DİNİN AMERİKAN SEÇİMLERİNDEKİ VE SİYASETİNDEKİ ROLÜ

İlerleyen yüzyıllarda milliyetçiliğin yükselmesinde, halen din hakim olacak ve zaten, yeni büyüme tohumlarını da barındırmaktadır. İncil’in çevirisi, kesinlikle ulusal duyguları uyandırmada ve ulusal söyleme yeni bir öne...

İlerleyen yüzyıllarda milliyetçiliğin yükselmesinde, halen din hakim olacak ve zaten, yeni büyüme tohumlarını da barındırmaktadır. İncil’in çevirisi, kesinlikle ulusal duyguları uyandırmada ve ulusal söyleme yeni bir önem vermede etkili oldu.                                                                          

 

                                                                                              Hans Kohn, 1940.

 

Din, genellikle Amerika'nın siyasi yaşamı için derin bir yapı oluşturan birçok önemli faktörlerden sadece bir tanesidir. Amerika’daki, yeni Hristiyan Sağ (new Christian Rights), Evangelistler,  Amerikan devlet başkanlarının ve siyasi liderlerin  karalarında etkili olmaktadırlar. Devlet Başkanları’nın ve siyasi partilerin din hakkındaki  muhafazakar tutumları, dini bağlılıkları ve bunların milliyetçilikle ilişkileri; alınan siyasi, ekonomik ve ticari kararlarda önemli rol oynamaktadır.

 

Din, milliyetçiliğe siyasi ve sosyal perspektiflerden ya direk yada dolaylı yollarla kökenine ve gelişmesine katkıda bulunmuştur. Amerika’da Cumhuriyetçi Parti genel olarak dini gruplar ile daha ılımlı ve uyumlu duruş sergilemektedirler ve bu yüzden de kendileriyle dini değerler arasında ilişki kurmaktadırlar. Diğer taraftan ise Demokrat Partililer daha liberal bir duruş sergilerken, kendilerini daha az dini kurumlar ile ilişkilendirmektedirler. İktidar gücünü elde etmek isteyen “Amerikalı siyasetçiler’in ulusal siyasi konuşmalarında ‘inanca bağlılık’ önemli bir yer tutmaktadır.  Amerika’nın kuruluşundan beri devam eden ‘din ile siyaset’ arasındaki tarihsel ilişkide, millet için dini söylemler her zaman ön plana çıkmaktadır ve mihenk taşı görevi yapmaktadır. Aslında, din ile siyaset arasındaki kültürel ilişkinin oluşturulmasındaki temel resmi adımlar, Başkan Franklin Roosevelt’in dönemi ile başlamıştır.

Genel olarak; milliyetçilik, kolektif hareket veya grup bilinci, dini tercihleri doğrultusunda farklı partiler içinde yer almaktadırlar. Örnegin; Katoliklerle Yahudiler; Demokratik Parti’nin (Democrats) temelini oluştururken, aynı şekilde; gelenekçi (mainliners) Protestanlar ve Evangelist Protestanlar da katı bir şekilde Cumhuriyetçiler’in temelini oluşturmaktadırlar. Yani, Evangelism Amerika’da, Hristiyanlığın sağı olarak sosyal açıdan muhafazakar ve siyasi bakımdan da çoğunlukla Cumhuriyetçi (Republicans) düşünceyi benimserler. Evangelistler 1940’ların başından beri giderek artmaya ve toplum içinde etkilerini göstermeye başladırlar. David Domke ve Kevin Code, “The God Strategy” kitabında  Amerika’da inancın enlemesine ve derinlemesine yaşandığından bahsetmektedir. Ayrıca, Amerikan tarihinde “din ve siyasetin” birleşmelerinin kaçınılmaz olduğunu belirtmektedirler. Bu bağlamda; Cumhuriyetçiler (Republicans), kürtaj ve gay evliliği gibi göze çarpan dini konuları, siyasi liderler ‘inançlı toplulukların’ isteği doğrultusunda çözümlemek istemektedirler.

 

 

1976 yılıda, ilk defa Newsweek dergisi tarafından yeniden doğuş (“Born Again!”) makalesinde Evangelistlerin yılı ( The Year of the Evangelicals) olarak Jimmy Carter’ın Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında ilk olarak gündeme gelmişti. Time magazine 2005 yılında, ‘Amerika’daki en etkisi 25 Evangelistler’ (The Most İnfluential Evangelicals in America)  makalesini yayınlamıştı. 1970’lerin sonlarına doğru  aniden ‘Sağ Hristiyanlık (Christian Right)’ in Amerikan siyasetinde ortaya çıkmasiyle gözle görülebilir etkin bir rol oynaması, yeni bir siyasi başlangıç olmuştur. Amerikalı liderlerin kullandıklari  dini söylemleriyle, halkın dini eğilimlerini, kendi siyasi amaçları doğrultusunda stratejik olarak yönlendirmektedirler. Çünkü; din, Amerikan halkının hem liberal hemde muhafazakar kesimlerinde doğal olarak etki oluşturmaktadır. Ayrıca, Amerikalı siyasiler “dini sorunları” genellikle seçim süreçleri boyunca ön planda tutalar. Örneğin, Başkan Trump’ın rahip Branson davasını Amerikadaki ara seçim (midterms) malzemesi olarak kullanması gibi.

 

Amerikan siyasi tarihinde, Cumhuriyetçi parti (Republican Party) yönetimde daha egemendir. Örneğin, 9 Amerikan yüksek mahkeme  (Süpreme Court of the United States) üyesi genellikle Cumhuriyetçi Başkanlar tarafından seçilmiştir. Şu anda görev yapan 5 yüksek mahkeme üyesi, Cumhuriyetçi Başkanlar tarafından seçilmiştir, diğer 4 yüksek mahkeme üyesi ise Demokrat Parti Başkanlar tarafından seçilmiştir. Bu oran Obama’nın 2009’da göreve gelmesinden önce 7 Cumhuriyetçi üyeye karşı 2 Demokrat partili üye şeklindeydi. Ama  bu durum, Cumhuriyet partili George H.W. Bush tarafından 1990’da atanan David Hackett Souter’in yerine, Demokrat Partili Obama, 2009’da Sonia Sotomayor’ı atadı. Buna ilaveten, Cumhuriyet Partili Gerald Ford tarafından 1975’de atanan John Paul Stevens'in yerine, 2010 yılında Obama tarafından Elena Kagan göreve getirilmiştir. Yani, Barack Obama’nın Başkanlığı (2009-2017) süresince iki yüksek mahkeme üyesinin atamasını yapmış olmasına rağmen, şimdiki Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump göreve geldiği 2017’den beri, iki yüksek mahkeme üyesinin; 2017’de Neil Gorsuch ve 2018’de Brett Kavanaugh’un atamalarını bir buçuk yıl içinde yapmıştır. Bu bağlamda, Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında Anayasa Mahkemesi'ne (Supreme Court) kendilerine yakın üyeleri atamak için süren mücadele görülmektedir. Mevcut üye sayısı göz önüne alındığında Cumhuriyetçilerin daha fazla üye atadığı görülmektedir. Böylelikle, Cumhuriyetçiler Anayasa Mahkemesindeki siyasi egemenliğini halen korumaktadırlar.

 

Amerika’da dinin siyaset üzerindeki etkisi kalıcı bir güç olarak devam etmektedir.  Cumhuriyetçi Parti izlediği politikalar nedeniyle dini kesimleri kendine çekmeyi başarmaktadır. Örneğin; Evangelistlerin kendi aralarındaki işbirlikleri neticesinde çoğalarak, Amerika’nın önde gelen büyük kurumlarda: Wall Street, Capitol Hill, Hollywood ve yüksek lisans eğitim kurumlarında görev almaktadırlar. Yani, ‘din ile siyaset arasındaki çıkar ilişkisinin’ Amerika’da sosyal hayatta iç içe geçtiği açıkça görülmektedir.

 

 

SONUÇ: Genel olarak; toplumdaki sosyal kimlik, siyaseti yönlendirmektedir. Amerika'da, ‘din ve siyaset’ arasındaki kesişme her zaman çeşitli düzeylerde meydana gelmiştir. Buna dayanarak; Amerika’da bugün,  Başkan ve diğer siyasi liderler dinden uzak bir kimse olarak algılanmaktan korkuyorlar. İnançlı insanların ve muhafazakarların ‘dilini’ konuşarakta böyle olmadıklarına işaret ediyorlar. Kısacası; din, Amerikan toplumunda etkili bir güç ve göze çarpan siyasi meseledir. Böylece, dinin siyaset üzerindeki etkisi, parti seçimi ve oy kullanımı açısından etkili olduğu görülmektedir. Evangelistler, seçimlerde oy kullanımında daha Cumhuriyetçiler iken, laikçiler ise Demokrat partiye yöneliyorlar. Bu durum, Amerikan düşüncesinin ve tarihinin uzun bir geleneğidir.

ÜSTÜN YÜKSEL

Siyasal Bilimler ve Kamu Yönetiminde Doktora Yapmaktadır.

(PhD candidate for Political Science and Public Administration)

Yorumlar

tüm yorumlar