Aşk Olsun Ya Hû

                                             ...

                                                                                      

"Ben Yalnızım Kaldırımlar Gibi kitabı hakkında gönle gelip, kâğıda düşenler"

 

Yücel Bayar Ağabeyle tanışıklığımız sanal mecrâda gerçekleşmişti. Lâkin öyle alelâde tanışıklık değildi. Muhabbet kapımızı aralayan, iki dostane gönlün tanışmasını sağlayan "kitap ve çay" olmuştu. Çayın deminde demlenmişti muhabbetimiz. Gönül ehli, kelâmı güzel bir yazar kendisi. Aşkı sevdayı, gönlünden geldiğince katıksız yazan bir yazar.. Ve en önemlisi de öğrencileri tarafından sevilen, hürmet edilen idealist iyi bir öğretmen. Böyle bir insana bu yazımız dilimizin döndüğünce kalemimizin borcu diyerek anlatacağız bu kitabı..

 

"Bu eseri sevenler okusun...

Sevmeyi bilmeyenler de "sevgi"yi öğrenmek için okusun. Çünkü sevmek Allah'a ulaşmaktır." demiş Yücel Bayar Ağabey ithaf niyetine..

 

Kitabın ismini de büyük bir ustalıkla seçmiş, "Ben Yalnızım Kaldırımlar Gibi" bu kitabın ismini ilk duyduğumda beni anlatan bir cümle olduğunu düşünmüştüm. Birtakım şeyler tahâyyül etmiştim. Ve okuduktan sonra da yanılmadığıma kanaat getirdim.  Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.. Şehir kalabalık.. Sokaklar kalabalık.. Kaldırımlarda türlü insan manzaraları..

 

Kimi kederliyken, kimi hüzünlüyken, kimi mutluyken, kimi firâk ile yanarken kimi ise hasret çekerek vuslatın hayâliyle yürür.. Çoğu yalnızdır tıpkı kaldırımlar gibi.. Kaldırımlar da insan gibidir işte kalabalıklar içinde yalnız yaşamaya mahkûm kalırlar..

 

Yücel Ağabey sevgiliye yazdığı mektupları bir araya getirmiş şiirsel bir üslupla kağıda aktarmış. Her mektubunun başına da Divan şiirinden beyitler serpiştirmiş. Bir nevî eski yeniyi harmanlayarak okuyusuna sunmuş. Bu Eski Edebiyatı sevenlerin derûnunda farklı bir tat bırakacağından eminin. Ki şüphesiz ben çok sevdim. Ger satırında aşka olan inancını dile getirmiş hatta okuyucularına buna sirayet ettirmiş.

 

Diyor ki yazarımız sevgiliye yazdığı bir mektubunda..

 

"Aşkı anlatmak...

Kelimeler eğer aşktan bahsedeceğimi bilselerdi en saf hâlleriyle çıkarlardı karşıma. Ve duysalardı seni anlatacağımı sana lâyık olabilmek için en zarif elbiselerini giyerlerdi..."

 

Yazarımız aşkı anlatırken kelâmlara ayrı bir mânâ yüklemiş. Adeta kelâmlar aşkın elinde vücut bulmuş anlam bulmuş.

 

Yine sevgiliye yazdığı "Gözyaşım Mürekkebim Oldu" başlıklı mektubunda şöyle diyor;

 

"Umuda yelken açıldığını bilmek güzel "merhaba" deyince vuslata ermek sensizlikte..."

 

Kelâmlar Yücel Ağabeyin kaleminde derinlik kazanmış. Kelâmı sevgiye, aşka değdikçe güzelleşmiş. Kalem aşk ummanına batırınca mürekkebini coşmuş kabarmış dalgalarını aşığa vurmuş. İşte böyle mânâ yüklü kelâmları barındıran her mektup şiir tadında muazzam bir haz veriyor. Okuyucusuna ayrı bir mânâ kapısı aralıyor. Farklı bir boyuta götürüyor, ruhunda farklı bir tat bırakıyor gönle değen her kelâmında..

 

Yücel Agabat yazarken kalemi mürekkebe değil de gönlüne batırmış belli ki.. Mürekkebi olmuş gönlündekiler.. Çünkü dilden böylesine "CAN'a" dokunan kelâmlar çıkmaz.

Ve...

Hissetmeyen de anlamaz sevdanın, aşkın yüceliğini.. Siz de aşkın mânâsını anlamak bu sihirli dünyada kaybolmak ve dahi sonunda kendinizi bulmak için bu kitabı alın ve okuyun.. Odun ateşinde demlenmiş çay gibi bir kerede içeceksiniz/okuyacaksınız bu kitabı..

(Benden ödünç kitap istemeyin yazarından imzalı kitaplarımı kimseye vermiyorum. :) )

 

Aşkla..

    Umutla..

         Sevgiyle..

Yorumlar

tüm yorumlar