HAYAT DEDİĞİN NE Kİ?

Bir sn sonrasında neler olacağını bilmeden yaşıyor insan. Onca hayaller kuruyor, planlar yapıyor kadere inat, şansın var olduğunu bilerek. Şans; ihtimal dışında olan ve ansızın gelen, mutluluk veren bir ihtimaldir. Fakat herkesin yüzüne şans aynı gülm&...

Bir sn sonrasında neler olacağını bilmeden yaşıyor insan. Onca hayaller kuruyor, planlar yapıyor kadere inat, şansın var olduğunu bilerek.

Şans; ihtimal dışında olan ve ansızın gelen, mutluluk veren bir ihtimaldir. Fakat herkesin yüzüne şans aynı gülmüyor. Ya “kader “ dediğimiz o ince çizgi? O da herkesin defterinde aynı yazılı değil. Kimi çok zengin, kimi çok fakir, kimi her şeyi varken çok üzgün kimi de hiçbir şeye sahip değilken hayat doludur. Önemli olan akıl, ruh ve beden sağlığıdır. Evet insanı zengin kılan “sağlık “ tır. Para, mal mülk sonraki sıralarda. Bir şeylere sahip olmamız her zaman sahip olacağımız anlamına gelmiyor. Aynı şekilde bir şeylere sahip olmadığımız da hiçbir zaman ona ulaşamayacağımız anlamına gelmiyor... Ne kadar düşünürsek düşünelim ne kadar çabalarsak çabalayalım, bir adım sonrasında hayatımızda neler olacağını neler yaşayacağımızı ve hatta hayatta var olup olmayacağımızı bile bilmiyoruz. “ BİLMEMEK; bir konuyu araştırıp, öğrenmek anlamında ki bilmemekten bahsetmiyorum. “ Kaderin bilinmezliği’ nden bahsediyorum. Onu hiç bir yerde araştırıp bulamaz ve öğrenemezsiniz. İşte bu yüzden diyorum bilmemek ne kadar ürkütücü değil mi? Tıpkı sonsuz bir elektrik kesintisi gibi.

Hayat dediğin ne ki? Koca bir boşluk. Peki ya sen kimsin? Kendini tanıyor musun? Yoksa şu ahir zamanın kölesi olan aciz bir canlı mısın? Her kimsin, nesin, necisin bilmiyorum! Eğer nefes alıyorsan, yürüyüp koşabiliyorsan, konuşup düşünebiliyorsan, biraz da olsa kendi acına değil de seninle yakından uzaktan bir bağlantısı olmayan birinin derdine koşup sıkıntılarını paylaşıp azaltabiliyorsan, birilerinin mutluluğuna sebep olup güldürebiliyorsan, küçük bir çocuğun başını şefkatle okşayabiliyorsan, tanımadığın halde yolda geçen birine selam verip tebessüm edebiliyorsan ben sana “insan” demek istiyorum.

Ey insan! Dünya denen o koca boşlukta yaşıyorsun. O koca boşlukta belki de nokta kadar bile yer doldurmuyorsun. Ama kendine ve çevrene baktığında çok büyük, çok kalabalık olduğunu görüyorsun değil mi? Peki hiç düşündün mü? O kalabalık senin gerçek çevren mi yoksa son zamanlarda bağımlı olarak yaşadığımız sosyal medyanın sunduğu çıkarcı , gereksiz bir ikram mı?

Düşünebiliyorsan ve kendi kararlarını kendin verebiliyorsan, yiyeceğin ekmeği içeceğin suyu ve hatta daha fazla ihtiyacını kendin karşılıyorsan sen bu koskoca boşlukta “ yalnız birey” sin demektir. Bu yalnızlığı yalnızca seni seven sana değer veren sana aile olan ve aile olmayı bilecek insanlar kalabalıklaştırır. Bu bazen bir , anne, baba, kardeş bazen de hiçbir kan bağı bulunmadığı halde bizim için manevi değeri yüksek olan biridir.

Sami Bağcı’ nın çok sevdiğim “ Seni Tanımadan Önce” adlı şiirinden bir örnek vereceğim. Şair diyor ki;

İstemem başka bir ses, ne bir nefes,

Seninle dünyadan daha kalabalığım.

İşte dünya bilmem kaç nüfuslu olursa olsun kendinizi bulduğunuz o insanla/ insanlarla dünyada daha kalabalıksınızdır.

Bu hayatta yalnız da olsanız, yanınızda sizi dünyadan daha kalabalık yapacak biri ya da birileri de olsa, dünya bir dengededir. Siz de her zaman bir denge de durmak zorundasınızdır. Denge de olmaz iseniz düşersiniz belki/ bazen sizi tutabilecek birileri olmayabilir.

Belki” ve “ bazen” kelimeleri ne yazık ki doyurucu olmayan kelimelerdir. Hem bir ümit hem de bir belirsizlik besliyorlar içinde. Ümitlere kapılıp yaşayacak kadar ne çok iyimseriz ne de belirsizliklere kapılacak kadar kötümser. Hayat bu işte. Yar olacak kadar ne sevgiye kaptıracaksın kendini ne de seni bambaşka biri haline getiren öfkenin büyüsüne. Orta bir yol bulup yaşayacaksın işte zamana inat, kendin ve sevdiklerinle.

Hayatı hep bir kulvarda gitmeyeceksin mesela diskalifiye olsan da bunun senin için hayatının sonu olmayacağını bilmeli biraz aksiyon da katmalısın zamana. Fakat aşırı tepkiler de vermeyeceksin. Gülmeyi de bileceksin ağlamayı da, üzülüp kızmayı da. Ama öyle bir düzene sokacaksın ki hepsi yerli yerinde olacak. Ne sana hükmedecek ne de sen başkalarına. Bir de adaleti öğrenmelisin. Ne haksızlık edeceksin üzerinde kirli çamurlu pantolonluya ne de hakkını yedireceksin beyaz gömlek takım elbiseli adamlara... Gülümsemeyi bir adet edineceksin ve bunu asla çıkar için yapmayacaksın. Bakışların insanı donduran cinsten olmayacak baktığın zaman kalbindeki sevgiyi merhameti verebilmelisin karşı tarafa.

Nice insanlar geldi gitti bu topraklardan. Çoğu tanınmadan, varlığından haber etmeden. Bu hayattan alacağın derslerin ve çıkaracağın notların olacak. Bir kaç satır da olsa bir şeyler yazabilecek ve iz bırakmayı da bileceksin bu hayatta... Olduğu gibi değil de kimseye zarar vermeden istediğin gibi yaşayacaksın işte...

Göze değdirmeden de gözyaşı silebilen, sesini değil de sözünü yükseltebilen, ve dünyaya iz bırakabilenlerden olmanız temennim ile..

Yorumlar

tüm yorumlar