İ N S A NI Z B İ Z

 Yaratılış Eşit Haklara  Engel Değildir.   Yaratılış, insanda fiziksel ayrılık vermişse de yaşamda eşit yükümlülüklerle donatmıştır. Biri olmadan diğeri yarımdır.  Tek erkek, ya da kadın belli sürede egemen olur. Yaşla...

 Yaratılış Eşit Haklara  Engel Değildir.

 

Yaratılış, insanda fiziksel ayrılık vermişse de yaşamda eşit yükümlülüklerle donatmıştır. Biri olmadan diğeri yarımdır.  Tek erkek, ya da kadın belli sürede egemen olur. Yaşla sınırlı süreçtir varlığı. Üretkenlik olmadan gelecek olmaz. Bu açıdan bakıldığında kadın - erkek birleşince yaşam devamlılık arzeder. Doğanın zenginliği üreyerek gelişmededir. Tüm canlılar bu özellikle donatılmıştır.

          İnsanlardır ki geliştikçe koydukları kurallar çoğu zaman yıkıma da yol açmştır. Kadın - erkek durumunda görülen değişkenlikler , erkeklerin kaba güce dayanan üstün (!) olma gayretleri ikilik yaratmıştır. Zeka farklılıkları yokken, erkek egemenliği kaba gücün sonucudur. 

          Bilinir ki , " DÜŞÜNCENİN BİTTİĞİ YERDE KABA KUVVET BAŞLAR ." 

Kaba güçte erkekler önde gittiği için, tarih içinde kadınlara daha az statü tanıyan toplumlar olmuştur. Bu, yaşam anlayışlarına göre, dinsel farklılıklar da öne çıkarak kadınlar geri plana itilerek toplum erkinden uzak tutulmuştur.

   

        Türk'lerde kadın - erkek eşitliği ilk toplumsal yaşamdan beri vardır. Hatta devlet ilerinde Hakan'dan sonra karısının etkin olduğu çok görülür. Dede Korkut öykülerinde kadının da ata bindiği, ok attığı bilinir. Türk'lerde kadın kutsaldır. Kayı Boyunda " BACIYAN " grubu devlet kuruluşunda  erkli ve güçlü bir kadın koludur. Zaten Türk geleneği kadını erkeği ile bir bütün sayar.

         Ancak kimi dinsel bakışlarda kadını ikinci sınıf insan sayarak susturmayı kendileri için kazanç görmüşler, hatta alınır - satılır bir meta olarak kullanır olmuşlardır. Saraylarda cariyeler, zenginlerde köleler hep erkeğin kaba gücüne dayanır. Dinsel bağnazlıklar, Osmanlılarda  bize de bulaşmış, kadınlar dört duvar arasına hapsedilmek istenmişti. Kentsel yaşamda kadın özgürlüğü daha azdır. Anadolu'da geleneksel Türk anlayışı sürerek aile bütünlüğü içinde  kadınlar yerini korumuştur.

           Salt Osmanlılarda değil, tüm dünyada , özellikle yönetimde kadının adı yoktur. Hatta Roma'nın deli İmparatoru Neron kızdığı bir anda anasını ve karısını fırına atarak yaktığı bilinir. Bizde ilk nüfus sayımı 1831'de yapılmış ve sadece erkeklerle - hayvanlar sayılmıştır.  Gerçi bütün dünya kadını ikinci sınıf olarak değerlendirir o zamanlar.

 

          Ne zaman ki Türkiye Cumhuriyeti kurulur; ilk sayımda kadınlar da erkeklerle eşit sayımda yerini alır . Hatta bir çok Batılı ülkeden önce Atatürk kadınlara " SEÇME - SEÇİLME " hakkı (1934) verilerek, 1935 'te  yapılan seçimde TBMM'ye 18 kadın Milletvekili seçilmiştir. Bunlardan biri de SAMSUN LİSESİ Edebiyat Öğretmeni Mediha ULAŞ'tır. 5. Ve 6. Dönem Samsun'u TBMM'de temsil etmiştir. İlk Milletvekillerinden biri de Hatı ÇIRPAN'dır. ( Halk arasında Satı Kadın olarak bilinir.)

           Atatürk Kızılcahamam'a giderken Kazan Köyünde durur. Köylülerin kimi soğuk su , kimi ayran getirir. Yaz sıcağı yakıcıdır. Kavruk yüzlü bir Türk Kadını, güğümünden doldurduğu soğuk ayranı maşrabasına doldurarak Atatürk'e:

       

            " Bir soğuk ayran içmez misiniz Paşam " der. Kadınla arasında kısa bir diyalog geçer.

            " Senin kocan ne iş yapar ?" Diye sorunca , kucağındaki kundağı yana çekerek,

            " Sakarya savaşında boğazından yaralanan bir cengaverdir O" der. Bu kez Atatürk,

             " Senin yaşın kaç?" diye sorunca,  teretdütsüz şu yanıtı verir: 

             "Atatürk'ün Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919 'da doğdum." Atatürk şaşkındır ...1919'da doğsa Şimdi 15 yaşında olması gerek. 

              " Nası olur? " deyince. Kadın önceki yılların acılarını anlatırcasına:

               " Paşam, ondan önce yaşamadım ki !.." der

              Atatürk, yanındaki yaverine adının not alınmasını emreder. Bundan sonrası, 1935'te yapılan 5. Dönem Milletvekili olarak TBMM'dedir Hatı Çırpan.

 

            Atatürk'le birlikte Türk Kadını tarihteki saygın yerini almış, erkeği ile aynı haklara sahip olmuştur. Bilimde , sanatta, ticarette, siyasette ve toplumun ker mesleğinde yerini almıştır. Ancak Siyasette erkek egemenliği kadınların bu haklarını kendi lehlerine yürütmeyi başarmışlar, kadınların " FITRATINDA erkeklerle aynı olamayacağı savını yaymaya çalışmaktadırlar. 

            Günümüzde kadınlarımız, laik devlet yapısındaki haklarından vazgeçirilmek , yine ikinci sınıf yurttaşlığa itilmek istenmektedir. " Kadının yeri evidir ve çocuk doğurmaktır" diyenler de çoğalmaktadır. Elde edilen hakların HUKUK İÇİNDE  elde tutulmasında kadınlarımıza sorumluluklar düşmekte ve Cumhuriyetin kazanımlarını koruma bilincini  diri tutmaları gerekmektedir. 

             Bilirler ki anneler, " Ağlamayan çocuğa meme vermezler." 

             Kadın ve erkek  toplumu birlikte oluştururkar. Yaşama haklarının varlığı yanında sorumlulukları da toplumun ortak zenginliğidir. Kadınları öteleyen toplumlar ilkellik çemberi içinde kıvranıp dururken eşit koşullarda , kadını ve erkeği ile birlikte yarışanlar bayrağı yaşamın zirvesine dikerler.

 

Yorumlar

tüm yorumlar