EĞİTİM “ SORUNLU “ BAŞLIYOR

    Komşu ülkeler nüfusunun çoğundan fazla öğrenci ile Türk Milli Eğitimi kapılarını açıyor. Eylül, ülkemizde çocuklarımızın heyecan ayı. Bir milyondan fazla yeni BİRLER okullara başladı bile. Onların hey...

    Komşu ülkeler nüfusunun çoğundan fazla öğrenci ile Türk Milli Eğitimi kapılarını açıyor. Eylül, ülkemizde çocuklarımızın heyecan ayı. Bir milyondan fazla yeni BİRLER okullara başladı bile. Onların heyecanlarının yatışması için bir hafta öne alındı okul heyecanı. Onlarla birlikte genç ana-babalar da kıpır kıpır.Umutları okula başlıyor. Bu büyük mutlulukta miniklerin kimi yeni arkadaş buladursun, kimileri de annelerine sarılmış bırakmak istemiyor. Bu ne güzel heyecandır. Anne – baba olmak ne güzel sorumluluktur.

          Nasıl kıvanç duyulmaz ki … Hayaller büyüyecek, mutlulukla çiçeklerini meyveye dönüşürken izleyecekler. Onlara “ demokratik, Laik, sosyal bir HUKUK DEVLETİ” bırakmanın, eşit yurttaşlık içinde üreten ve paylaşan bir ülkenin bireyleri olmanın  onurunu da devredecekler!  Aş ve işte sıkıntısız, bütün insanları eğitimli, inancını yaşarken dünya bilimine ortak olmanın da gururu!..

 

          Omuzuma dokunan torunumun eli  ve sonra da sesi uyandırdı.

        “Büyük baba! Hangi ülkenin eğitimini anlatıyorsun sen! Başladın, ben de izliyorum arkandan. Burası Türkiye,uyan büyükbaba , hayal kurma !”   

        

          Ne oldu bize? Neden yazdıklarım gerçekleşmiyor ki !

 

         “ Bilim  Çin’de bile olsa arayınız, alınız” diyen bir Peygamberim var.

         “ Hayatta en hakiki mürşit bilimdir” diyen bir  Atatürk’üm var.

         Bunların söylemini tamamlayan bir de Albert Einstein  var ki eğitimin gerçek hızını belirtiyor. Diyor ki “ Eğitimin amacı doğruları öğretmek değil, aklı eğitmektir.”

         Bizi yanlış yöne itenler, öğretileri , bir öncekini ezberleyerek tekrar etme anlayışında olanlardır. Özellikle müslüman alemi, İslami bilim üzerinde durarak,tekrarlara dayandırdıkları öğretilerle gelişimin önünü kestiler.

       Daha acısı, Peygamber’den hemen sonra gelenlerle başlayan İslami Siyasallaşma ile kanlı kavga dinin çıkara yönelmesini sağladı. Halifelerden Ebu Bekir  hariç ,Ömer, Osman, Ali hançerlenerek  öldürülmedi mi?  Emeviler, Abbasiler derken Mezhepler çıktı.  Bundan sonra İslamiyet daha da siyasallaşarak eğitimde teokrasi çemberini kırarak Pozitif eğitime geçmedi, geçemedi. İslam ülkeleri birbirlerini yemeden öte, bilimde bir buluşa imza atamadı. Bunun nedeni EZBERE DAYANDIRILAN EĞİTİMDİR.

 

           Matbaanın olmadığı zamanda Kur’an’ı hıfzetmek gerekliydi. Unutulmaması için ezberlemekle kuşaklar arasında iletişim sağlanıyordu.Ancak, matbaanın geliştiği dönemlerde, hele de günümüz iletişim çağında ezberlemenin hiç anlamı kalmadı. Dini kayıtlar o denli sağlam yapılıyor ki yitmesi, yitirilmedi olanak dışı. Öyle olunca Kur’an’ı ezbere almanın bir zorunluluğu da yok artık. Bunun yerine ne mi yapılır?

         1400 yıldan çok Kur’an’ın anlamını hiç bilmeden ve anlayıp halka anlatmadan geçen zamanın , dine de ihanet olduğunu bilerek, bundan sonra anlayarak dini yaşamaya yönelmek ve ilk Tanrı emri olan “ OKU!” nun gereğine ulaşmak gerek.

        

         Ne hazindir ki bunca zaman geçmiş olmasına karşın , orucu bozan şeylere bile karar veremeyen bir İslam dünyası var. Bilime ters , cahillerin ellerinde özelliğini yıldan yıla kuşkuya düşüren bir İslam dünyası var. Her köşede, hiçbir özelliği , bilgisi, eğitimi olmayanların “ Tarikat (!) “ kurduğu, müritleri olduğu; o müritlerin şeyh dedikleri aymazların ayaklarını yıkadığı suyu içtikleri bir yana , geçtikleri yolları kutsal saydıkları da yalan değil !

        

             Eğitim sorununun temelinde, dinin eğitimde ilk öge olarak görülmesi yatar. Din , Yaratan’la  kul arasında yaşanacak bir inançsal bağdır.  Dini, ülke eğitiminde öne alır ve geleneksel bir bakışı sürdürürseniz ezberden öteye gidemezsiniz. Oysa , Tanrı “ Ben size kullanasınız diye akıl verdim” demiyor mu.Ve devam ederek, özellikle, insanlara “ Aklını kullanmayanların üstüne pislik yağdırırız “ diye ihtar etmiyor mu?

         Evet dini okullar da gerekli. Atatürk, bir yandan “ Tekke ve Zaviyeleri” kapatırken, bir yandan da Kur’an’ı Elmalılı Hamdi Yazır’a ,ücretini de cebinden vererek Türkçe’ye çevirttiriyor, bu yetmiyor, bilgili din adamı yetiştirmek için de İmam -Hatip okulları açıyordu.

         Osmanlıda okuma – yazma  oranı erkeklerde % 7, kadınlarda %04’tür. Bu oran bile din işlerini yürütenlerin cahil insanlar olduğunu gösterir. Cahilin elinde din ancak hurafeler yaratır ve toplumda yobazlık artar. Tüm bunları önlemek ve kutsal dinimizi Türk insanının anlaması amacıyla Kur’an’ı Atatürk Türkçe’ye çevirtmekle ne kadar özlemli ve içtenlikle haklıydı.

 

        Atatürk’ten sonra, karşı devrimciler hiç boş durmadı. Ağırdan alarak günümüze tam bir çıkmazla geldiler. 1940’ların, 1960’ların resimlerine bakmak bile eğitimin toplum üzerinde ne denli geriye gittiğini kanıtlar.

          Eğitim programlarını değiştirenler, “ Tevhid-i Tedrisat “ ( Eğitim Birliği Yasası) kanununu da kaldırarak, değişik okulların  yolununu açtılar. Bu düşünce günümüzde , KARMA EĞİTİMi bile yok etme yolundadır.

 

        Türk Milli Eğitimi tamamen bir arapsaçıdır. Çocuklarımız istemedikleri bir eğitime zorlanmaktadırlar. İnatla , ezber sistemi dayatan, düşünceyi öteleyen ve gençlerimizi bir portör olarak kuran , ona göre yönlendiren sistemle itaatkar insanlar olarak toplumda yer almasını isteyen köleselleştiren bir eğitim !..

 

          Türk Eğitimi, yeni Bakan’la Cumhuriyetin Temel ilkelerinde ÇAĞDAŞ -LAİK bir kanala mı girecek, yoksa  eğitimin içinden gelen bu Sayın Bakan da sadece “ OLAYLARA BAKAN “ mı olacak!?

          İlk demeçleri olumlu karşılaşan Bakan son günlerde Karma Eğitimi sona erdirecek bir yönelişe de geçtiği izlenimi veriyor. Sayın Eğitim Bakanı, gerçek bir eğitim çizgisinde kararlı olur, çocuklarımızı ezber eğitimden kurtarır,Einstein’in dediği gibi “ EĞİTİM AKLI EĞİTMEKTİR,”  izinde giderse isimleri yaşayacaklar arasına girer. Direnirken, engellerle karşılaşır ve başaramazsa, bunu da bir Basın açıklamasıyla kamuya duyurur ve gereğini yaparsa yine Unutulmazlar arasına girer. Aksini söylemiyorum hiç . Bir “Hiç”!

 

          Israrla Atatürk’ün  Türk Milli Eğitimi için öngörüsünü yineleyeceğim:

 

         “ Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimşze, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin geleceğine, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir.(1922)_____________________________Kazım Memiç

Yorumlar

tüm yorumlar