BEKİR SITKI SEZGİN UNUTULMAZ

Unutulmayan sanatçı, abideleşmiş şahsiyet: BEKİR SITKI SEZGİN Temmuz 1936 tarihinde İstanbul‘un Şehremini semtinde doğar. Babası Kemah’ın Hüdü köyünden Hafız Hüseyin Efendi, annesi Feride Hanımdır. 1942 y...

Unutulmayan sanatçı, abideleşmiş şahsiyet:
BEKİR SITKI SEZGİN


Temmuz 1936 tarihinde İstanbul‘un Şehremini semtinde doğar. Babası Kemah’ın Hüdü köyünden Hafız Hüseyin Efendi, annesi Feride Hanımdır.

1942 yılında ilköğretime başlayan Bekir Sıtkı Sezgin ilk ve ortaokulu babasının görevi sebebiyle bulunduğu Isparta ve Muğla'da okur.

   İlk musiki icrasını 10 yaşında iken cami kürsüsüne çıkarak mevlidin “Tevhid Bahri"ni ( Tevhid Bahri: Cenâb-ı Allah'ın varlığını, birliğini, kudretini anlatır. O'nu zikretmenin öneminden bahseder. Sabâ, bestenigâr, şevkutarab gibi makamlarla icra edilir. Öncesinde bu makamlardan tevşih okunur.)   okuyan Bekir Sıtkı Sezgin aile ve dost meclislerinde seslendirdiği eserlerle daima takdir edilir.

     Bekir Sıtkı Sezgin, musiki ve din kültürü yüksek bir aileye mensuptur. Sesi çok güzel olan babası Hafız Hüseyin Efendi, Hafız Hasan Akkuş, Fatih Camii imamı Ahmed Rasim Efendi (Filibeli Arap Hafız), Hafız Ahmed Efendi, Hafız Sadettin Efendi’lerden dersler alır.
1946 - 1948 yılları arasında İzmir’deki teyzesinin yanına gittiği zamanlarda ise Hisar Camii’nde Rakım Elkutlu ile tanışır ve o değerli bestekarın eserlerini birlikte icra ederler ve ondan da feyz alır.
    Bekir Sıtkı Sezgin’in annesi Feride Hanım’ın da sesi güzeldi ve ud çalardı. Bir musikişinas olan anneannesiyle birlikte de din dışı eserler meşk ederlerdi.
Bekir Sıtkı Sezgin’in güzel sesini ve yeteneğini ilk kez babası fark etmişti. Çok küçük denecek yaşlarda , henüz 3-4 yaşlarında iken sokakta babası ile dolaşırken babasını evlerinin yakınında bulunan kahveye sürükler, gramofonun yanına oturur ve onu da saatlerce plak dinlemeğe ikna ederdi.

     Ortaokulun son sınıflarına kadar mevlidhan Hafız Mecid Sesigür, Laleli Camii Başmüezzini Hafiz Numan, Nuruosmaniye Camii İmamı Hafiz Hasan Efendi’den na’t, mevlid, Ezan, talim, mahrec-i huruf dersleri aldıktan sonra babasının teşvikiyle konservatuvar sınavına giren Bekir Sıtkı Sezgin, konservatuvarı da başarıyla kazanır ve oradan da mezun olur.

1956 yılında Denizli’de vatani görevini tamamladıktan sonra 1958’de İzmir’e yerleşir.

1959’da İzmir Radyosu’nun sınavını kazanarak “yetişmiş sanatkar” olarak göreve başlar. Aynı yıl içinde solist olup, bir başka sınavla da “Birinci sınıf ses sanatkarı” ünvanını alır. Görevini icra ederken de 1967 yılından itibaren stajer icracılara öğretmenlik yapar.
1973’de İzmir Radyosu’nda “Klasik Koro Şefi”, 1976’da ise İstanbul Devlet Türk Musikisi Konservatuarı Öğretim Üyeliği’ne getirilir. Aynı tarihlerden başlayarak İstanbul Radyosunda yorumculuğu, Küçük Koro Şefliği’ni ve TRT Merkez Denetleme Kurulu üyeliği’ni birlikte yürütür.
1980 yılında TRT’den emekli olur ve konservatuardaki görevinden de ayrılır. 1971-1983 yılları arasında çeşitli Avrupa ülkelerinde dini ve dindışı musikimizle ilgili konserler vererek kültürümüzün tanıtımına büyük katkılar sağlar.
1985 yılında özel bir anlaşma ile İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda öğretim üyeliğine başlar. Orada da Türk Musikisine ve kültürüne yıllarca hizmet verir.
   Bekir Sıtkı Sezgin, 1964 yılında İzmir’de evlenir. 1965’de H. Kudsi, 1967’de H. Siyami, 1969’da F. Hümeyra adlı çocukları dünyaya gelir.
Büyük üstad 10 Eylül 1996 tarihinde de vefat eder.

      Müzikolog Nuri Özcan, Bekir Sıtkı Sezgin'in sanatçılığını şu cümlelerle ifade eder: "Musikiyi kendisine bahşedilmiş yüce bir değer, bir nimet olarak kabul edip onun israf edilmeden iyi kullanılması, iyi icra edilmesi gerektiği anlayışına sahip olan Bekir Sıtkı Sezgin, kendine has bir üslûp geliştirmiş ve bu üslûpla ortaya koyduğu dini ve din dışı musiki icraları döneminde çok beğenilmiştir. Klasik ve klasik sonrası dönemleri eserlerinin yanı sıra özellikle dini formlardaki başarılı icraları onu zamanın musikişinasları arasında farklı bir konuma getirmiştir."

    Bekir Sıtkı Bey, her ilimde olduğu gibi mûsikide de üstada ihtiyacı şart koşar.  Onun için meşk esnasında en küçük bir ayrıntı bile çok önelimlidir ve meşk bir çeşit nefis terbiyesidir. Bekir Sıtkı Bey, iyi bir Türk müziği sanatçısı, yorumcusu olabilmek için mûsiki birikiminin, edebiyat ve tasavvuf bilgileriyle desteklenmesi gerektiğini, iyi bir icranın bütün bu özelliklere ses tekniğinin de ilavesiyle sağlanacağı görüşündedir.
    [ Sanat özel bir kabiliyet ve eğitim ister. Üretendir sanatçı. Oysa üstad, " hoca ile talebenin birlikte meşk ederek usta çırak usulüyle de musiki icra etmenin öğrenileceğini belirterek zennatkar (icracı) ile sanatkarı ayrı kategoride ima eder. Sanatçı ile şarkıcıyı karıştırmamak lazım. ]

Bekir Sıtkı Sezgin'in insanı takdir duygularına sevk eden icrasının en başta gelen unsurları, aruz veznini iyi bilmesi, ortaya koyduğu ses hakimiyeti, geniş repertuvar bilgisi ile yumuşak üslûbudur. Bekir Sıtkı Bey küçük yaşta aldığı dini musiki eğitiminin icracılıktaki en önemli alt yapısını oluşturduğunu hemen her fırsatta vurgularmış. Ses perdelerini basma konusunda gösterdiği hassasiyetinden ötürü mûsiki çevrelerinde lakabı "perdeci" olarak anılırmış.

    Klasik musiki, tasavvuf ve Mevlevî mûsikisi repertuvarı çerçevesinde yurt içinde ve Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, İngiltere, İspanya, Japonya gibi ülkelerde her biri başlı başına bir sanat hadisesi olarak nitelendirilen pek çok konserde sahne alır Bekir Sıtkı Sezgin. Bu konserlerdeki icralarda kendisine dönemin en seçkin saz sanatçıları olan Cevdet Çağla, Yücel Aşan, Necdet Yaşar, Abdi Coşkun, Niyazi Sayın, Akagündüz Kutbay, Doğan Ergin, Ömer Erdoğdular, Cinuçen Tanrıkorur, İhsan Özgen, Cüneyt Kosal, Erol Deran, Sadreddin Özçimi gibi üstadlar eşlik eder.

   Bekir Sıtkı Sezgin'in doldurduğu plak sayısı çok değildir. Bugün sesine ulaşabildiğimiz kayıtların büyük kısmı özel toplantılarda ve konserlerde kaydedilmiş icralardır.

   Bekir Sıtlı Sezgin çok sayıda talebeler de yetiştirdi. Oğlu Hüseyin Kutsi Sezgin, Sadreddin Özçimi, Doğan Dikmen, Serhat Sarpel, Necmettin Yıldırım, Aytaç Ergen, Fatih Salgar ve Hakan Alvan bunlardan bazılarıdır. Bekir Bey, eserlerini icra etmekten en çok zevk aldığı sanatçıları Eyyübî Zekai Dede, Hacı Arif Bey, Mehmet Rakım Elkutlu ve Avni Anıl olarak sıralarken, sohbetlerde hayatını mûsikiye vakfetmesine rağmen tevazuyla henüz hiç bir şey öğrenemediğini söylerdi.

    Bekir Sıtkı Bey büyük sanatçılığının göstergesi olarak besteleyeceği güftelerin seçiminde hayli hassas davranırmış. Bestelediği eserlerin en dikkat çeken özelliğinin usûl mükemmeliyeti olduğunu söyler mûsiki üstadları. İlk bestesini Yavuz Sultan Selim'in "Sanma şahım herkesi sen sâdıkâne yâr olur" şiirine yapar. Dünyadan ayrılana kadar Türk müziğinin hemen bütün formlarında yüze yakın eser besteler Bekir Sıtkı Sezgin.
Ruhu şâd olsun... (Erol GÜLDİKEN)

Yorumlar

tüm yorumlar