Atatürk’ün İZİNDE Özgür Yurttaş

Düşman kovulur, Cumhuriyet kurulur, Egemenlik organları kurulur; ancak suların durulmasına zaman dardır. Türk’ün duru sularını bulandıranlar işbirliği yaptıklarıyla yurdu terkederler. Geride hasta, savaş ve açlık yorgunu bir hakla, yeniden ya...

Düşman kovulur, Cumhuriyet kurulur, Egemenlik organları kurulur; ancak suların durulmasına zaman dardır. Türk’ün duru sularını bulandıranlar işbirliği yaptıklarıyla yurdu terkederler. Geride hasta, savaş ve açlık yorgunu bir hakla, yeniden yapılandırılacak bir yurt kalmıştır. Onu yeniden kazanmak için canlarını sebil edenlerin aziz anıları adına ve bu ulusa inanmış bir ÖNDER’le  O’na inanmış bir avuç insanın varlığı tek zenginliktir…

 

 

            Bu inanmış Önder, sonradan da bütün dünyanın erişilmez dedikleri Atatürk’tür.

            Yıl 1923, eskiler atılacak, Türk’ün Ulusal çatısı çatılacak, içi ve dışı yaşanır hale getirilecektir. Bilinir ki Cumhuriyet Hanedan kabul etmez. Birer birer Türklüğü yüzyıllarca kahramanlık sanıyla savaşlarda kullananlar, Cumhuriyetin gücüyle ötelenir. Yeniden kuruluş için modern dünya ile yarışacak tüm yeniliklere kollar sıvanır.

       

            Düşünülür. Bu aziz Millet neden geri kalmıştır?

    

           “ Asıl savaş bundan sonra başlayacaktır, “  işaretiyle halkı boğan CEHALET ile savaş başlatılır. Bunun önsözü olan Harf Devrimi öncelik alır. Bu arada Cumhuriyer 5. Yaşına basmıştır. Atatürk, elinde tebeşir, okulda , kahvede, meydanda; fırsat yarattığı her alanda

“ Yeni Türk ABC’cini “ anlatır. Ağır devlet işleri arasında bir Öğretmen olarak halkına Türk yazısını öğretmeye yönelir. Bunu gören halk kurulan Millet Metepleri’ ne koşar. Bir sevdadır Türkiye. Yediden yetmişe tüm insanlarımız eğitimin içindedir.kadın – erkek, genç ve yaşlı bir imece içinde okuma – yazma seferberliğindedir.

 

             Bu heyecanı gören Ulusal Kühükümet, 11.11 .1928 günü aldıkları bir kararla, Mustafa Kemal’e Türk Ulusunun Başöğretmenliğini önerirler. 24 Kasım 1928 günkü oturumda Başöğretmenlik  önerisini kabul eder Gazi Mustafa Kemal.

            Aradan yıllar geçer. Osmanlı’dan kalan % 7’ lik okur-yazarlık, çağdaş ulusların etkinliklerine yaklaşır. Dalgalı yıllar içinde Atatürk’ün 100. Doğum yılı gelir. Yıl 1981’dir.

Bu tarihte Birleşmiş Milletler, UNESCO aracılığıyla bütün dünyada “ Atatürk Yılı  “

İlan etmiş, anmalar başlamıştır.   

             Türkiye’de de bir yenilik adına Atatürk’ün Başöğretmenliği kabul etiği 24 Kasım

Gününü “ ÖĞRETMENLER GÜNÜ “  olarak ilan eder.

          İhtilalciler, bir yandan Atatürk’ü anar, heykellerle kentlerde kendi varlıklarını Atatürk’e bağlarken, temelde Atatürkçülüğe en büyük ihanet yaparlar.  

          Atatürk , özellikle Türk dili ve Türk Tarihine çok önem verir, araştırmalar yapar ve yaptırır. Bu iki kuruma ayrıcalıklı bakar Atatürk. İş Bankasındaki hisselerinin gelirlerini bu iki kuruma vasiyet eder. Yürütülmesinde  de CHP’ yi görevlendirir. Kenan Evren bellisi bu kurumların statüsünü ve ismini değiştirir,vasiyeti işlemez kılar.Daha sonraları, Hukuk geri verse de kurum isimleri aynen kalır. Bundan sonra devrimler törpülenerek , özellikle eğitim içinden çıkılmaz hale gelir.

           Bir ülkeyi çökertmek isterseniz, onun eğitimini  etkisizleştirmelisiniz. Yozlaşan eğitim sonunda ulusal kavramlar çöker. Birlik ruhunu yok ettiğinizde, o topluma istediğinizi yaptırabilirsiniz. Batı’nın yerli işbirlikçileri ile yozlaştırdıkları Türk Eğitimi  devre dışı kalınca, günümüz görünümü ortaya çıkar. Türkiye, dünya ölçeğinde sıralamada Afrika ülkelerinin de sonunda kör-topal  koşmaya çalışılıyor.

            Eğitimde Atatürkçülüğü yok sayarsanız, ve köylerden okulu kaldırır , taşımacılık gibi

bir garabetin içine alırsanız,  pozitif eğitim yerine hala ezbere dayalı bir okul anlayışını sürdürürseniz, düşünme gibi vazgeçilmezi  de yok sayarsanız yakalayacağınız yıldızdan ancak kağıt fener yaparsınız.

          

            Eğitimin vazgeçilmezi öğretmendir. Öğretmen , uluslar mimarıdır. Atatürk :

            “ Öğretmenler!  Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Cumhuriyet sizden fikren,

İlmen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muafızlar ister. “

          “ Milleleri kurtaranlar yalnız ve ancak Öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğitimciden yoksun bir millet, henüz millet olva vasfını kazanmamıştır”

          “ Dünyanın her tarafında Öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve değerli unsurlarıdır,” demekle günümüze de ışık tutmaktadır. Ancak günümüz uygulamalarında devlet erkini kullananlar öğretmenliği sıradan hale getirdiler. Yeteneklere göre değil de siyaset bataklığına yakın olanların öncü yapıldığı  bir dönem yaşıyoruz.

     

          Eğitimci Henry Van Dyke öğretmenliği şöyle tanımlıyor :

        “ Ya Öğretmenliğe ne dersiniz?.. A, işte o, mesleklerin en az kazNç getireni, fakat insanı en çok ödüllendirenidir.eğer onu sevmiyorsan asla girmeye cüret etme.büyük ekseriyetle ne servet, ne de şöhret vadeder.Fakat sırf kendi hatırı için , onu sevenlere insanlığın asalet ünvanını bahşeder. Cumhuriyetşmizde , Meçhul Öğretmen kadar hakkı olan hiç kimse yoktur. Demokrasi asilleri arasında ‘ insanlığın hadimi, kendisinin sultanıolarak adlandırılmaya en layık olan odur. MEÇHUL ÖĞRETMENİN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM.”

 

         Bir de salih Suat Arsal’a bakalım.

 

                   Benim Gecelerim

Ben bir muzdarip Öğretmenim ama

Kısa bir yol bilirim güneşe – aya.

Bir yol bilirim  hıçkırıktan kahkahaya

 

Yedi sekiz yıldan beridir

Hamamda türkü söyler gibi

En güzel derslerimi

Geceleri veririm yatağımda

Yumurcaklarım beni dinler uzağımda

Hepsi kulak kesilmiş

Sınıf alabildiğince geniş mi geniş

 

Geceler benim karatahtamdır

Parmaklarım tebeşir

Ben bir muzdarip Öğretmenim ama

Fecrimde devler güreşir

 

Bir yol bilirim

      Güneşe  aya

          Bir yol bilşrim

               Hıçkırıktan kahkahaya”

 

        Mithat Cemal Kuntay  bir şiirinin sonunu da şöyle bağlıyor :

 

        “Sen yurdunu,  haykırmayarak gizli sevensin

          Kalmışsa eğer, ömrümü Tamrı’m sana versin”

 

        Hani, çok yüzyıllarca önce Eflatun; “ Eğer Tanrı , gökten yere inip bir meslek

Seçseydi, mutlaka Öğretmen olurdu. Zira Öğretmenlik Tanrı sanatıdır.

 

         Öğretmenler gününü coşkuyla kutlamak isterdim ama,uygulamalar bu duygumu doğrulamıyor. Bir yanım ezik . Bana “ Ücretli Öğretmen(!) “ diyorlar. Öğretmenini atayamayan toplum yöneticilerini kınıyorum. Ülkmizin 130 bin Öğretmene ihtiyacı olduğu halde. Ha, bir de şu var: Suriyeli öğretmenler atanıyor. Ülkemiz ,Arapç il mi eğitime geçiyor?

Yoksa , “ Benim milletim (!)” dedikleri araplar mı ? 

22.11.2018  - Kazım memiç

Yorumlar

tüm yorumlar