Yama - 2

Hiç kanaviçe işledin mi sen diye sordu kadın adama.. Yoo dedi adam umarsızca ben kadın mıyım ki elişi yapayım!.. Sustu kadın.. Anlatamazdı farkındaydı.. Her ilmek de her düğümdeki emeğin değerini  nasıl anlatsındı? Tıpkı bir iliş...

Hiç kanaviçe işledin mi sen diye sordu kadın adama..

Yoo dedi adam umarsızca ben kadın mıyım ki elişi yapayım!..

Sustu kadın..

Anlatamazdı farkındaydı..

Her ilmek de her düğümdeki emeğin değerini  nasıl anlatsındı? Tıpkı bir ilişkideki gibi sevgi ipliğine tutunmuş, fedakarlık iğnesinden geçmiş, sadakat etaminine nakış nakış işlenen aşkı bu adama nasıl anlatsındı? 

Sadece tüketmeden bir şeylerde üreterek varolmanın verdiği hazzı bilmezdiki bu adam şimdi.. Tıpkı gün be gün artması gereken güvenle kabuğu toprağın altında yeni çatlamış bir tohumun toprak üstüne çıkıp dallanıp budaklanması gibi sevgi de oluşurdu sıfırdan.. Aşk denen duygunun ten hapishanesinde müebbete mahkum bir serzenişten öte etaminin kokusunda, ipin renginde, kapı önündeki örümcek ağında, 

gözlerinin ucunda, bakmasa göreceği yerde olduğunu bu adama nasıl anlatsındı?

 

Sustu kadın..

İşlediği seccadenin, yastık kılıfının, masa örtüsünün kimbilir kaç secdede dökülecek gözyaşına, kaç gece ağrıyan bir başa yarenlik edeceğine, üstünde kaç sofra kurulup kaldırılacağına şahitlik edip bu nakışları atanın o oldugunun hatıra gelip gelmeyeceğine imrene imrene sustu..

Nasıl anlatsındı? Şimdi bu adam tutsa dokunmaya kıyamadan işlediği gözünün nuru, elinin emeği şu masa örtüsünü hoyratca çekse fırlatıp atsa üzerindekilerle işlediği gül yaprağı da kırılır mıydı yere düşünce..

Nasıl anlasındı? 

Kimbilir kaç gül yaprağı kırıldı bugüne kadar kaç kadının gönlünde..

Motif gereği kıvrıla kıvrıla ilerleyen iğnenin insanın eline garezi var gibi hem bu kadar can acıtabilen hem de bu güzel nakışlara can vereni olduğu düşünülürse bir erkeğin bir kadının ya da bir kadının bir erkeğin iğnesi de cuvaldızı da olması an meselesiydi..

Sen hangisi olacaksın be adam diyesi geldi kadının..

Elleriyle ilmek ilmek aşkını yüreğime nakşedenim mi yoksa az evvel elime batıp motifin en çetrefilli yerinde etaminime kan damlamasın diye beni ürküten iğne misali beni tanımlayamadığım duygulara terkedenim mi? 

İlişki de şu etamin gibiydi işte..

Hata yapmaya gör ya iğneyle geri giderken yıpranır ya da sökülen yerde iz kalır..

İp de iz kalır, iğne de iz kalır, ipi kesen makas da iz kalır..

Sen de iz kalır, bende iz kalır, anne de bacı da evlatta iz kalır..

Nasıl anlatsındı? İlmeğin bir sonraki ilmeğe hevesle bağlanacağı anda ipin bitivermesini..

Tam da sırasıydı.. 

Makas nerede? İğne nerede? Gözlüğüm nerede? 

 

Ve sil bastan..

İpi iğneye geçirir gibi her seferinde koptuğunda, kırıldığında, tükendiğinde yine yeniden sil baştanlar yormaz mıydı?

Biter miydi bu seccade, şu yastık kılıfı ya da yerde duran yarım masa örtüsü acaba? 

Her iğne deliğinden süzülen iplik ile bu sil baştanların hayata kattığı lüzumsuz heyecanlarla tarçın kokusuna benzeyen ümitlere de tıpkı bir sonraki ilmek kadar hevesli olduğunu nasıl anlatsındı? 

Hiç işlenmemiş motiflerin varlığı yine de umut vermeliydi elinin emeğini sevgisini katarak işleyenlere..

Hiç işlenmeyecek motiflerin hangi renk olduğunu bilmeyen etaminin saflığına aldanma lüksün yoktu müsveddeye müsade etmeyen şu kısacık ömürde..

Bu yüzden iyi düşünüp işlenmeliydi nakış nakış ilişki..

 

Hiç kanaviçe işlememiş ki bu adam?

Nerden bilsindi? 

Belki de susan kadınların haykırışlarıydı motifler..

Belki de kaç kadının çeyiz sandığında lekelenmeyi bekleyerek naftalın kokuları arasında ebediyen sustular..

Susmasa mıydı acaba? 

Belki de dedi kadın bu masa örtüsü bizi aynı sofrada birleştirir diye kurdu içinden..

Kendini etamini elindeyken zafer kazanmış bir komutan gibi görmekteydi her ortaya çıkan motif ile..

Öyle ya.. Öyleydi tabi..

Bu nakışlara vücut kazandıran bu eller güzel sofralarda kurabilirdi elbette..

Ve bu masa örtüsü diye içlendi kadın..

 

Yemek hazır mı dedi adam

Yemek mi? Ha evet hazırdı tabi olmaz mı?

Sustu kadın..

Hiç kanaviçe işlemedi bu adam..

Yorumlar

tüm yorumlar