ENKAZDAN KURTULABİLMEK

İçinizde büyük fırtınaların koptuğu anlar vardır bazen... Ya da acı acı esen rüzgarlar... Savrulur durursunuz belki zamanın sonsuzluğunda... Belki sarsılırsınız çokça...  Hatta canınız yanar da fark edemezsiniz kendi hayatı...

İçinizde büyük fırtınaların koptuğu anlar vardır bazen... Ya da acı acı esen rüzgarlar... Savrulur durursunuz belki zamanın sonsuzluğunda... Belki sarsılırsınız çokça...  Hatta canınız yanar da fark edemezsiniz kendi hayatınızı, başka hayatların girdabından... Ya da geçerken içinizden acı rüzgarlar, kendinizle baş başa kalıp kendinizi, yüreğinizi dinlersiniz zaman zaman... İşte böyle bir anda... Hayatın, her şeyin, dostlukların, sevgilerin, aşkların, yalanların, düzenbazların enkazı altında kaldığınız bir anda, hissettiğiniz tatlı bir meltem, denizin ruhunuzu okşaması gibi okşar ruhunuzu... UMUT meltemi daima vardır hayatın içinde... İçinizdeki yorgun yolcu ağır ağır ilerlemeye başlar ya hani; gemi ağır ağır yol almaktadır limandan... Ama o meltem bir anda fırtınaya da dönüşüverir yeniden... Sallanır yine gemi azgın dalgalar arasında köpük köpük... Böyle anlar ne çok zordur...  İçinizde köpüren denizin ortasında, azgın dalgaların içinde; Fırtınaya yakalanmış içinizdeki kendinizle buluştuğunuz ve kendinize başkaldırdığınız anlar... Hayatın en zor, en uzun anları... Ne zor anlardır onlar... Hayat serüveninin en zor boyutunda hep yalnız hissedersiniz kendinizi ... O boyutu paylaşan herkes gibi... Her şeye, bütün fırtınalara karşı koymak zorundasınızdır o zamanlarda...  Hayatın sarsıntısında enkaz altında kalan, ezilen, kırılan içinizdeki ben'leri birer birer kurtarma zamanıdır artık... Ama bu enkaz, bina yıkıntıları değildir kurtarmaya çalıştığınız... Fırtınada kırılan dalların ancak baharda yeniden yeşermesi gibi... Bu yüzden hemen kurtaramazsınız her şeyi... Hele soluk aldığınız her mekanda, aslından daha farklı renklere boyanmaya çalışılmışsa her şey... Uzun zamanların kanmışlığını, kandırılmışlığını yaşıyorsanız nefretle... Enkaz altında kalan duygularınız, düşünceleriniz sığmıyorsa, sığdırılamıyorsa tabulaştırılmış boyutlara... Sahte boyalı yüzler kuşatmışsa zihninizi bile çepeçevre... Mideniz bulandıysa sahteliklerden, düzenbazlardan... Ve kusmak istiyorsanız artık zorla yutturulan ifrazatı... Vicdanlar cüzdan için, şöhret için, çıkar için çalışıyorsa... Kalplerde heyecanlar tükenip, gözü dönmüş hırslara mağlup olduysa duygular ve kurban edildiyse tüm sevgiler... Bu yıkıntılar içinde, hüsran denizinde yeni bir duruş, belki bir başkaldırı kemirir benliğinizi... Sizi kuşatan hayatı yeniden süzüp artık köhnemiş safraları atmak içindir bu iç seslenişler... Ya da enkazdan çıkabilmek ve toza toprağa bulandırılmış üstünüzü başınızı silkeleyebilmek için... Belki yaşama isteğinizi artırmak, hayatı yeniden yorumlayabilmek için... Sıradan olmamak için... Düşmemek, düşürülmemek için... İnsan olmayı, yaşadığınız toplumu, sevmeyi, sevilmeyi, özgürce ve adam gibi yaşamayı daha iyi özümseyebilmek için... Yalanlarla kuşatılmış hayatın ortasında yeniden yeşermeye başlayan bir çiçeğe dokunabilmek, onun gerçek kokusunu hissedebilmek için... Tatlı bir meltemde, maskelerden sıyrılmış hayatın güzelliklerini hissederek denize amors durmak ve farklı ufukları ya da sonsuzluğu yeniden keşfedebilmek için... İnsan olmanın erdemine, özüne yeniden dönmek için... Ve hayat; tüm kirletilmiş renkleri yeniden doğal haline çevirebilmek... Ve hayat; duyguları ve ruhu toz duman olmuş enkazdan kurtarabilmek... Ve hayat; tüm çürümüş sahtelikleri silebilmek hayattan... Ve hayat; direnmeyi bilmek... Ve hayat; gerektiğinde karşı koyabilmek... Ve sevebilmek hiç karşılık beklemeden... Ve özgürlüğe inanmak... Ve aşka inanmak... Artık daha sağlam basarak... Hem de hemen...

Yorumlar

tüm yorumlar