MAYAMIZ BÖYLE

Neyi, ne zaman, ne kadar görebiliyor; ne zaman gereği gibi yorumlayabiliyoruz acaba?  Bazı olaylar var ki, onlara her zaman aynı tepkiyi vermiyoruz. Bazen çok kızdığımız bir olaya veya bir insana, aradan iki gün bile geçmeden gülü...

Neyi, ne zaman, ne kadar görebiliyor; ne zaman gereği gibi yorumlayabiliyoruz acaba? 
Bazı olaylar var ki, onlara her zaman aynı tepkiyi vermiyoruz.
Bazen çok kızdığımız bir olaya veya bir insana, aradan iki gün bile geçmeden gülüp geçebiliyoruz. 
İşi profesyonelce yapanları devre dışı bırakarak düşünürsek, ülke gündemi hepimiz için aynı. Artı ve eksileri hep beraber yaşıyoruz. Kimimiz gece gündüz siyasi gündeme kafa yorarken, sürekli gazeteleri okuyup, televizyon kanallarında olup biteni takip ederken, kiminin savaş umrunda bile değil.
Kiminin dünyası bir futbol maçı, kiminin dünyası okey masası, kiminin ganyan bayisi, kiminin dağlar, ormanlar.
   

      Herkes kendi dünyasını, kendi kuralları ve gerçekleri ile yaşıyor.
Cephede evladı olan, o bölgede yaşayan tanıdıkları olan, tüm yaşananlara attıkları imza ile yön veren insanlarla, olup biteni uzaktan izleyen, geleceğe çok kafa yormayan, her şeye rağmen kendi uğraşlarını dünya merkezine koyan insanların tepkileri, birbirinden çok farklı.
Herkes farklı hedefler koymuş kendine.
Sadece başka insanlar değil ki, kendimiz de an'lara göre başka başka insanlar oluveriyoruz veya yaşadığımız tecrübeler oranında, bakış açımız değişiyor.
     

     Bazen acımasız, gaddar, sorumsuz, kaba dediğimiz insanlardan biri gibi davranabiliyoruz.
Acıyı saklayacak kadar akıllanıyor, belki de her şeyden canımız yanmayacak kuvvetli oluyoruz kim bilir.
Kim bilir belki de canımız yana yana duyarsız olmayı, tepki vermemeyi öğreniyoruz.
Bazen de o kadar hassas, o kadar hassas oluyoruz ki, okşamalar bile canımızı yakıyor.
Kesiğe sürülen kolonya gibi, yanığa sürülen merhem gibi.
   

     Hissettiklerimiz, duyarlılığımız hassasiyetlerimiz kaygılarımız öfkelerimiz hayallerimiz hatta rüyalarımız bile bize sunulan önümüze konan kurallarla yaşadığımız gerçeklerle şekil alıyor.
Bize sunulan hayat yapılan kurgu belli. Değiştirebileceklerimiz de sınırlı belki.
İnsanoğlu yani bizler yani hepimiz bir mutluluğun peşindeyiz. Yapılan kurguyu sunulan düzeni değiştiririz sanıyoruz. Aradığımız, mutluluk dediğimiz nedir ki. Bir kere mutluluğu elde edip de sonsuza kadar mutlu kalabilen var mı ki.

     Birinde başarılı olduğumuz bir sınavdır mutluluk. Birinde aldığımız diploma
Birinde parmağımıza taktığımız yüzük,birinde başımızı örten çatı.
Birinde bizi taşıyan dört tekerlek, birinde vazomuza yerleştirdiğimiz zambaklar.
Birinde kokladığımız sümbül, birinde doğurduğumuz çocuk.
Birinde iyileşen hastamız, birinde aşkla tuttuğumuz bir el.
Birinde girdiğimiz iş, bastığımız çimen, yüzdüğümüz deniz...
Hepsi ama hepsi ilk anda mutluluk olur, sonrasında olağan, sıradan bir olay.
Her defasında başka mutlulukların peşinde koşarız, o ilk andaki haz hep bizimle kalsın isteriz.
Aşk ile yaşamayı bilenler daha çok mutluluk oyunu oynar ama daha çok canları yanar.
Kendilerini yakanı da unutmazlar, sabırla üfleyip, merhem süreni de.

Yorumlar

tüm yorumlar