YARINLAR ELLERİMİZDEDİR

Birey olmanın sorumluluğunu anlayamayan insanlar, kendi geleceklerini başkalarının ellerine bırakırlar. Sorunsuz ve sorumsuzca devredilen kişi hakları her zaman hakkaniyetle sonuçlanmaz. Güveni kişinin uzgörüsünün çapı kadardır. Ye...

Birey olmanın sorumluluğunu anlayamayan insanlar, kendi geleceklerini başkalarının ellerine bırakırlar. Sorunsuz ve sorumsuzca devredilen kişi hakları her zaman hakkaniyetle sonuçlanmaz. Güveni kişinin uzgörüsünün çapı kadardır. Yetki verilenlerse çoğu zaman kendi egosunu öne çıkarır.

          16 Ağustos 1789'da Fransa'da kabul edilen " İNSAN VE YURTTAŞLIK HAKLARI BİLDİRİSİ" insan egosuna sınır çizer ve bu bildirinin 16. maddesinde : " Erkler ayrılığının bulunmadığı toplumlarda anayasa yoktur " der. Erkler ayrılığı yönetimde denge unsurudur.  YASAMA- YÜRÜTME - YARGI  öyle şekillendirilir ki erkli eylemi her an denetim altındadır. Yasama organı gerekli yasaları yapar, Yürütme yasaları uygular, toplumun ileri aşamaları için çalışır; yargı da yasaları denetler. Bunun zedelenmesi toplumları dağınıklığa götürür.

          

           Devletin genel kurallarını belirleyen anayasalardır. Anayasa toplumun ortak sözleşmesidir ve yapılırken ya da değişiklik isteminde kamu  vicdanıyla uyuşmalıdır. Kamuda tartışılır, STK'lar öneriler sunar, hukuk yetkinleri görüşlerini belirtir ve Mecliste kabulden sonra  HALK OYLAMASINA  götürülür.  Bu süreç sağlıklı işlediği takdirde toplumda barış gerçekleşir. Aranan da budur.

           Anayasalar toplumu demokrasi devletine götüren güçtür.

           Son değişiklik için ünlü Hukukçu Sami Selçuk ," Bu bir güldürüdür; korkunç bir durumdur" demektedir.  

           Bu duruma nasıl mı gelindi? 

           İki siyasi partimiz el ele vererek, oyundan topu kaçırırcasına, kapalı kapılar ardında kendilerince bir ANAYASA PAKETİ hazırlamışlar. Basında , STK'larda , üniversitelerde ve halk arasında tartışılmadan, açıklamalara izin vermeden yine yangından mal kaçırırcasına TBMM'de yıldırım hızıyla geçirilerek halk oyuna sunma aşamasına getirdiler.

          İçinde olanları sonradan öğrendik ki  kaçırılan , TBMM'yi devre dışı bırakarak tüm yetkileri tek elde toplamak, tüm kararları bir kişinin iradesine bırakmak !  Bu yönetim şekli DEMOKRASİ DEĞİLDİR.  Erkler ayrılığı olmayan bir anayasa da özgürlükçü bir devlete izin vermez.  Tek irade sultanlıktan da ötedir. Padişahlık desek o da mümkün değil. Zira Padişahların Sadrazamı, vezirleri ve dini yetki organları vardır. Padişahlar tam yetkili değilken, şimdiki değişiklikle, istediği KHK'lerle herşeyi yapacak; canı isterse TBMM'yi feshedecek. Yargı organlarını oluşturacak, Rektörleri, tüm bürokratları atayacak. Bütün bunlara karşın hiç denetleme olmayacak, kimseye hesap vermeyecek.!

           Hesap verilmeyen yönetimlere asla DEMOKRASİ denemez. Ülkenin bütçesini yapacak , dilediği kadar, dilediği yerde harcayacak... Şimdiye kadar böyle bir yetki hiçbir uygar toplumda görülmemiştir. Tek örnek olduğu içindir ki " Türk Tipi BAŞKANLIK !" diyorlar. Yani demek oluyor ki 1923'te kurulan ÇAĞDAŞ TÜRKİYE'NİN köküne kibrit suyu. Var mı böyle bir sevda. 

            Var sananlar, referandumda  söylenecek iki sözcükten, " HAYIR " diyenleri  teröristler olarak ilan ederken, " EVET" diyenlere kucak açıyorlar.   Kimi iş yerleri  hayır olarak oyunu açık edenleri işten atarken , evetçiler sayfa sayfa methiye düzüyorlar. Böyle bir yarış koşulları hangi toplumda görülebilir?  İslam ülkelerinde bir YILDIZ OLAN TÜRKİYE bu hale nasıl getirildi ve bu milletin aydın diyebileceğimiz insanları nasıl oldu da pıspırık oldular ?

           Üniversiteleri susan bir toplumun uygar dünyada yeri yoktur. Bilim üretenler hiç mi düşünce üretemezler? Oysa " Düşünceler top ve tüfekle asla öldürülemez " diyen Atatürk, bu ülkeyi kurarken, kurmak için yol alırken tüm icraatlarını TBMM kararlarına dayandırmıştı. Aldığı tüm kararlar TBMM'de tartışılmıştı. Anlamak istemeyenler TBMM tutanaklarına baksınlar. O zor günlerde TBMM , EGEMENLİĞİN TEK TEMSİLCİSİDİR. 

          

          Biz, ülkemizi ve insanlarımızı karşılıksız seven, gerektiğinde onun uğruna koşarak can veren,  raporlar alarak çocuklarını askere göndermeyenlere karşın, çocuklarımızı  kınalayarak askere gönderen, hakkıyla vergisini veren insanlarız. Bize hiç , ama hiçbir kişi HAYIR diyorsunuz diye terörist diyemez. Neymiş efendim, " Referandumda HAYIR diyenler teröristtir!.." Bunu kim söylüyorsa kendi içlerinde yaşadıkları aymazlıkların dışa vurumudur ki, kendilerini kurtarmak için başkalarına hücum ediyorlar. Bizim bezimize o tarak işlemez. Kim ki bizim HAYIR oylarımıza laf ederse gerçek demokrasi teröristi kendisidir. 

           Biz neden " HAYIR" diyoruz ? 

           Tek irade ülkemizi belirsizliğe götürür, buna izin verilemez.

           BOP'un hedefine kolay ulaşılır ki hedefte Türkiye'nin parçalanması vardır.

          Ortadoğu bataklığında ülkemiz çok çok güçlükle karşılaşır.

          Ekonomi çöker, zira bütçe kavramı yok ediliyor; bu yıkım getirir

         Eğitim daha ilkelliğe gider, biat eden eğitimciler çoğalır.

         Ülkemiz, ikiye ayrılır. Bu korkarım çatışmalara neden olur. 

         Tek irade, bir partinin sözcüsü olunca , kalanlar ayrıştırmada kalır.

         Demokrasi tamamen terkedilir; "İstasyona geldik, artık inilir! " denir

        Ülke birikimleri yanında topraklarımız da pazarlanır, 

        Geleceğin değerli madenleri bizdedir. Onlara yabancılar el koyar.

 

       Yaratan bize de akli sorumluluklar yükledi. Eğer yaratanın buyruklarını yapacaksak ,yetim hakkı,kamu hakkı gözeteceksek, insan kakkıyla Yaratanın huzuruna çıkmayacaksak aklımızı kullanmak zorundayız.

         Aklımız bu Anayasa değişikliğinde bize  " H A Y I R  " yolunu öneriyor. Biz yurdumuzu, ulusumuzu ve tüm insanlığı sevdiğimiz için  kararlıyız. Bize bu kararımızdan dolayı çamur atmaya kalkanları kınamaktan öte onları kargamak da hakkımızdır.

Yorumlar

tüm yorumlar