MPU Nedir?

TIBBİ PSİKOLOJİK MUAYENE:  MPU Ahmet Birinci/Düsseldorf-Erdal Tüzün ile Röportaj Ehliyetinizi, uyuşturucudan, alkolden ya da trafik kurallarını çiğnemekten verdiyseniz, geri alabilmeniz için MPU ( Tıbbi psikolojik muayene) ya...

MPU Nedir?

TIBBİ PSİKOLOJİK MUAYENE:  MPU

Ahmet Birinci/Düsseldorf-Erdal Tüzün ile Röportaj

Ehliyetinizi, uyuşturucudan, alkolden ya da trafik kurallarını çiğnemekten verdiyseniz, geri alabilmeniz için MPU ( Tıbbi psikolojik muayene) ya girmek ve başarmak mecburiyetindesiniz. Almanya’da her yıl binlerce insan ehliyetini geri veriyor. Yeniden ehliyete kavuşmak, düzenli bir çalışma ve uzman eğitimcilerle beraber mümkün oluyor.

Yirmi yıllık iş tecrübesi ve uzmanlardan oluşan bir ekiple, Düsseldorf’ta  MPU  hizmeti veren Sayın Erdal Tüzün ile, ehliyeti geri vermenin görünen ve görünmeyen  sebepleri üzerine konuştuk:   

 “ Halk arasında kolay anlaşılması açısından, “İdiot-test” denilen, MPU dediğimiz, tıbbi psikolojik muayene etkisi. Bu testin teknik bir boyutu var. Sürücüler alkol ve uyuşturucu altında araç kullanır bundan dolayı da yakalanır ve ehliyeti alınır. Bu olayın sonucunda yeni bir süreç başlar. O sürecin sonunda da iş psikologlara, pedagoglara, avukatlara ve uzman kişilerden oluşan eğitimci insanlarla bir hazırlık süreci yaşanır.

Bu Muayeneye katılma sebepleri arasında Alkol veya Uyuşturucu etkisi altında araç kullanmak, trafik puanlarının dolması, Agression veya Alman Ceza Yasasına muhalefet etme suçları vardır.

 

BİR İRONİ! İDİOTENTEST mi, MPU mu?

 

İronik olarak halk arasında “İdiotentest” olarak ifade edilsede, Tıbbi Psikolojik Muayene asla bir zeka testi değildir.

 

Tıbbi Psikolojik Muayeneyi bir zeka testinden veya ehliyet sınavından farklı kılan temel öge kişinin trafikle ilgili becerilerinin test edilmesi değil, bedensel ve karakter açıdan Araç kullanmaya elverişli olup olmadığının ortaya çıkartılmasıdır.

 

Elverişli olup olmamak kuşkusuz Objektif bir gözlem ve değerlendirme sonucunda ortaya çıkar. Burada alınan baz, kriterlerle karşılaştırılır.

Olayın akışı, tehlikenin oluşumu, engelleme becerisi, veya bundan kaçınma stratejileri kişinin gelecekteki davranışları konusunda ip uçlarını ortaya koyar. (Exploration)

 

Tıbbi Psikplojik Muayeneyi tamda bu noktada bir kabus haline dönüştüren, alışkanlıkların devamı, bakış açısındaki stabilete ve profesyonel yardım almadan bu Muayeneye katılmaktır.

Çünkü yapılan istatistikler bize gösteriyor ki, her yıl Tıbbi Psikolojik Muayene yapan 100.000 insandan % 63’ü profesyonel yardım almadıkları için başarısız olarak değerlendirilmektedir.

 

Gerek Bilimsel araştırmalar, sonucunda, gerek Sürücü Okulları Eğitim çalışmalarında, veya  profesyonelliğe dayalı Mesleki tecrübelerde sürücü davranışlarının trafikteki etkilerinin basite indirgenemeyecek kadar önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır, çünkü insan düşünce ve davranışlarının Psikolojik analizinde araç kullanma stilimiz, aslında kimliğimizdir.

 

Bütün bunlardan yola çıktığımızda sürücü davranışlarının olumsuz sonuçlarında, etkileyici bir Faktör olarak Yol- Hava- Trafik şartları, araç donanımı ve Psikolojik faktörlerin belirleyici bir Rolü vardır.

 

Kişinin yaşam içerisinde karşılaştığı, gerilim, stres, üzüntü, sabırsızlık, kızgınlık, öfke, korku, hor görme, veya geçmişte yaşadığı olaylar, ya da vazgeçemediği alışkanlıklarını tamamen veya kısmen trafiğe yansıtmalarına sebep olur.

 

Bu andan itibaren de bazen basit önleyici cezalarla, bazen de çok hızlı bir biçimde “Hukuki ve Teknik” süreç başlar.

 

Bu süreçte para, hapis ve araç kullanma yasağı, Yasalarla belirlenmiştir. Yasağın son 3 ayında tekrar ehliyet başvurusu yapma hakkı doğar ki burada da profesyonel bir kadro işin içine girer. Bu kadro Avukatlar, Psikologlar, Pedegoglar, Labaratuvar ve Danışmanlar’dan oluşur.

 

Doğru ve başarılı olanda böylesine ciddi ve hassas olan bir konuda profesyonel yardım alarak hazırlanmaktadır.

 

MPU ANALYSE Erdal Tüzün olarak, çalışmalarımıza mutlak anlamda profesyonel bir kadro destek vermektedir. Uzun yıllardır tanıdığımız Dipl. Psikolog sayın Thomas Rock bu alanda ilk sıralarda olan bir isimdir. Yine yakın dostumuz, bilgi, tecrübe ve klinik çalışmaları ile önemli bir Referansı olan Dipl. Psikolog sayın İlyas Gerçek ekibimizin en önemli ismidir.

Rus müsterilerimiz icin Dıpl. Psikolog Olga Muller’le çalışmaktayız.

Toxikoloji alanında iki önemli Laboratuvar olan, Labor İnVitaLab, Dipl.Chemie Mühendisi sayın Olaf Beckord ve Labor Dr. Wisplinghoff sayın Dr. Lars Rivaletto.

Hukuk alanında sayın Dilara Er’le elde ettiğimiz tüm bilgileri, kişiyle birebir çalışarak Tıbbi Psikolojik Muayane’ye ilişkin endişe, kaygı veya korkuları ortadan kaldırıyoruz.

.

İster çevremizden, ister İnternet üzerinden, veya reklamlardan dolayı bize ulaşan insanlarla hiçbir ücret almadan konuşuyoruz.

 

Terapi süresi içinde sürekli irtibat halinde bir ilişki geliştiriyoruz. Ev ziyaretlerine misafir oluyoruz. Ancak en temel prensibimiz kimyasal alışkanlıklarını bırakmış olmalarıdır.

Bir hafta önce Uyuşturucu kullanmış bir insanla Tıbbi Psikolojik Muayene çalışmasını sürdürmek mümkün değildir.

 

Çalışmalarımız mutlaka titizlikle incelenir, işlenmiş olan suçların sebep ve sonuçları konuşulur. Dinlediğimiz ve topladığımız bilgiler, hiçbir biçimde birinci dereceden aile yakını dahi olsa, üçüncü şahıslarla veya adli kontrol yetkilileri ile paylaşılmaz.

 

Yeni bir bakış açısının kazandırılması noktasında dialoğun, eğitimin, motivasyonun, sürekli ilişkide bulunmanın son derece etkili ve önemli olduğunu tecrübelerimizle biliyoruz. Müşterilerimizle kuruduğumuz bu ilişki tarzı ehliyet sonrasında devam eder, dönem, dönem bu insanlara bilgilendirici mektuplar ve kataloglar göndererek insan hayatının önem ve değerini hatırlatırlatıyoruz..

Mutlak eğitim, sürekli eğitim düşüncesi ile hem biz seminerlere katılıyor, hemde Seminer vererek bilgi- ve deneyimlerimizi paylaşıyoruz.

 

Buraya kadar Tıbbi Psikolojik Muayenin hukuki ve teknik prosedürü konusunda kısmi de olsa, hem kendimizi tanıtıp, hemde bilgimizi paylaştık.

 

Sonuç. olarak Tibbi Psäkolojik Muayene teknik bir süreçtir, biraz bilgi, birazda destekle bu sorunun üstesinden gelinilir.

Fakat asıl sorun üzerine bir değerlendirme yapacak olursak, karşımıza belkide dilimizin söylemek istemediği, köşe bucak kaçıp, yüzleşmekten uzak kaldığımız, ancak varlığıylada hayatımızın tam da ortasında olan bir soru ile karşılaşırız.

Biraz daha dipte, biraz daha katmerleşmiş, biraz daha travmatik.

 

Sorun Tıbbi Psikolojik Muayenede  başarı veya başarısızlık mı, yoksa bireyi bu sürece sürükleyen sebepler midir?

Bu anlamda teknik boyuttan ziyade, sosyal ve psikolojik boyutta olaya ışık tutmak ve bir tartışma eleştiri platformu yaratarak, düşünce ve önerilerimizi deneyimlerimizle beraber sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Ancak bunu yaparken, hedef kitlemiz 14 yaş üstü gençlik yerine, „Ebeveyinlerimizdir“.

Anne-baba- amca- teyze ve diğer aile bireyleri için doğal kurallar haline gelmiş şeyler; gençlerimiz için çoğu zaman, eskimiş, zamanı geçmiş reddedilecek şeyler olabilir.

Bundan dolayıda kendisini farklı bir birey olarak ortaya koyabilmek amaçıyla, bağımsızlık mücadelesine girer.

 

Kendini kabul ettirme, herkesin kendisi gibi düşünmesini isteme, özenti, merak, model rolleri, NORMAL ve MÜMKÜN‘ görür..

 

Bu ‚normal ve mümkün‘ tesbitinin en önemli ayağı ise alkol ve uyuşturucudur.

Alkol ve uyuşturucu tüketiminin eğlence, sosyalleşme veya problemleri unutmak için bir ‚ŞART‘ haline gelmesi gençlik açısından büyük bir, rizikodur.

 

Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri aileye ne kadar yakınsa, gençlerimizin alkol ve uyuşturucuya olan ilgileri de o kadar yakındır.

 

Toplumun en küçük çekirdeği olan ailede yapısal sorunlar, eşler arasındaki iletişim eksikliği, boşanmalar, ayrı yaşama tercihleri, her türlü fiziksel ve duygusal şiddet; özellikle uyuştucu alışkanlığında önemli bir role sahiptir.

Bu ortamda gelişen bir bireyin kendine olan güven eksikliği, sosyal ve ailevi değerlere yabancılığı, okul ve mesleki yaşama ilgisizliğinin sonucunda ortaya çıkan duygusal bosluk genclerın ihtiyaclarını karsılamak için alternatifler aramasına sebep olur. Bu alternatifler sosyal risk faktörü olarak karşımıza çıkar. Burada en önemli enstrüman ise‚ arkadaş çevresidir.

 

Bugüne kadar üzerinde çalışma yaptığım dosyalar‘ın % 95‘ inde gençler arkadaş ilişkileri ile alkol veya uyuştucuyu denemıs, bir müddet sonrada bunu günlük yaşamın bir parçası haline getirmısler. Daha acı olan ise, aynı çatı altında olmamıza rağmen, bizlerin bunu çok geç farketmekteki duyasızlığımız, ilgisizliğimiz ve toz kondurmayan tavrımızdır. Açıkçası kabullenmek istemeyişimizdir.

 

Probleme bakmaktan ziyade, görme eksenine çekmediğimizde, başlangıç aşamasının tehlikeli işaretlerini ıskalarız.

Eğer en yakınımızdaki kızımızın, oğlumuzun, yeğenimizin, birdenbire yeni arkadaşları oluyorsa, başarı oranında ciddi bir düşüş varsa, sürekli karar değiştiriyorsa, yalan söylüyor, evden bir takım şeyler eksiliyorsa, fiziksel bir takım değişiklikler göze çarpıyorsa

(el ve kolda yanık izleri, iğne izleri, gözlerde büyüme ve kızarıklık, konuşurken konsantrasyon eksikliği, titremeler) Ani ve duygusal değişimler oluyorsa, gelecekle ilgili hedeflerinde isteksizlik, belirsizlik, kaygılar gelişmeye başlamışsa, insanlığın bir‚ problemi var demektir. Bizim de sizin de bir problemimiz var demektir

 

Uyuşturucu, hiçbir zaman bağırıp, kızarak, öfkenelerek, tehdit edici nasihatlar vererek, veya aşağılayarak sorunu çözemezsiniz. Bu işin panzehiri suçlama değildir, zira bu zehiri biz kendi ellerimizle evlatlarımıza şırınga ettik.

 

Onlarla büyümeyi becerebilmek yerine, saygı ve sevgiden uzak, görüş ve kararlarına toptancı bir zihniyetle‚ hayır diyerek sadece birlikte yaşadık.

Onları bir başkasıyla rekabete soktuk, üstelik bunu onun geleceği adına yapması gerektiği konusunda inandırdık.

 

Kendi aramızdaki çelişkilerimizi çocuklarımıza yansıttık, hatta kendi çocuklarımızı bir birimize karşı intikam aracı olarak kullanıp, kullandık.

 

„Kızını dövmeyen, dizini döver“. „Dayak Cennetten çıktı“  atasözleri veya ‚beş parmak, Osmanlı tokadı gibi kavramlarla terör estirdik.

Anne olarakta, baba olarakta, amca, dayı, teyze, hala olarakta yaptık.

Bütün bunlar aslında, onların iyiliği için yaptık!

Sonra şu atasözüyle karşılaştık: „İyilikten maraz doğar“.  Oysa gerçekten iyilik yapmış olsaydık, gerçekten sevgimizi, özel günlerin dışında da verebilseydik, onlarla kaliteli bir zaman geçirebilseydik, yaşının getirdiği problemleri beraber konuşmayı, çözmeyi deneseydik, gerçek bir aile olurduk.

 

Sorunun çözümünde bakış açımızın biçimi yürüyeceğimiz yolu belirleyecektir.

Bu yolda yapabileceğimiz en büyük hata, soruna ahlaki olarak bakmak; bağımlıyı psikopat, serseri, adam olmaz gibi sıfatlarla değerlendirmek olur.

 

Her türlü bağımlılığın‚tıbbi bir problem olduğunu, bundan dolayıda pozitif bilimlerin olanaklarından yararlanmayı anlamak ve uygulamak zorundayız.

Bizim tavsiyemiz başında bir psikatristin olduğu ekip çalışmasıdır.

 

İçinde bulunduğu aileyi ortam ilişkileri, eğitim durumu, ekonomik sıkıntıları, bakış açısındaki eksiklikler, problemler karşısında profesyenel yardım bilincinin olmayışı, elimizde bulunan Dosyalar’da gözümüze çarpan verilerden, kimlikleri, şehirleri, gizli kalma prensibiyle karşılaşmış olduğum üç olayı sizlere paylaşmak istiyorum;

 

X… oldukça kalabalık, ekonomik durumunun kötü olan, 9. cu sınıftan ayrılmış bir kardeşimiz. babasının deyimiyle „Hiçbir baltaya sap olmamış“, Komşu çocukları birçok şeyi başarırken, o haylazlıkla, avare, avare dolaşmakla, hiçbir şeye yardım etmeden hayatını sürdürüyormuş. Baba, bağırmış, kızmış, dövmüş, yine de bir düzelme olmamış. En sonunda oğlunu yanına alarak ona sıvacılığı öğretmeyi ve bir meslek kazandırmaya karar vermiş. Hem gözünün ününde olacak, hem meslek öğrenecek, diye devam eden bu hikaye içimizde yaşayan 18 yaşında olan bir gence ait.

Oysa genç kardeşimizi dinlediğimizde, karşımıza çıkan bambaşka bir hikaye var:

 

„Dokuz kardeş aynı çatı altında yaşıyorduk. Ekonomik durumumuz çok kötüydü. En ufak bir olayda ya kardeşler arasında, ya da Babamla tartışma, kavga olurdu. Birçok kez dayak yedim, şiddetle cezalandırıldım. En büyük hayalim futbol oynamaktı ve seçmeleri kazanmıştım. Ancak babamın değerleri, düşünceleri bunu engelledi. Ondan habersiz futbol oynamaya, antrenmana gitmeye devam ettim.

Birgün eve döndüğümde babamla karşılaştık, antrenmandan geldiğimi anladı, kızdı, dövdü ve evden kovdu.

Dışarı çıktığımda karşılastığım arkadaşlarımın yanına gittim. Uyuşturucu içiyorlardı, banada teklıf ettiler, bende içtim. Kendimi daha rahat ve mutlu hissettim. Ve sonraki günlerde de kullanmaya devam ettim‘….

 

Çok yakın bir zamanda karşılaştığımız alkol olayında ise:

28 yaşında bir kardeşimiz, yüksek promil değerleri ile birçok kez trafikte araç kullanarak, hem kendi hayatını, hemde başka insanların hayatını tehlikeye atmış. Eğitim düzeyi oldukça yüksek olmasına rağmen, alkol içmekle, araç kullanma eylemini birbirinden ayıramamış.

 

 

Hikayesini dinlediğimizde,

 X, 16 yaşındayken alkolle tanışıyor, alkolün rahatlatma, eğlenme ve sosyalleşmesinde önemli olduğunu, alkol içtiğinde, hiçbir şeyi umursamadığını söylüyor. İçinde bulunduğu çevrede herkesin alkol kullandığını, mesleki ve Sosyal yaşamından dolayı sürekli davetlere katıldığını söylüyor. Olayın derinliğine indiğimizde karşımıza çıkan gerçekliğin aslında alkolle nasıl başladığını görebiliyoruz.

 

Kontrollü alkol veya alkolsüz bir yaşamda, karşımızdaki kişiliğin son derece içe kapalı, mahçup, kendini ifade etmekte zorlanan, kadın, erkek ilşkilerinde zorlanan, dışlanma korkusu olduğu ortaya çıktı.

 

Psikolojik ve Sosyal etkenlerin ağır bastığı bu olayda, karşımızdaki, kişilik içmek için her zaman fırsat yaratmıs. Problemi analiz edip  kontrol altına almak yerine, alkolle olan ilişkisini aşırı tutkunluk haline getirmiş.

 

Bizim önerimiz, alkol içme konusundaki kararlarını özürlerle kapatmak yerine, alkol içme davranışının negatif sonuçlarını, „Soyal- Ailevi- Mesleki“ alanlardaki engelleyici yönlerini analiz etmesidir.

 

Şiddettin, trafikte kendisine alan yaratması ise çok daha nettir.

Her gün milyonlarca araçla yan yana kullandığımız bu alanın en büyük mağdurları maalesef yine kadınlardır.

 

Duygusal ve fiziksel şiddettin en yoğun yaşandığı bu alanda yakın zamanda karşılaştığımız bir dosyanın ayrıntılarını sizlerle paylaşmak istiyoruz:

X  kardeşimiz‘in 2015 yılında yapmış olduğu bu olaydaki bakış açısı, savunma refleksi, çocuklarımızla, çevremizle olan ilişkimizi somutlamak anlamında oldukça çarpıcı:

 

……tarihinde Araç kullanırken, dar bir yola giren x, karşıdan gelen aracın kendisini engellediğini düşünür, zorda olsa, bu dar yoldan, yan yana geçmeyi başarırlar, Ancak bu basit gibi gözüken olay orada kapanmaz. Geçiş esnasında karşıdan gelen aracın sürücüsü olan bayanla aralarında hararetli konuşmalar olur. Kendisine haksızlık, hakaret yapıldığını düşünen x yolun sonunda geriye dönerek lambada beklemekte olan araca yetişir. Yanında bulunan annesinin tüm uyarılarına rağmen, araçtan iner. Bayan sürücünün kullandığı aracın kapısını açar, önce aşağılayıp, küfür eder ve sonrada, bayan sürücüye yumruk atar.

 

Daha enterasan ve içimizi acıtan ise, annesiyle yapmış olduğu konuşmadır.

Annesnin ‚niçin yaptın sorusuna? x kardeşimizin verdiği cevap; ‚ Hiçbir kadın bana karşı gelemez! Sen babamın söylediklerine karşı geldin mi ?! Bana yaptığı hakareti gördün, bunu onun yanına mı bırakmalıydım‘?

 

Kuşkusuz şiddet ve şiddetin bir sosyolojisi bir gerçekliktir. Ancak her türlüsüne bir tavır almakta insani bir zorunluluktur. Bu anlamda insan, hayvana, doğaya karşı geliştirilen ama devlet temelli, ama birey temelli her türlü şiddet lanetlenmelidir.

 

Özellikle Ortadoğu Sosyolojisinde, çok daha fazla öne çıkan, yerleşik‚ atasözleri  ile perçinleşen bu davranış öğretilmiş ve öğrenilmiş bir tarzdır.

Toplumsal şiddet çoğu zaman açık bir şekilde gözlemlenirken, aile içi şiddet çoğu zaman gizli kalır.

Erkek egemen toplumun en önemli aktörü olan  baba ile başlar. Kadın da, çocuklar da bir cezalandırma veya haddini bildirme  ile pratikleşir.

Aynı öğrenilmiş tarz annenın çocuğa, çocuğun kardeşine veya arkadaşlarına uygulamaya başlaması ile bir sarmalın içine girer.

Bu gerçekteki             Sosyal- Ekonomık- Hukuki“ ve eğitim standartların üst düzeyde olduğu ülkelerde de hayat bulabilmektetir.

 

Bize göre sorunun asıl temelinde yatan; iletişimin, dialoğun, sevginin, saygının zedelenmesi veya yetersiz kalmasıdır. İktidarını kabul ettirme duygusu, kıskançlık, hatalı, namus ve ahlak anlayışı zayıf ve yetersiz kişiliklerde vücut bulur. Sorunun çözümünde, eğitim sürekli, eğitim, kişinin kendinı eleştiriye açık hale getirmesi, kendinden farklı düşüncelere, saygı göstermesi  şiddetin gücünü, etkisini, egemenliğini bastıracaktır.

 

Başta yazılı ve görsel medyada, sivil toplum örgütlerine, derneklere, bilimsel kuruluşlara, kısacası her birimize ciddiyet ve sorumluluk düşmektedir.

 

Her türlü bağımlılığın bir insanlık sorunu olduğunu, çok şükür benim çocuğumun alakası yok, avuntusu ile bir kenarda oturmak en basit ifadesiyle, birilerinin işlerini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramaz. O birilerinin ekmeğine yağ sürmeye benzer. Toplumumuzun sağlığını ve yaşamını ilgilendiren her şeye sahip çıkıp ilgilenmeliyiz ve ilgili kurumları harekete geçirmeliyiz. Sonuç hepimizi ilgilendiriyor. Yaşamımızı bazen zehir ettiği gibi yaşamımızdan da olabiliyoruz“,

 

 

Basit bir iş gibi gözüken, ehliyete el konulma işlemin arkasındaki buz dağını aslında derinliğini, genişliğini, deneyimlerini, tecrübelerini ve alınacak önlemleri toplumuna duyuran, paylaşan, mütevazı kişiliyle bizlere zaman ayıran çok değerli Erdal Tüzün  beyefendiye teşekkürlerimizi sunarız.

 

 

Yorumlar

tüm yorumlar