenen güneş rahatlıkla doğar. Bunu Cumhuriyetimizin ilk yıllarında , KÖY ENSTİTÜLERİ uygulamaları ile başarmıştık. 1940 - 1952 yılları arasında 16 bin öğretmen yetiştirerek,  yine bir o kadar köye Cumhuriyetin ışığını götürmüştük. Zira, kırk bin köyden ancak beş bininde derme çatma okul vardı. Ve İmparatorluktan kalan erkeklerde %7, kadınlarda da %04 ( Binde dört) okur-yazarlık vardı. 

           Cumhuriyet ATATÜRK DEVRİMLERİ ile desteklendi. Yazı devrimi eğitimde büyük bir ivme kazandırdı.  Eğitim heyecanı EĞİTİM BİRLİĞİ YASASI İle ulusallık kazandı. Ülkeyi saran heyecan, " ÇAĞDAŞLAŞMA" yolunda umut vermişti. Ancak , çok partili döneme girerken ortaya konulan niyetleri halkın görememesi, oylarıyla , geleceğini karartmak isteyenlere yetki verdi.

           Köy Enstitüleri  yaparak - yaşayarak bir eğitim getirmiş ve eleştirel bakışı eğitimin özü saymıştı. Köylerden alınan zeki çocuklar , eğitilerek yine köye dönüyor , halkı Cumhuriyetin aydınlığında bilinçlendiriyordu. 

           Halkın bilinçlenmesi yöneten kesimi rahatsız etti. Toprak ağalarının çıkarları halkın uyanmasını istemezdi. Öyle de oldu. Devrin Başbakanı Menderes, " KÖY ENSTİTÜLERİ, YÖNETEN KESİMDEN DAHA AKILLI BİR VATANDAŞ PROFİLİ ÇİZİYOR.BU KABUL EDİLEMEZ !"

           Bu bakış eğitimin ışığı olan Köy Enstitülerini 1952'de kapatıverdi. 

(Ben, 1952'de Mayıs ayında Köy Enstitüsüne sınavına girdim. Ancak, İLKÖĞRETMEN OKULUNA kaydoldum. Bizler geçiş öğrencileri olduk. Karma eğitim kaldırılmış, kız ve erkek okulları ayrılmıştı o yaz...)

 

          Amaç Köy Enstitülerini anlatmak değil, bir Türk uygulaması olan bu sistemden sonra, denenen türlü yollar beraberinde aymazlıkları da taşıyarak günümüz kargaşasını oluşturdu. Neden mi kargaşa?

          Eğitim , üretimden uzaklaştırıldıkça, toplum tüketici olur. Tüketmek hazırı yemektir. Halkımız " Hazıra dağ dayanmaz " dememiş miydi? Öyle de oldu. Önce hazırı yedirdik, sonra evimizdekileri sattık. Bu da yetmedi, kredimiz var dedik ama, onu da ipoteğe koyduk. Sonunda , ezber ve bilimin öngörülerinden uzak bir aldatmaca ile ulusal varlıklarımızı satar olduk. Özelleştirme adıyla varsılken yoksulluğa düşürüldük. Küreselleşme bize köleselleşmeyi getirdi. Bu sonuç, yanlış eğitim politikalarından çıktı.

           Batı'nın önerdiği sistemler , bizi kendilerine kul etme amacını taşıyordu.Biz üretimden uzak kalacak, onlarsa pazar bulacaktı. Öyle oldu ve uygulanan sistemsizlikte borç gırtlağı geçti ve işsizlik iki haneli rakamlara ulaştı. Ulusal gelir, ülkeler arasında son sıralara düştü. Eğitimde, dünya devletleri atasınsa ilk yüze bile giremedik .

           Bütün hata , Cumhuriyet değerlerinden bilerek ülkeyi uzaklaştırmaktadır. Okullaşmayı, pozitif bilimin öngörüsüne göre değil, imamlaşmakta bulanlar, ezber eğitimle bir yere varılamayacağını görmek istemediler. Bunun ötesinde yetişen gençliği, ULUSAL BİRLİK RUHUNDAN uzaklaştırdılar.  Ezber eğitimle dinimizi de önceki yüzyılların değer yargılarına göre öne aldılar. Oysa, Kutsal kitabımızı çağdaş bakış açılarıyla aydınlatmaya çalışsalar, yine de bilimin ışığını yakalayabilirdik. Atatürk'ün Kur'anı Türkçe'ye çevirtmesindeki amacı bile görmek istemediler.

           Ruhban sınıfı olmayan İslam'ı Cemaatlar yaratarak içinden çıkılmaz hale getirdiler. Yaşar Nuri Öztürk gibileri dışladılar, şeyhler rağbet bulur oldu.oysa değer verdikleri ve öve öve bitiremedikleri şimdi ülkenin başına bela kesildi. Eğitimden cemaatlerin ellerini uzaklaştırmadıkça , yarın başka bir bela bu ülkeyi yine zora düşürecektir.

           Eğitimin kurtuluşu LAİK EĞİTİM yolunda titizlikle gitmektedir. Meslek okulları gereği kadar açılmalı, üretim yapacak okullar ağırlık kazanmalıdır. 

           Ulusal birliği sağlayacak düzenlemeler yapılmalı , ULUSAL BAYRAMLAR yeniden birlik ruhu için amaç haline getirmelidir. 

           Atatürk'ün  NUTKU okullarımızda DERS KİTABI olarak  MİLLİ  EĞİTİM PROGRAMINA alınmalıdır. Yurttaşlık kavramı insanların kaynaştırılması yönünde yeniden ders olmalıdır. Yurdun tanınması ve bütünlüğü ulusal bir güzellik olarak kazandırılmalı, Türkiye haritası bu ülkede yetişen tüm gençlerin ulusal sevdası olmalı, bir yorgan gibi her bireyimizi sarıp sarmalamalıdır. 

           Okulların açıldığı bu günlerde eğitimcileri , yön verenleri, siyasileri sağduyuya çağırıyorum. EĞİTİMLE OYNAMAYIN.  Kısır düşünceleriniz çocuklarımızı boşluğa atıyor. Gençlerimize , ülkemize yazık etmeyin. Sonra ATATÜRK'ten KORKMAYIN. O , bu ülkede, hepimizin insanca yaşamasını istedi. O'na saygı duyar ve ilkelerini uygularsanız, hem ülkemiz, hem de SİZ kurtulursunuz.

           Fedakar Öğretmen arkadaşlarıma Eflatun'un bir sözünü hatırlatmak isterim : " Eğer Tanrı gökten yere inse ve bir meslek seçseydi mutlaka ÖĞRETMEN OLURDU".  Bunu  Henri Wan Dayk'ın şu sözürle tamamlayalım:

            " Ya öğretmenliğe ne dersiniz?..A, işte o, mesleklerin en az kazanç getireni, fakat insanı en çok ödüllendirenidir. Onu sevmiyorsan asla girmeye niyetlenme. Büyük çoğunlukla ne servet, ne de şöhret vadeder. Fakat onu sevenlere insanlığın asalet ünvanını bahşeder. Meçhul ÖĞRETMENİN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM."

 

             Bütün olumsuzluklar karşısında MESLEKTAŞLARIMA sabır ve başarılar diliyor, tüm çocuklarımıza yeni ufuklar açın diyorum. (19.9.1016)

 

Yorumlar

tüm yorumlar