Atatürk , ÖZGÜRLÜK ÖNDERİ, Atatürkçülük: DÜŞÜNCE SİSTEMİDİR

 Bilinir ki dünyada “ Büyük Komutanlar “ görülmüştür.  Kararlılıkları ile utkular kazanmışlardır. Atilla, Cengiz, Timur, Sezar, İskender, Napolyon…   Yaptıklarını tarih kaydeder; onlardan övg&...

 Bilinir ki dünyada “ Büyük Komutanlar “ görülmüştür.  Kararlılıkları ile utkular kazanmışlardır. Atilla, Cengiz, Timur, Sezar, İskender, Napolyon…

 

Yaptıklarını tarih kaydeder; onlardan övgü ile söz edilir. Bu tesbit doğrudur da.

Ancak, Büyük Önder ATATÜRK’ün ölümünü bir İtayan radyosu şöyle duyurur :

 

           “ İskender, Sezar , Napolyon…ayağa kalkın, Büyüğünüz geliyor .”

 

           Atatürk’ün kişiliğinde nasıl bir farklılık vardır ki Radyo Sunucusu insanın tüylerini titreten “ ayağa kalkın (!)” söylemini kullanmıştır ? Nasıl Önder bir Önder Komutandır Atatürk?

            Sayılanların ve  daha çoklarının kazandığı utkular gerçektir. Bunu söylerken bir gerçek daha var. Onların ellerinde zamanın en güçlü silahları ve sayısız askeri güç vardır.  Ordular hazırlanır, akın akın saldıracak askerleri verilen emre uyarlar. Bir alanda karşılaşılır, vuruşmada bir taraf üstünlük sağlar. Tutsak alınabilenler dışındaki dağılan birlikler kaçar.

O meydan, sonucu da hazırlar. Dağılanlar kolay kolay toplanıp yeniden saldırıya geçemezler!

 

            Son günlerde bir sunum gecesinde, söz Atatürk’e gelince;     Atatürk gibi bir çok komutan vardır, onlardan farklılığı yoktur!” açıklamaları  geldi. Burada Atatürk’e haksızlık yapıldığını, O’nu gereği gibi tanımadıklarnı düşündüm.

Zira, halkın durumunu düşünmeden verilen kararlar yanıltıcı ve noksan olur.

 

           Atatürk’ün farklılığı içinde bulunduğumuz ortamın ayrıntılarından gelir.

           Osmanlı İmparatorluğu, önce Mondros, sonra da Sevr açmazları ile fiilen bitirilmiş,

Hatta 1096’da başlayan Haçlı Seferleri ile Anadolu’dan  atılmak istenen Türk’lerin ellerinde son güçleri olan savaş yorgunu insanlar dışında bir tutunacak dal bırakmamışlardı. Ordu terhis edilmiş , silahları ellerinden alınmış, üstelik Anadolu yer yer işgale başlanmış, ortada bir devlet otoritesi yok ve Başkent İstanbul da işgal edilmişti . Devletin erklileri İngilizlerin kucağında oturmayı da onursuzluk saymıyorlardı.

          İnsan gücümüz, Balkan Savaşlarında, birinci Paylaşım Savaşında erimiş, kalanlar da savaş yorgunu vurgun yemiş insanlardı. Sadece, Yemen’e gönderilen asker  sayımız iki milyon yedi yüz bin (2.700.000)dir. Dönebilenler (yarı hasta, yarı sakat) üç yüz bin kadardır. Bunların çoğu da Filistinliler tarafından kör edilmişlerdi. ( Arap aşkı bizi yanıltmamalı. Tarihin hiçbir döneminde Araplar Türk’leri sevmediler. Son örnek Kıbrıs’tır.  Tamamı müslüman olan KIBRIS TÜRK DEVLETİNİ tanıma yerine, tamamı Hıristiyan olan Güney Kıbrıs Rum devletini tanıdılar ! )

                 Atatürk, bütün komutanların üstüdür.  Parçalanmış ve dağılmış bir devletin külleri üzerine kurduğu devleti  çağdaş  yurttaşlar topluluğu yapması O’nun üstünlüğünün kanıtıdır.

               Erzurum’dan  Sivas’a dönerken ( 7-8 Temmuz 1919)  Padişahın kendisini idama mahkum haberini alınca , tüm yetkilerinden sıyrılarak sivil bir yurrttaş  olmuş ve “ Bu günden sonra aziz Milletimle yurdumuzu kurtarmaya ant içiyorum. Milletimle omuz omuza”  diyerek işe başlayınca, elindeki  güç, sarsılmaz iradesi ve Türk milletinin vatan sevgisinden başka bir gücü yoktu.

               Yorgun, umutsuz bir halk; hasta, yoksul yaşlı ve çocuklardan oluşan 12 milyon kadar insan.Amasya Genelgesi’nin 6. Maddesinde Atatürk’ün tesbit ettiği durum ,”  Vatanın bütünü tehlikededir ,  padişah ve Hükümeti  yurdu kurtaramamaktadır. Vatanı milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Bu gerçek doğrultusunda  dağıtılmış askeri gücü, MİLLETİN İRADESİNE DAYANARAK, milletle birlikte önce ORDUYU NİZAMİ ŞEKLİYLE yeniden oluşturacak, bu orduyla milletin egemenliğini sağlayacaktı.

   

            Ne mi yaptı Atatürk? Önce Halk Egemenliğini sağlayacak olan TBMM’yi  ( Türkiye Büyük Millet Meclisi) kurdu. Sonra da orduyu hazırlamak için TBMM’den yetki alarak;

Ulusal Yükümlülük  Emirleri’ni  ( Tekalif-i Milliye ) ilan etti . Bu  emirlerle “ Devleti,

Millete borçlandırıyordu”. Zira devletin kasası sıfır ve millet yoksul…

           Tekalif-i Milliye’de neler vardı? Önemlilerinden örnekler verelim.

         *Eldeki silahlar Devlete verilecek.

         *Askerin giyim ihtiyacını halk karşılayacak.

        * Devlet halkın yiyeceklerinin %40’na el koyacak.

        * Devlet tüm taşıtların %40’na el koyacak.

        *Sahibi olmayan her şey Devletindir.

        *Orduya yararı olacak tüm meslekler Ordu Emrindedir.

        *Ordunun Lojistik desteğinde Halk ücretsiz yardım edecek.

 

         Güçlükler içinde oluşturulan Nizami Ordu’un 2. İnönü Utkusu sonunda Başkomutan Mustafa Kemal’in , İnönü’ye çektiği  telgraf Türk milletine ayağa kalkış muştusu verir.

         “ Siz, orda , yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz.”

 

          Sakarya Savaşı sonunda İngilizler,Fransızlar, italyanlar TBMMile ilişki kurmak için tavizler vermeye başlarlar. Nizami Ordu ile Kütahya Savaşı ve kurtuluşa uzanan Büyük Taarruz’un  uzantısı ile Afyon’dan – İzmir’e 15 günde ulaşan Türk Ordusunun Galip Başkomutanı’nın ayaklArı altına  serilen Yunan Bayrağını çiğnemeyerek.

         “ Kaldırın onu; bayrak bir milleti temsil eder. Savaşları ise yöneticilerin kusurudur!”

 

İşte Atatürk’ü EN YÜCE YAPAN budur. Bununla da kalmaz;  “ Büyük “ denilen komutanlar kendi isimleriyle Devlet kurarlar. Atatürk’ün yaptığı , bütün başarıları millete maletmesidir.

O’nun yaptığı bütün işlerde KARAR MERCİĞİ TBMM’dir . Millet egemenliği Atatürk’ün vazgeçilmezi, Bağımsızlık karakteridir.

 

            Atatürk , savaş tarihine getirdiği yenilikle  ayrıcalıklı olduğu da bir gerçektir.

Sakarya da kurduğu Kurt Kapanı ile birliklere şu emri verir :

           “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça hiçbir birlik yerini terkedemez. . İlk fırsatta örgütlenerek düşmana karşı koyar.”

           Bu bakışla artık, bir meydanda yapılan savaşta  üstün gelenin utkusu kırılmış, nihai utkuya yeni bakışla gidilmeye başlanmıştır.

         

         Atatürk’ün “ ASKERİ KİŞİLİĞİ  “ kitabını yazan ABD’li bir subay olan Austın Bay,

“ yirminci yüzyılda hiçbir General, Atatürk’ten Daha iyi bir savaş alanı ÖNSEZİSİNE, YETENEĞİNE VE DİSİPLİNİNE sahip değildir. Ve kesinlikle hiçbir devrimci, SİYASETİ

ASKERİ VİZYONLA BU KADAR USTACA BİRLEŞTİREMEMİŞTİR.”1

         Artık Atatürk’ü bir fani olarak inceleyemeyiz. O ne demişti : “ Benim fani vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat TÜRKİYE CUMHURİYETİ ilelebet payidar kalacaktır. Biz şimdi O’nun  düşüncelerindeyiz. “ Bir gün benim söylediklerim BİLİMLE çelişirse, siz bilimi seçin!” İnsanı ölümsüz kılan bundan başka ne olabilşr ki…onun için diyoruz mi ATATÜRK BİR DÜŞÜNCE SİSTEMİDİR.

 

          Dünya alem bilir ve kabullenir ki Atatürk’ün varlığı, askeri alanda başarılı olduğu kadar,özgürlük ve bağımsızlık alanlarında, ulusal kazanımlarda Türklerle birlikte  emperyalizmin elinde ezilen bütün mazlum uluslara da kurtuluş meşalesi olmuştur.

Onu birileriyle kıyaslamak yaptıklarına da saygısızlıktır. (5.11.2018  / Kazım Memiç)

Yorumlar

tüm yorumlar