Karıştırırsak KÖRDÜĞÜM Oluruz

  İpin ucu çok önemli. Sağlam tutmak gerekli. İpi tutan taraflardan birisi yağlarsa ip kayar .. Güç dengesi bozulur, bu bir. İkincisi, ipi çeken guruplar denk olmazsa, yığılır insanlar karambolde. Güçlüler gülmek...

  İpin ucu çok önemli. Sağlam tutmak gerekli. İpi tutan taraflardan birisi yağlarsa ip kayar .. Güç dengesi bozulur, bu bir. İkincisi, ipi çeken guruplar denk olmazsa, yığılır insanlar karambolde. Güçlüler gülmekten öte küçük görürlerse ötekileri , onlar daha da ötekileşirler. Hele ip cambazın elinde olursa, aldı-kaçtıya döner iş,  şapkadan tavşan çıkarken güçlünün cepleri dolar.

 

           Şapkadan tavşan çıkaranlar, salt cambazların marifeti değil. Toplumun her katmanında var bunlar. İnsanlar bakarken onlar deve bile koyarlar mendillerinin içine. Hiç unutmam. 1970’li yıllarda Senato ara seçimlerinde Amasya  Şehir kulübünde bir siyasetçi “ Çelik – çomak oynadık, yine üttük (!)”  demişti.

            Hani denir ya , “İnsan çiy süt emmiştir,”yapmayacağı bir iş yoktur. Bizde seçimlere girerken siyasetçiler politikanın daniskasını yaparlar. Kazandıkları takdirde başaramayacakları bir iş yoktur ! Her şeyi yaparlar. Seçilince, tanımazlar sizi. Hatta , yakın günlerde bir vekile, kendisini yakın bulanlar bir istekte bulunurlar. Aldıkları yanıt, “ Parası olmayan Ankara’ya gelmesin “ olur. Onlar üter, halk ütülmekten kurtulmaz.

            Devleti yönetenleri izliyoruz.  Hiçbirisi, Atatürk dönemindeki başarıyı koruyamadılar. Beceriksizlikleri bu zengin ülkeyi yoksulluğun kucağında sızlattılar. Atatürk’ün tek amacı Türk vatanı ve Türk milletiydi.  Şimdikilerin amaçları, oturdukları koltukları korumak ve şişirilelen egolarını daha da şişirmek. Oysa bir toplu iğne bitirir balonlarını.

           Yönetme işi “liyakat “ ister. Üstlendikleri görevi ileri bir düzeye getirmek gibi hem sözleri vardır, hem de zorunludurlar buna. Yapamayacaklarını anlayınca , halkın kanına girmek için başka yollar ararlar. Uzakta değildir aradıkları. “Din sömürüsü!”

          

             İflas esen politikacı kurtuluşu dini sömürmede görür. Bu alışkanlık yeni de değil.

Peygamber’den hemen sonra ayrışma ve dini çıkarlarına göre kullanma başlar. Emevilerle daha da karıştırılır. Bu alışkanlık, her Müslüman devlette olageldi. Günümüzde, devlet işleri tamamen din karmaşası içinde kaldı. Osmanlı döneminde,mezhep ayrılıkları yüzünden on binlerce insan katledilmedi mi ?

            Osmanlının çöküşü sahte dinciler yüzünden değil miydi? Matbaayı kim yasaklattı Osmanlı’da?  250 sene gibi çok önemli zamanda Batı, dinle devlet işini ayırt edecek duruma gelince bizde hala keçeye pala sallamak güncel değilmiydi? Tekkeler ve zaviyelerde görevli olanlar askere gitmekten muaf değiller miydi?  İndirilen dinle, uygulamada olan DİN, Kur’an gerçeğine uyuyor muydu? Kur’an, halkın anlamasından neden kaçırılıyor ve Türkçe’ye neden çevrilmiyordu? Soru çok ama yanıtlar işlerine gelmeyenler var.

 

           İnsanların samimi inançlarını kötüye kullananları araştırarak bilen Atatürk , “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,dervişler, müritler , mensuplar memleketi olamaz; en doğru tarikat medeniyet tarikatıdır ,” diyor. Çünkü, bu mensuplar, dinimizi yozlaştırmış, çerçeğinden çok uzaklara götürmüşlerdi. İslamiyetin bütün yurttaşlar tarafından anlayarak yaşanması için de Tekkeleri, zaviyeleri kapatarak Kur’anı Türkçeye çevirtmeyi dinimiz adına görev bilmiş ve Elmamlılı Hamdi Yazır’ı görevlendirmişti Atatürk. Binlerce çeviri kitabını halka ücretsiz dağıtmış, halkın dinini huzurla anlayarak yaşamasına önder olmuştu.

 

           Atatürk’ten sonrakiler, zaman kaybetmeden, halkın dininin oya tahvil edilmesine başladılar. “ Siz isterseniz hilafeti geri getirebilirsiniz (!) “ diyen başbakanlar gördük. Şeyhlerin, tarikatçıların epeklerine sarılanlar oldu. Oy uğruna Cumhuriyetin kazanımlarını

yok etmekte sakınca görmeyenler dinimizin kapılarını din bezirganlarına açanlar gittikçe çoğaldı. Oysa Atatürk der ki ;

          Bizim Dinimiz, Milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumayı emrediyor.”

         

          Dinin gereklerini anlayan halk Yaratanın emirlerini bilerek yerine getirir. Atatürk’e kadar, Kur’an Türkçe’ye çevrilmemiş,  bazı kişilerin yorumları din olarak uygulanır olmuş ki bu tamamen din dışılıktır… Dinimizde bırakın şeyhi şıhı, Ruhban sınıfı bile yoktur. İnsan yaratanın kuludur ve ancak kul, yaratana  hesap verir. Öyle taşa toprağa değil, türbelere, evliyalara değil yalnızca Tanrı’dan istenir. “ Yalnız sana inanır, yalnız senden yardım dileriz.“

Kur’an’ın ilk suresinde geçen bağlayıcılık değil mi de, “ benim söylediklerim bana ilham edilmiştir, değiştirilemez” safsatalarını söyleyen ve Nurculukla geçinenlere din adamı denir?

 

           Tek bir İslamiyet vardır. Nurculuk diye, Süleymancılık diye, Menzilcilik ya da her hangi bir topluluk diye bir Din yoktur, olamaz. Bunlar, saf yurttaşlarımızı , kendilerinde keramet varmış gibi yaparak kandırarak sömürürler. Müritleri yoksulluk içinde yaşarken onların altlarında milyonluk araç vardır. Müritlerine de ayaklarını yıkadıkları suyu içmeleri önerilir. Deve sidiğinin şifa olduğunu söyleyecek kadar cahil ve aptal olanlar da var.

Ve halkımız şunu bilmelidir. Bunların bir tanesi bile hangi soruna çare olmuşlardır? Fakir olan bir şeyh gören var mı? Onlar , siyasileri de avuçlarına alırlar. Kendilerine bağlı olan saf insanların oylarını birilerine yönlendirenler, devlet yönetimini de ele almış olmazlar mı?

            “ Ne istediniz de vermedik (!)” dediklerinin kalkışmaları yüzünden ülkemizin çektikleri ortada. Her yurttaşın yaşamına dokunmadı mı ? Hala onun sıkıntısını çekmiyor muyuz?  FETO gider ÇETO  gelmez mi?  Bir tarikattan  devleti arındırmaya (!) çalışırken, diğer taraftan devletin önemli kurumlarını başka bir Tarikata teslim edenlerin , onların da kalkışmaya kalkmayacakları garantileri var mı? Erkliler, kendilerini hesaba  çekip özeleştiri yapacak ferasetten çoktan mı uzaklaştılar?

 

            Şurası kesindir ki, dini devlet işlerine karıştıran ülkeler  Başka ülkelerin egemenliğinden kurtulamazlar. Çünkü hiçbir ülke din uygulamasıyla gerçek bilimde söz sahibi değildir.

           Türkiye’nin ilerlemesi  kuruluş felsefende açıktır.  O da bilimi izlemekten geçer.

         “  Bir gün benim söylediklerim BİLİMLE ters düşerse, siz bilimi tercih edin” diyen bir Önderimiz  var.  Günümüz yöneticilerinden böyle bir öngörüsü olanı duydunuz mu?  Yok. Başka bir ülkede de bulamazsınız. Dünya şunu söyler: “ Türk’ler Atatürk’ü Allah’a , kalan her şeylerini Atatürk’e borçludurlar.” Böyle bir Önder’in olduğu ülkede başka kurtarıcılar aramak kör , sağır ve dilsiz olmaktır. Gandi şöyle der; “ Atatürk, ingilizleri yenene kadar ben Tanrı’nın da İngiliz olduğunu sanardım. “

         

           Kurtuluşumuz Atatürk’ün ışığınında aydınlanmaktır. Laik bir düzen olmadan din de yaşanmaz, ekonomi de canlanmaz. Atatürk’ün vatan ve millet sevgisini yaşamayanlar sürekli halkı bölünmeye götürür. Bölünmek yok olmaktır. Eyaletlere bölünmek parçalanmaktır. Yugoslavya örneği canlı. Bir devletten YEDİ  devlet doğdu !

          “ Eyaletlerden korkmayalım “ diyenler, sınır ötelerini görmezler mi ? Bölmeyi aklından geçirenlere Türk Halkı sonunda öyle bir ders verir ki mezarlarında bile onlara ağırlık olur. Bu yüzden diyoruz ve öneriyoruz ki :

 

             Hiç kimse, Türkiye Cumhuriyeti’nin şirazesiyle oynamaya kalkmasın. Acilen , devleti Tarikatların ellerinden kurtarmak yolunu bulsun ve bilimin yoluna yönelsinler. Başka bir kurtuluş arayanlar, sahte dincilerin batağında boğulacaklardır. Yol yanlıştır, bunu Allah da biliyor, kul da... Ülkeyi BATAKLIĞA ATMA HAKKINA KİMSE SAHİP DEĞİLDİR.

          Hele hele KÖRDÜĞÜM atmak mı ?  Asla..

          

                 Karıştırırsak  KÖRDÜĞÜM Oluruz

 

      İpin ucu çok önemli. Sağlam tutmak gerekli. İpi tutan taraflardan birisi yağlarsa ip kayar .. Güç dengesi bozulur, bu bir. İkincisi, ipi çeken guruplar denk olmazsa, yığılır insanlar karambolde. Güçlüler gülmekten öte küçük görürlerse ötekileri , onlar daha da ötekileşirler. Hele ip cambazın elinde olursa, aldı-kaçtıya döner iş,  şapkadan tavşan çıkarken güçlünün cepleri dolar.

           Şapkadan tavşan çıkaranlar, salt cambazların marifeti değil. Toplumun her katmanında var bunlar. İnsanlar bakarken onlar deve bile koyarlar mendillerinin içine. Hiç unutmam. 1970’li yıllarda Senato ara seçimlerinde Amasya  Şehir kulübünde bir siyasetçi “ Çelik – çomak oynadık, yine üttük (!)”  demişti.

            Hani denir ya , “İnsan çiy süt emmiştir,”yapmayacağı bir iş yoktur. Bizde seçimlered girerken siyasetçiler politikanın daniskasını yaparlar. Kazandıkları takdirde başaramayacakları bir iş yoktur ! Her şeyi yaparlar. Seçilince, tanımazlar sizi. Hatta , yakın günlerde bir vekile, kendisini yakın bulanlar bir istekte bulunurlar. Aldıkları yanıt, “ Parası olmayan Ankara’ya gelmesin “ olur. Onlar üter, halk ütülmekten kurtulmaz.

            Devleti yönetenleri izliyoruz.  Hiçbirisi, Atatürk dönemindeki başarıyı koruyamadılar. Beceriksizlikleri bu zengin ülkeyi yoksulluğun kucağında sızlattılar. Atatürk’ün tek amacı Türk vatanı ve Türk milletiydi.  Şimdikilerin amaçları, oturdukları koltukları korumak ve şişirilelen egolarını daha da şişirmek. Oysa bir toplu iğne bitirir balonlarını.

           Yönetme işi “liyakat “ ister. Üstlendikleri görevi ileri bir düzeye getirmek gibi hem sözleri vardır, hem de zorunludurlar buna. Yapamayacaklarını anlayınca , halkın kanına girmek için başka yollar ararlar. Uzakta değildir aradıkları. “Din sömürüsü!”

          

             İflas esen politikacı kurtuluşu dini sömürmede görür. Bu alışkanlık yeni de değil.

Peygamber’den hemen sonra ayrışma ve dini çıkarlarına göre kullanma başlar. Emevilerle daha da karıştırılır. Bu alışkanlık, her Müslüman devlette olageldi. Günümüzde, devlet işleri tamamen din karmaşası içinde kaldı. Osmanlı döneminde,mezhep ayrılıkları yüzünden on binlerce insan katledilmedi mi ?

            Osmanlının çöküşü sahte dinciler yüzünden değil miydi? Matbaayı kim yasaklattı Osmanlı’da?  250 sene gibi çok önemli zamanda Batı, dinle devlet işini ayırt edecek duruma gelince bizde hala keçeye pala sallamak güncel değilmiydi? Tekkeler ve zaviyelerde görevli olanlar askere gitmekten muaf değiller miydi?  İndirilen dinle, uygulamada olan DİN, Kur’an gerçeğine uyuyor muydu? Kur’an, halkın anlamasından neden kaçırılıyor ve Türkçe’ye neden çevrilmiyordu? Soru çok ama yanıtlar işlerine gelmeyenler var.

 

           İnsanların samimi inançlarını kötüye kullananları araştırarak bilen Atatürk , “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,dervişler, müritler , mensuplar memleketi olamaz; en doğru tarikat medeniyet tarikatıdır ,” diyor. Çünkü, bu mensuplar, dinimizi yozlaştırmış, çerçeğinden çok uzaklara götürmüşlerdi. İslamiyetin bütün yurttaşlar tarafından anlayarak yaşanması için de Tekkeleri, zaviyeleri kapatarak Kur’anı Türkçeye çevirtmeyi dinimiz adına görev bilmiş ve Elmamlılı Hamdi Yazır’ı görevlendirmişti Atatürk. Binlerce çeviri kitabını halka ücretsiz dağıtmış, halkın dinini huzurla anlayarak yaşamasına önder olmuştu.

 

           Atatürk’ten sonrakiler, zaman kaybetmeden, halkın dininin oya tahvil edilmesine başladılar. “ Siz isterseniz hilafeti geri getirebilirsiniz (!) “ diyen başbakanlar gördük. Şeyhlerin, tarikatçıların epeklerine sarılanlar oldu. Oy uğruna Cumhuriyetin kazanımlarını

yok etmekte sakınca görmeyenler dinimizin kapılarını din bezirganlarına açanlar gittikçe çoğaldı. Oysa Atatürk der ki ;

          Bizim Dinimiz, Milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumayı emrediyor.”

         

          Dinin gereklerini anlayan halk Yaratanın emirlerini bilerek yerine getirir. Atatürk’e kadar, Kur’an Türkçe’ye çevrilmemiş,  bazı kişilerin yorumları din olarak uygulanır olmuş ki bu tamamen din dışılıktır… Dinimizde bırakın şeyhi şıhı, Ruhban sınıfı bile yoktur. İnsan yaratanın kuludur ve ancak kul, yaratana  hesap verir. Öyle taşa toprağa değil, türbelere, evliyalara değil yalnızca Tanrı’dan istenir. “ Yalnız sana inanır, yalnız senden yardım dileriz.“

Kur’an’ın ilk suresinde geçen bağlayıcılık değil mi de, “ benim söylediklerim bana ilham edilmiştir, değiştirilemez” safsatalarını söyleyen ve Nurculukla geçinenlere din adamı denir?

 

           Tek bir İslamiyet vardır. Nurculuk diye, Süleymancılık diye, Menzilcilik ya da her hangi bir topluluk diye bir Din yoktur, olamaz. Bunlar, saf yurttaşlarımızı , kendilerinde keramet varmış gibi yaparak kandırarak sömürürler. Müritleri yoksulluk içinde yaşarken onların altlarında milyonluk araç vardır. Müritlerine de ayaklarını yıkadıkları suyu içmeleri önerilir. Deve sidiğinin şifa olduğunu söyleyecek kadar cahil ve aptal olanlar da var.

Ve halkımız şunu bilmelidir. Bunların bir tanesi bile hangi soruna çare olmuşlardır? Fakir olan bir şeyh gören var mı? Onlar , siyasileri de avuçlarına alırlar. Kendilerine bağlı olan saf insanların oylarını birilerine yönlendirenler, devlet yönetimini de ele almış olmazlar mı?

            “ Ne istediniz de vermedik (!)” dediklerinin kalkışmaları yüzünden ülkemizin çektikleri ortada. Her yurttaşın yaşamına dokunmadı mı ? Hala onun sıkıntısını çekmiyor muyuz?  FETO gider ÇETO  gelmez mi?  Bir tarikattan  devleti arındırmaya (!) çalışırken, diğer taraftan devletin önemli kurumlarını başka bir Tarikata teslim edenlerin , onların da kalkışmaya kalkmayacakları garantileri var mı? Erkliler, kendilerini hesaba  çekip özeleştiri yapacak ferasetten çoktan mı uzaklaştılar?

 

            Şurası kesindir ki, dini devlet işlerine karıştıran ülkeler  Başka ülkelerin egemenliğinden kurtulamazlar. Çünkü hiçbir ülke din uygulamasıyla gerçek bilimde söz sahibi değildir.

           Türkiye’nin ilerlemesi  kuruluş felsefende açıktır.  O da bilimi izlemekten geçer.

         “  Bir gün benim söylediklerim BİLİMLE ters düşerse, siz bilimi tercih edin” diyen bir Önderimiz  var.  Günümüz yöneticilerinden böyle bir öngörüsü olanı duydunuz mu?  Yok. Başka bir ülkede de bulamazsınız. Dünya şunu söyler: “ Türk’ler Atatürk’ü Allah’a , kalan her şeylerini Atatürk’e borçludurlar.” Böyle bir Önder’in olduğu ülkede başka kurtarıcılar aramak kör , sağır ve dilsiz olmaktır. Gandi şöyle der; “ Atatürk, ingilizleri yenene kadar ben Tanrı’nın da İngiliz olduğunu sanardım. “

         

           Kurtuluşumuz Atatürk’ün ışığınında aydınlanmaktır. Laik bir düzen olmadan din de yaşanmaz, ekonomi de canlanmaz. Atatürk’ün vatan ve millet sevgisini yaşamayanlar sürekli halkı bölünmeye götürür. Bölünmek yok olmaktır. Eyaletlere bölünmek parçalanmaktır. Yugoslavya örneği canlı. Bir devletten YEDİ  devlet doğdu !

          “ Eyaletlerden korkmayalım “ diyenler, sınır ötelerini görmezler mi ? Bölmeyi aklından geçirenlere Türk Halkı sonunda öyle bir ders verir ki mezarlarında bile onlara ağırlık olur. Bu yüzden diyoruz ve öneriyoruz ki :

 

             Hiç kimse, Türkiye Cumhuriyeti’nin şirazesiyle oynamaya kalkmasın. Acilen , devleti Tarikatların ellerinden kurtarmak yolunu bulsun ve bilimin yoluna yönelsinler. Başka bir kurtuluş arayanlar, sahte dincilerin batağında boğulacaklardır. Yol yanlıştır, bunu Allah da biliyor, kul da... Ülkeyi BATAKLIĞA ATMA HAKKINA KİMSE SAHİP DEĞİLDİR.

          Hele hele KÖRDÜĞÜM atmak mı ?  Asla..

          

                 Karıştırırsak  KÖRDÜĞÜM Oluruz

 

      İpin ucu çok önemli. Sağlam tutmak gerekli. İpi tutan taraflardan birisi yağlarsa ip kayar .. Güç dengesi bozulur, bu bir. İkincisi, ipi çeken guruplar denk olmazsa, yığılır insanlar karambolde. Güçlüler gülmekten öte küçük görürlerse ötekileri , onlar daha da ötekileşirler. Hele ip cambazın elinde olursa, aldı-kaçtıya döner iş,  şapkadan tavşan çıkarken güçlünün cepleri dolar.

           Şapkadan tavşan çıkaranlar, salt cambazların marifeti değil. Toplumun her katmanında var bunlar. İnsanlar bakarken onlar deve bile koyarlar mendillerinin içine. Hiç unutmam. 1970’li yıllarda Senato ara seçimlerinde Amasya  Şehir kulübünde bir siyasetçi “ Çelik – çomak oynadık, yine üttük (!)”  demişti.

            Hani denir ya , “İnsan çiy süt emmiştir,”yapmayacağı bir iş yoktur. Bizde seçimlere girerken siyasetçiler politikanın daniskasını yaparlar. Kazandıkları takdirde başaramayacakları bir iş yoktur ! Her şeyi yaparlar. Seçilince, tanımazlar sizi. Hatta , yakın günlerde bir vekile, kendisini yakın bulanlar bir istekte bulunurlar. Aldıkları yanıt, “ Parası olmayan Ankara’ya gelmesin “ olur. Onlar üter, halk ütülmekten kurtulmaz.

            Devleti yönetenleri izliyoruz.  Hiçbirisi, Atatürk dönemindeki başarıyı koruyamadılar. Beceriksizlikleri bu zengin ülkeyi yoksulluğun kucağında sızlattılar. Atatürk’ün tek amacı Türk vatanı ve Türk milletiydi.  Şimdikilerin amaçları, oturdukları koltukları korumak ve şişirilelen egolarını daha da şişirmek. Oysa bir toplu iğne bitirir balonlarını.

           Yönetme işi “liyakat “ ister. Üstlendikleri görevi ileri bir düzeye getirmek gibi hem sözleri vardır, hem de zorunludurlar buna. Yapamayacaklarını anlayınca , halkın kanına girmek için başka yollar ararlar. Uzakta değildir aradıkları. “Din sömürüsü!”

          

             İflas esen politikacı kurtuluşu dini sömürmede görür. Bu alışkanlık yeni de değil.

Peygamber’den hemen sonra ayrışma ve dini çıkarlarına göre kullanma başlar. Emevilerle daha da karıştırılır. Bu alışkanlık, her Müslüman devlette olageldi. Günümüzde, devlet işleri tamamen din karmaşası içinde kaldı. Osmanlı döneminde,mezhep ayrılıkları yüzünden on binlerce insan katledilmedi mi ?

            Osmanlının çöküşü sahte dinciler yüzünden değil miydi? Matbaayı kim yasaklattı Osmanlı’da?  250 sene gibi çok önemli zamanda Batı, dinle devlet işini ayırt edecek duruma gelince bizde hala keçeye pala sallamak güncel değilmiydi? Tekkeler ve zaviyelerde görevli olanlar askere gitmekten muaf değiller miydi?  İndirilen dinle, uygulamada olan DİN, Kur’an gerçeğine uyuyor muydu? Kur’an, halkın anlamasından neden kaçırılıyor ve Türkçe’ye neden çevrilmiyordu? Soru çok ama yanıtlar işlerine gelmeyenler var.

 

           İnsanların samimi inançlarını kötüye kullananları araştırarak bilen Atatürk , “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,dervişler, müritler , mensuplar memleketi olamaz; en doğru tarikat medeniyet tarikatıdır ,” diyor. Çünkü, bu mensuplar, dinimizi yozlaştırmış, çerçeğinden çok uzaklara götürmüşlerdi. İslamiyetin bütün yurttaşlar tarafından anlayarak yaşanması için de Tekkeleri, zaviyeleri kapatarak Kur’anı Türkçeye çevirtmeyi dinimiz adına görev bilmiş ve Elmamlılı Hamdi Yazır’ı görevlendirmişti Atatürk. Binlerce çeviri kitabını halka ücretsiz dağıtmış, halkın dinini huzurla anlayarak yaşamasına önder olmuştu.

 

           Atatürk’ten sonrakiler, zaman kaybetmeden, halkın dininin oya tahvil edilmesine başladılar. “ Siz isterseniz hilafeti geri getirebilirsiniz (!) “ diyen başbakanlar gördük. Şeyhlerin, tarikatçıların epeklerine sarılanlar oldu. Oy uğruna Cumhuriyetin kazanımlarını

yok etmekte sakınca görmeyenler dinimizin kapılarını din bezirganlarına açanlar gittikçe çoğaldı. Oysa Atatürk der ki ;

          Bizim Dinimiz, Milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumayı emrediyor.”

         

          Dinin gereklerini anlayan halk Yaratanın emirlerini bilerek yerine getirir. Atatürk’e kadar, Kur’an Türkçe’ye çevrilmemiş,  bazı kişilerin yorumları din olarak uygulanır olmuş ki bu tamamen din dışılıktır… Dinimizde bırakın şeyhi şıhı, Ruhban sınıfı bile yoktur. İnsan yaratanın kuludur ve ancak kul, yaratana  hesap verir. Öyle taşa toprağa değil, türbelere, evliyalara değil yalnızca Tanrı’dan istenir. “ Yalnız sana inanır, yalnız senden yardım dileriz.“

Kur’an’ın ilk suresinde geçen bağlayıcılık değil mi de, “ benim söylediklerim bana ilham edilmiştir, değiştirilemez” safsatalarını söyleyen ve Nurculukla geçinenlere din adamı denir?

 

           Tek bir İslamiyet vardır. Nurculuk diye, Süleymancılık diye, Menzilcilik ya da her hangi bir topluluk diye bir Din yoktur, olamaz. Bunlar, saf yurttaşlarımızı , kendilerinde keramet varmış gibi yaparak kandırarak sömürürler. Müritleri yoksulluk içinde yaşarken onların altlarında milyonluk araç vardır. Müritlerine de ayaklarını yıkadıkları suyu içmeleri önerilir. Deve sidiğinin şifa olduğunu söyleyecek kadar cahil ve aptal olanlar da var.

Ve halkımız şunu bilmelidir. Bunların bir tanesi bile hangi soruna çare olmuşlardır? Fakir olan bir şeyh gören var mı? Onlar , siyasileri de avuçlarına alırlar. Kendilerine bağlı olan saf insanların oylarını birilerine yönlendirenler, devlet yönetimini de ele almış olmazlar mı?

            “ Ne istediniz de vermedik (!)” dediklerinin kalkışmaları yüzünden ülkemizin çektikleri ortada. Her yurttaşın yaşamına dokunmadı mı ? Hala onun sıkıntısını çekmiyor muyuz?  FETO gider ÇETO  gelmez mi?  Bir tarikattan  devleti arındırmaya (!) çalışırken, diğer taraftan devletin önemli kurumlarını başka bir Tarikata teslim edenlerin , onların da kalkışmaya kalkmayacakları garantileri var mı? Erkliler, kendilerini hesaba  çekip özeleştiri yapacak ferasetten çoktan mı uzaklaştılar?

 

            Şurası kesindir ki, dini devlet işlerine karıştıran ülkeler  Başka ülkelerin egemenliğinden kurtulamazlar. Çünkü hiçbir ülke din uygulamasıyla gerçek bilimde söz sahibi değildir.

           Türkiye’nin ilerlemesi  kuruluş felsefende açıktır.  O da bilimi izlemekten geçer.

         “  Bir gün benim söylediklerim BİLİMLE ters düşerse, siz bilimi tercih edin” diyen bir Önderimiz  var.  Günümüz yöneticilerinden böyle bir öngörüsü olanı duydunuz mu?  Yok. Başka bir ülkede de bulamazsınız. Dünya şunu söyler: “ Türk’ler Atatürk’ü Allah’a , kalan her şeylerini Atatürk’e borçludurlar.” Böyle bir Önder’in olduğu ülkede başka kurtarıcılar aramak kör , sağır ve dilsiz olmaktır. Gandi şöyle der; “ Atatürk, ingilizleri yenene kadar ben Tanrı’nın da İngiliz olduğunu sanardım. “

         

           Kurtuluşumuz Atatürk’ün ışığınında aydınlanmaktır. Laik bir düzen olmadan din de yaşanmaz, ekonomi de canlanmaz. Atatürk’ün vatan ve millet sevgisini yaşamayanlar sürekli halkı bölünmeye götürür. Bölünmek yok olmaktır. Eyaletlere bölünmek parçalanmaktır. Yugoslavya örneği canlı. Bir devletten YEDİ  devlet doğdu !

          “ Eyaletlerden korkmayalım “ diyenler, sınır ötelerini görmezler mi ? Bölmeyi aklından geçirenlere Türk Halkı sonunda öyle bir ders verir ki mezarlarında bile onlara ağırlık olur. Bu yüzden diyoruz ve öneriyoruz ki :

 

             Hiç kimse, Türkiye Cumhuriyeti’nin şirazesiyle oynamaya kalkmasın. Acilen , devleti Tarikatların ellerinden kurtarmak yolunu bulsun ve bilimin yoluna yönelsinler. Başka bir kurtuluş arayanlar, sahte dincilerin batağında boğulacaklardır. Yol yanlıştır, bunu Allah da biliyor, kul da... Ülkeyi BATAKLIĞA ATMA HAKKINA KİMSE SAHİP DEĞİLDİR.

          Hele hele KÖRDÜĞÜM atmak mı ?  Asla..

          

 

Yorumlar

tüm yorumlar