AMERİKA'NIN LATİN AMERİKA PLANI

AMERİKA’NIN, ‘MONROE DOKTRİNİ’ ÜZERİNDEN  LATİN AMERİKA’DA HEGEMONYA PLANI   “Amerika Birleşik Devletleri'nin Latin Amerika ve Karayiplere arka bahçesi gibi davranacağı zaman. . . hızlıca tarihe geri dön...

AMERİKA’NIN, ‘MONROE DOKTRİNİ’ ÜZERİNDEN  LATİN AMERİKA’DA HEGEMONYA PLANI

 

“Amerika Birleşik Devletleri'nin Latin Amerika ve Karayiplere arka bahçesi gibi davranacağı zaman. . . hızlıca tarihe geri dönüyor.”

 

(The era when the United States could treat Latin America and the Caribbean as its backyard… is receding ever faster into history.) Daniel P. Erikson

 

Özet:

John Bolton ve Trump yönetiminin; Venezuela, Küba ve Nikaragua’yı “Troika of Tyranny”( üç sosyalist zulüm hükümetleri) diye tanımlamalarının ardından, Latin Amerika ülkelerini kendi çıkarları doğrultusunda kotrolü altına almayı planlanmaktadır. Amerika, bu amaca ulaşabilmek için, 1823’ten beri, Amerika’nın eskimeyen ve gerektiğinde hemen gündeme getirdiği Monroe doktrinini kullanmaktadır. Monroe Doktrini, Amerika’nın Latin Amerika ülkelerine izlemekte olduğu dış politikanın temelini oluşturmaktadır. Bu doktrine göre; Amerika, Avrupalı veya diğer ülkelerin Latin Amerika ülkelerini yeniden  kolonileştirme veya fethetme tehditlerine karşı, Amerika Birleşik Devletleri’nin “Amerika kıtasını” koruyacağını tek taraflı olarak dünyaya ilan etmişti. Amerika bu durumun, kendi milli güvenliğine (yani Amerika’nın bekasına) karşı olacağını farz ederek, Latin Amerika’yı koruyacağını ilan etmişti. Bu günkü gelinen noktada, Amerika ve Latin Amerika devletleri arası ilişkilerinde, Trump yönetimi; askeri, siyasi ve ekonomik yaptırımlar uygulayarak, Latin Amerika’nın sosyalist hükümetlerini kendi kotrolü altına almayı hedeflemiştir. Modern çağın devletler arası ilişkilerinde, diplomasi öncelikli olmalıdır. Aksi takdirde, egemen bir ülkeye karşı planlanacak veya girişilecek bir askeri müdahele durumunda, halkın yönetimi desteklemesiyle, bu müdahele geri tepecektir.

 

Amerika’nın Batı Yarımküre ( the Western Hemisphere) için dış politikasında Monroe Doktrini önemli bir yer tutmaktadır. 1823 yılında Başkan James Monroe tarafından imzalanan bu antlaşmayla İspanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin yeniden Latin Amerika ülkelerini fethetme veya kolonileştirme tehdidine karşı Amerika’nın “Amerika kıtasını” koruyacağını ilan etmişti. İngiltere’nin desteğiyle, Amerika’nın aldığı bu tek taraflı siyasi karar neticesinde; Avrupa’lı devletlerin Latin Amerika üzerindeki askeri, siyasi ve ticari etkilerini azaltarak, Amerika kendi ticaretini geliştireceğini ilan etmiştir ve Avrupa’lı devlerlerde bu durumu kabullenmişlerdi. İngiliz tüccarlar İspanya’nın Latin Amerika’da yıkılan hakimiyetlerini fırsat bilerek, bu durumu kendilerine yeni pazarlar elde etmek için bir avantaj olarak görmüşlerdir. Bu sebeple, İngiltere ve Amerika, Avrupa’lı devletlere karşı ittifak oluşturmuşlardır. Böylece, Monroe doktrini; Amerika’yı dışarıya karşı savunarak (herhangi bir karışma olmadan), kendi milli çıkarlarını izleyebileceğini garanti altına almış oldu. Ayrıca, 1904 yılında Theodore Roosevelt’in bu doktrine yaptığı eklemeler sayesinde, Amerika’nın 20’nci yüzyılda izleyeceği Latin Amerika politikaları için, elini daha fazla güçlendirmiştir. Buna göre; Avrupalı devletler Amerikan kıtasının kuzeyini, ortasını ve güneyini olmak üzere,  Karabiyen ( Caribbean) adaları da dahil, işgal edemeyecekler. Bu durumda Amerika, bu kıta’da kendi dış politikasını uygulayacaktır ve bu kıtaya yapılacak herhangi bir müdaheleyi de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kendi için bir milli güvenlik tehditi olarak algılayacaktır. Amerika,  bu doktrin sayesinde kendinde bu kıtadaki tüm ülkeleri işgal etme ve onların ekonomik ilişkilerine müdahele etme hakkı buluyordu.

 

Bu koşulları sağlayan Amerika; Avrupalı rakipleri tarafından rahatsız edilmeyeceği için, jeo-politik açıdan daha hızlı bir şekilde gelişip büyümesi için büyük bir avantaj elde etmiş oldu. Yaklaşık ikiyüz yıl önce ilan edilen bu doktrin sayesinde, Amerika siyasi olarak Avrupa’lı güçlerin etkisinden kendi kendini izole etmiş oldu. Amerika’nın “Amerikan kıtasını izole etme” yaklaşımı, Amerika’nın Latin Amerika için izlediği dış politikanın temelini oluşturmaktadır. Henry Kissenger bu durumu “izolasyonla, denizaşırı ülkelerin engellerden sürekli olarak serbest kalma çabası, Amerikan dış politikasının karekteristik özelliği olmuştur” sözleriyle belirtmiştir. Monroe Doktrinine göre; Amerika Kıta’sina Avrupalı ülkelerin müdahele etmesini istemeyen Amerika, 21 nci yüzyılda Avrupa’nın meselelerine karışan ve müdahele eden oldu. Başkan George  W. Bush 11 Eylül 2001’den sonra “Bush Doktrini” olarak bilinen dış politikasında; Amerika’ya gelecek tehditler dünyanın her neresinden olursa olsun, Amerika’nın tek taraflı olarak askeri müdahele yapma hakkının olduğunu dünyaya ilan etmişti.  Monroe Doktrini ile Bush Doktrini arasında kıyaslama yapıldığında; Bush Doktrini yaklaşık 200 yıllık bir süre içinde, yerelden bölgesele ve sonra da küresel yayılmacılığa geçen bir super güç oldu.

 

Çoğu Amerikalı başkanlar (John F. Kennedy ve Ronald Reagan da dahil) olmak üzere Monroe Doktrini’ne vurgu yapmışlardır. Bu nedenle Amerikalı Başkanlar Monroe Doktrinini ve amacını, Amerika’nın diğer ülkelere yaptığı müdaheleci girişimleri için hem bir gerekçe hem de bir açıklama aracı olarak kullanmışlardır. 1934 yılında Franklin D. Roosevelt’in “İyi Komşu Politikası” ( Good Neighbor Policy) Monroe doktrininin biraz farklı bir versiyonu olarak Latin Amerika ülkelerine uygulanmıştır. Yine, 1962’de Başkan Kennedy, Amerika’nın Küba’ya müdahelesini savunmak için kullanmıştı. Ronald Reagan ise Nikaragua’nın Soviyetleri desteklemesi üzerine kullanmıştı. Monroe doktrinin 1823’de ilan edilişinden günümüze kadar, Amerika’nın Latin Amerika’yla ilgili tüm önemli stratejik ve ekonomik olyalarına müdahelelerinin altında yatan temel unsur olmuştur. Dokuz canlı bir kedi gibi, Monroe Doktrini ilk ortaya çıkışından beri çoğu kez oldu ama yeniden biraz farklı bir şekilde ve farklı tarihi dönemlerde ortaya çıkmıştır. Mesela, Dominik Halk Cumhuriyeti’nin farklı ülkelere olan 32 milyar dolar borcu için, 1904’te Başkan Theodore Roosevelt’in uyguladığı “Roosevelt Corollary to the Monroe Doctrine” politikasıyla Monroe Doktrinini esas almıştır. Amerika’nın Latin Amerika politikası: “kendi isteği doğrultusunda ( tek taraflı olarak) müdaheleci, askeri işgalci ve kendi ekonomik çıkarlarını ve ulusal güvenliğini genişletmektedir. Yani, Amerika’nn amacı, kendi çıkarlarını savunmak için egemen devletleri siyasi ve ekonomik himaye altına almak için dönüşüme (rejim değişimine) uğratmaktadır. Yaklaşık olarak üzerinden iki asır geçmiş olan bu eskimiş doktrini yeniden gündeme getirerek canlandırmak yerine, Amerika’li Başkanların Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerini restore etmeleri gereklidir. Diplomasi sayesinde oluşturulacak güven ve işbirliği sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) nin Latin Amerika’yla olan bölgesel ilişkilerinde daha etkili olabilir. Örneğin, Amerika-Kanada devletleri arasındaki

https://iapss.org/2015/05/12/the-monroe-doctrine-and-its-legacy-in-american-foreign-policy/

http://ww.thedialogue.org/PublicationFiles/Erikson_Monroe%20Doctrine_Feb%202008.pdf

https://iapss.org/2015/05/12/the-monroe-doctrine-and-its-legacy-in-american-foreign-policy/

 

ilişkilerde olduğu gibi, Amerika-Latin Amerika devletleri arasındaki ilişkilerde de diplomatik ve egemen devlet ilkelerine saygılı bir politika izlenmelidir.

 

Amerika, kurulduğu tarihten günümüze kadar, kendine potansiyel rakip veya düşman gördüğü ülkeleri farklı farklı tanımlayarak onlara karşı müdaheleci bir politika izlemektedir. Kimi ülkleri terörist, diktatör, siyasi rejim, uyuşturucu ve göçmenler gibi farklı konuları bahane ederek, o ülkelerde; devrim yapmak, işgal etmek veya ekonomik ambargolar uygulamak gibi farklı politikalar uygulayarak devletleri himayesi altına alarak kendi çıkarlarına uygun devletler kurmaktır. Örneğin 1930 yılında Amerika’nın, Dominik Halk Cumhuriyeti’ni Trujillo askeri rejiminenden dolayı işgal etmesi. Amerika, 1965 yılına kadar Dominik Halk Cumhuriyeti’ni dört defa işgal etmiştir. Yani Amerika; en iyi savunma iyi bir saldırıdır anlayışıyle motive olarak hareket etmektedir. John Bolton’un ve Trump yönetiminin planlanları ise, “Troika of Tyranny”( üç sosyalist zulüm hükümetleri) : Venezuela, Küba ve Nikaragua üzerinden Latin Amerika ülkelerini düzene sokmaktır. 1823’ten beri, Amerika’nın eskimeyen ve gerektiğinde hemen gündeme gelen Monroe doktrini sayesinde, Trump yönetimi Latin Amerika için sosyalist hükümetleri hedef almış durumdadır.

 

TRUMP’IN LATİN AMERİKA İÇİN “TROIKA OF TYRANNY” PLANI

 

2016 yılındaki Amerikan Başkanlık seçim kampanyasına damga vuran en önemli konulardan biri, “Mexico” (Meksika) konusu olmuştur. Bu bağlamda, Latin Amerika ülkelerinden gelen göçmenlerin Amerika’ya illegal (yasal olmayan) şekilde girişlerini engellemek için “duvar çekilmesi” Trump’ın önceliklerinden biri olmuştur. Hatta Trump, bu kararın derhal uygulamaya konulmasını sağlamak için, Amerikan tarihinde bir ilk olarak federal hükümeti 35 gün kapattı. Trump’ın Meksika sınırına duvar çekmek istemesinin amacı, tüm Latin Amerika ülkeleri için “Amerika Birleşik Devletlerine gelmeyin” mesajını vermektir. Diğer bir mesele ise, 1994 yılında Amerika, Kanada ve Meksika arasında imzalan NAFTA, “North American Free Trade Agreement” ( Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması)’ ndan  Trump’ın ayrılmak istemesi sonucu Latin Amerika’yla ilişkiler gerilmeye başlamıştı. Ayrıca, Amerika ile Latin Amerika ülkeleri arasında yıllardır artarak deva eden  uyuşturucu trafigide, Amerika’nın bir iç sorunu olmaya devam etmektedir. Bu noktadan itibaren Trump yönetimi, Latin Amerika’daki meselelerin çözümü için daha sert bir politika izleme kararı almıştır. Örneğin; Barack Obama’nın, Küba için izlediği toleranslı açılım politikasını tersine çeviren Trump yönetimi, sert bir yöntem izlemeyi tercih etmiştir.

 

Amerika’nın dış tehdit olarak algıladığı mesele ise; Çin’in Latin Amerika ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini istikrarlı olarak güçlendiriyor olmasıdır. Yakın zamana kadar Amerika, Latin Amerika ülkelerinin ekonomik gelişmeleri için yeteri kadar çaba göstermemiş ve ekonomik bir katkıda bulunmamıştır. Aksine, Amerika’nın Latin Amerika ülkelerini daima; askeri, siyasi ve ekonomik olarak kontrol altında tutmuştur. Ayrıca, Latin Amerika ülkelerinde sürekli devam eden darbeler neticesinde, bu ülkeler sosyal, ekonomik ve askeri açılardan gelişememiştir. Amerika’nın Monroe Doktrini sayesinde, Latin Amerika üzerinde hegemonya ilan etmesiyle,  askeri müdahele hakkının olduğunu tek taraflı ilan etmişti. 1846’ dan beri Amerika Birleşik Devletleri, Latin Amerika ülkeleri ve Haiti’ye  79 defa askeri müdahelede bulunmuştur. Örneğin, Amerika’nın 60 yıldan fazla bir süredir Küba’ya uyguladığı ekonomik ambargo neticesinde; Küba’nın izole

http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Monroe_Doctrine

 

edilerek ekonomik olarak gerilemesidir. Buna kıyasla; Çin, çoğu Latin Amerika ülkelerine ( özellikle de Brezilya, Şili ve Peru) alt yapı alanlarında yatırımlar yapmaktadır ve finansal destek vermektedir. Yani, Çin’in Latin Amerikayla daha fazla ilgilenmesi, bu ülkelerin ekonomik olarak kalkınmasına imkan vermeceği için Amerika bu durumdan rahatsızlık duymaktadır. Bu durumda Amerika’nın dayanak olarak gördüğü Monroe Doktrinine göre; ‘başta Avrupa ve diğer devletlerin Amerika kıtasına yayılmalarını ve burdaki ülkeler üzerinde hakimiyet kurmalarını ( yeniden kolonileştirilmelerini) reddediyor’ olması, Amerika’nın Latin Amerika için dış politikada anahtar rolü oynamaktadır.

 

Tam da bu noktada, Trump ve John Bolton’un “Amerika artık ‘Troika of Tyranny’ (üç zulümcü hükümet)’e Latin Amerika’da müsamaha göstermeyecektir” açıklamasıyla bu hükümetlerin ilerleyen zamanlarda yıkılacağını belirtmiştir. Venezuela, Küba ve Nikaragua hükümet başkanlarını “ diktatörler ve despotlar” olarak tanımlamıştı. Eylül 2017 yılında Bolton, bu üç sosyalist hükümet başkanları: Nicolás Maduro, Daniel Ortega and Miguel Díaz-Canel  için          “onların hesap günü beklemede, bu üçlü devrilecektir” açıklamasını yapmıştı. John Bolton, George W. Bush döneminde “Amerika’nın Birleşmiş Milletler için Büyükelçisi” iken, bu üç ülkeyi sürekli olarak “Amerika’nın milli çıkarlarına karşı” oldukları için eleştirmişti. Bolton, Bush yönetiminde bulunduğu dönemde “axis of evil” (şer ekseni ülkeler: İran, Irak ve Kuzey Kore) politikası için yoğun çaba göstermişti. Bolton, Trump yönetimi için “şer ekseni ülkeler” politikasının başka bir versiyonunu “Triangle of Terror” (Terör üçlüsü) veya ‘Troika of Tyranny’ (üç zulümcü hükümet)’olarak adlandırdığı planı, bu üç ülke (Venezuela, Küba ve Nikaragua) için uygulamaya koymaktadır.

Amerika bu ülkelerin liderlerini yıkmak için ekonomik ambargo ve askeri müdaheleler olmak üzere seçeneklerin hepsini değerlendirmektir. Örneğin, Venezuela’nın altın sektörü, Amerika’nın önceliği arasında bulunmaktadır. Çünkü, Venezuela dünyanın ikinci en büyük altın rezervine sahiptir. Ayrıca Venezuela’nın petrol rezervleri’de Amerika’nın hedefleri arasında

https://www.mcclatchydc.com/news/nation-world/world/latin-america/article220954395.html

https://www.mcclatchydc.com/news/nation-world/world/latin-america/article220954395.html

https://mronline.org/2018/11/06/with-troika-of-tyranny-boltons-long-standing-push-to-target-cuba-venezuela-and-nicaragua-finally-pays-off/

 

bulunmaktadır. Latin Amerika ülkelerinden, yakın zamanda sağcı hükümetlere geçen; Brezilya, Kolombiya ve Şili gibi ülkeler Amerika ile iyi ilişkileri bulunduğu için John Bolton, bu ülkelere övgülerde bulunmaktadır. Trump yönetiminde bu zihniyete sahip liderlerin Latin Amerika’da çoğalmasını istemektedir. John Bolton’un uzun yıllardır süren çabası, bu üç hükümetin yönetimlerinin değiştirilmesidir. Amerika,  Latin Amerika ülkelerinde rejim değişikliği sağlamak için onlarca kez askeri müdalelerde bulunmuştur. Örneğin, 2009 yılında Honduras devlet başkanı Manuel Zeleya’nın askeri darbeyle yıkılmasıdır ve dönemin dış işleri bakanı Hillary Clinton bu durumu açıkça kabul etmiştir.

 

SONUÇ: Amerika yaklaşık ikiyüzyıl önce imzalanan, Monroe Doktrinini referans alarak, Latin Amerika ülkeleri üzerinde emperyalist bir politika izlemeye devam etmek istemektedir. Trump’ın korumacı ve izoleci politikasına karşılık olarak, Latin Amerika ülkeleri küreselleşmenin de etkisiyle dünyanın diğer ucundaki ülkelerle daha işbirlikçi ve açık bir politika izlemek istemektedirler. Bu zıt durumu (paradox) kendi lehine çevirmek için, Amerika Birleşik Devletleri; Venezuela, Küba ve Nikaragua hükümet başkanlarını “diktatörler ve despotlar” olarak tanımlayarak, rejim değişikliği yapmak istemektedir. Modern çağin devlet arası ilişkilerinde, askeri müdaleler (darbeler) yerine, diplomasi öncelikli olmalıdır. Egemen bir ülkeye karşı planlanacak veya girişilecek herhangi bir askeri müdahele durumunda, halkın yönetime sahip çıkması sayesinde, bu müdahele geri tepecektir.

https://talkingpointsmemo.com/news/bolton-praises-brazils-bolsonaro-calls-cuba-nicaragua-venezuela-troika-of-tyranny

 

https://iapss.org/2015/05/12/the-monroe-doctrine-and-its-legacy-in-american-foreign-policy/

http://ww.thedialogue.org/PublicationFiles/Erikson_Monroe%20Doctrine_Feb%202008.pdf

https://iapss.org/2015/05/12/the-monroe-doctrine-and-its-legacy-in-american-foreign-policy/

http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Monroe_Doctrine

https://www.mcclatchydc.com/news/nation-world/world/latin-america/article220954395.html

https://www.mcclatchydc.com/news/nation-world/world/latin-america/article220954395.html

https://mronline.org/2018/11/06/with-troika-of-tyranny-boltons-long-standing-push-to-target-cuba-venezuela-and-nicaragua-finally-pays-off/

https://talkingpointsmemo.com/news/bolton-praises-brazils-bolsonaro-calls-cuba-nicaragua-venezuela-troika-of-tyranny

Yorumlar

tüm yorumlar