Zamanın Sevmediği

Sevmek akıl işidir. Severse bir insanın bakışı, bilir ki karşıdaki,  bu gönülden gelen bir yansımadır. Bilinir  ki sevgi karanlıkları aydınlatır, kızgın elleri sıcak tokalaşmaya bırakır. Birleşen ellerin çevrelerinde yaşam her zaman taze ba...

Sevmek akıl işidir. Severse bir insanın bakışı, bilir ki karşıdaki,  bu gönülden gelen bir yansımadır. Bilinir  ki sevgi karanlıkları aydınlatır, kızgın elleri sıcak tokalaşmaya bırakır.

Birleşen ellerin çevrelerinde yaşam her zaman taze bahardır.  Olumsuzluklar gider, mutluluklar çiçeklenir, çocuklar gelecek olur.

 

          Gönül bunu istiyor da “ görünen köy “ her zaman aynı notaları gönül çelen melodilere

bırakır mı? İnsanlar insanları kutsar mı , yoksa biri diğerinin kuyusunu kazmaktan zevk mi alır? Anlatılagelen, efsanelerde bile paylaşamamanın acısı yürek delendir.Habil ile Kabil kardeşken onları depreştiren nedir ?  Paylaşımda anlaşamamak!..

 

         İnsanda sevgi olduğu gibi ego da var. Zaman sürecinde sevgiyi egoya egemen kılan çevresindekilere mutluluk ve huzur getirmiş,  egosuna yenik düşenlerse yıkım ve felaketi olmuştur çevrenin. Dar bakıştan, panoramik bakışa egemen olursa erki tutan, yaptıklarıyla ya korkunun , ya da sevgi halesinin ortasında bulur kendini. Böyleleriyle doludur zaman.

 

          Bilinir ki zaman, terazisine alır toplumları. Bir yanılmaz bakıştır zaman. Bizler onun kavrayabildiğimiz bölümlerine Tarih deriz. İnsan olarak koşuşturmalarımız zamanın sarkacında yer alır. Hele milletlerse koşturanlar, bu kez ortaklık oluşturan  toplumların çıkarları devreye girer ve öteleştirmeler, duygu ve inanç farklılıkları ayrıştırır. Oluşturulan devletler kendi varlığını daha üst yapmak için de başkalarını ezmeye yönelir.

 

           Bilinen zamanda, canlılar arasında en acımasız ve kendine zarar veren insandır.

Bireyselken de toplumsal ortamda kanla yaşayan insandır. Sevginin nefrete dönmesi insan varlığında , diğer canlılardan daha çok görülür. Hayvanların yaklaşımları belgesellerde izlenmekte ve hayranlık uyandıracak davranışlar sergilemektedirler. Oysa insan, bir masada

Oyun anında bile, oyun arkadaşının cebindekini almak için oyun içinde oyuna girer!..

 

        Devletlerin , milletlerin karşılaşmaları daha da yıkıcı olur. Bir örnekten ilerleyelim.

Türk’ler 1071’de Batı ile ilk kez karşılaşır.  Malazgirt Ovası’nda  Bizans ordusunu yenen

 Alp Arslan Anadolu’nun kapısından bir Ağustos ayında girer.  Zaman bizden yanadır ama Batı  bunu hazmedemez. Avrupa, Papanın da teşvikiyle 1096’da Haçlı Ordusuyla Türk’leri Anadolu’dan atmak ve Kudüs’ü Müslümanlardan kurtarmak için sefer başlatır. İlk Haçlı ordusunda 650 bin kişi vardır. Ancak  Seçuklu Hakanı Kılıcaslan’ın akıllı planı sayesinde Antakya’ya  40 bin asker ulaşabilir. Batılılar, o günden sonra çok seferlerle Türk’lerden Anadolu’yu almak için  birleşirler. En sonunda SEVR ile amaçlarına ulaştıklarını sandıkları bir zamanda , Anadolu Harekatını başlatır Mustafa Kemal.

 

           Biz , en güçlü olduğumuz zamanda Batı’ya tanıdığımız Kapütülasyonlarla ekonomimizin anahtarını da yitirmiş olduk. Devleti borçlandıran batı, sonunda

“Duyun- u Umumiye ile maliyemizi de Batı’ya teslim etmek zorunda kaldık. Hele bütün bunların üstüne 1839’da Reşit Paşanın Tanzimat Fermanı adıyla azınlıklara tanınan haklarla Osmanlı eğitiminde de  çok ileri  donatıldı.

 

          Batı, Rönesans ve Reform  hareketleriyle sanatı , bilimi öne alarak çok yol katetmişlerdi. Bizde keçeye pala sallamak sürerken, onlar matbaanın bulunuşu ve yayılmasıyla, aklı öne alan bir üstünlüğe ulaşmışken, bizde uygulanan siyaset de Batı’nın yönlendirmesindeydi.   Eğitilmeyen toplumlara zaman acımaz. Yeterli olmayan devlet Kadroları , ülkeler arasında cılız kaldı  ve  Batı’nın  azınlıkları kışkırtmalarıyla da devleti çöküşe götürdüler.

           Bu yüce Türk milleti, aklı öne alan Mustafa Kemal Atatürk’ün planlamasıyla Batı’nın kazandık sandıklarını çöpe attı. Bağımsız Türkiye Kuruldu.  Zaman aklını kullananları kutsar. Zaman , haksızlık etmez, kimseye torpil yapmaz. Objektiftir.  Atatürk’ü sınırsız kutsayan zaman son dönemlerdeki başarısızlığımızı da kaydetmekten geri kalmaz.

      

            Son yıllarda yapılan özelleştirme Furyasıyla, devletin çaresizliğe düşürülmesini de

Zaman kaydediyor. Satılan ve kapanan fabrikalarla işsiz kalan insanlarımızın naçar kalışını da zaman kaydediyor. Şeker Fabrikalarının kapatılması sonunda , dışardan mısır şurubu şekeri ithal etmek halkımızın kanserojen bir besine mahkum edilmesini de zaman kaydediyor.

           Bütün bunların ötesinde çıkarılan Petrol Yasasında  hangi millilik vardır. Yabancılara verilen ruhsatlarda çıkarılacak petrolün ancay % 2’si Türkiye’nin hakkı olacak, kalan %98’i selamsız sabahsız  dışarı aktarılacak!.. Sadece o mu? Bor madeni çok ayrıcalıklı bir konudur. Toryum, Uranyum ve Perlit madenleri henüz dokunulmamış değerlerimizdir. Bu madenkerin ederi katrilyon dolarlarla ifade edilmekte iken onların kullanım hakkı da başkalarının çıkarına sunulması diğer acı gerçektir ; zaman (Tarih) bunu da kayda geçiyor.

 

             Ya yerli tohumların yasaklanmasına ne dersiniz? Her yıl dışarıdan satın almak bir tarım ülkesi olan ülkemize  yakışıyor mu?  Tarım desteklenmeyince köylü nasıl eker! Hayvancılık ayrı bir dert. Et satınalmakla sorun çözülmüş mü oluyor? Yaylalarımız bu dendi bakirken hayvancılık neden desteklenmez. Başka ülkeler daha ucuza mal eder. Biz neden bilimsel bakışlarla yeniliğe gitmiyoruz ki.

 

           Zaman aklın yanındadır. Eğitimde çağın  istemlerine göre çözümden yoksun ülkeleri de  zaman kaydeder. Hangi ülke ARGE’de daha çok emekteyse onları da zaman kaydeder.

Ülke kaynaklarını halkın yararına kullanmayan yeteneksiz erklileri de zaman acımadan kaydeder . Yarın bu yeteneksizler elinde ülkelerin neler kaybettiklerini , ilgili millete aktarır ve onları halklarına yargılatır Zaman.  

            Vazgeçilmez olan düşüncelerdir.  İnsanlar geçici, zaman ilel ebettir.

            Zamanı ele geçirebilenler, onu bile kullanır; bu bir akıl işidir. Tarihte zamanı kullanmasını bilenlerin sayısı parmakla gösterilir  düzeydedir ki bunlar ülkelerinin dışına taşar,

Oralarda da saygıyla anılır hatta Çin’ de bile Ders olarak okutulur ATATÜRK gibi. Bununla kalmaz çok uzak ülkelerde de heykelleri dikilir Atatürk gibi.

            Neden Atatürk gibi , düşünürseniz, O der ki :

         “  Benim mirasım AKIL ve BİLİMDİR. Bir gün benim söylediklerim bilimle ters düşerse siz BİLİMİ TAKİP EDİN. “ Böyle düşünen başka bir  erkli var mı yaşayan dünyada? (10.01.2019)

 

Yorumlar

tüm yorumlar