19 Mayıs’ın 100. Yılında Aklar ve Karalar

 Yüz yıllık serüvenin onurlu başlangıcını  yaşamak isterken, bu görkemli olayın yaratıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Atatürk için, bizim dışımızda, Birleşmiş Milletlerin bir kuruluşu olan UNESCO’nun aldığı ...

 Yüz yıllık serüvenin onurlu başlangıcını  yaşamak isterken, bu görkemli olayın yaratıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Atatürk için, bizim dışımızda, Birleşmiş Milletlerin bir kuruluşu olan UNESCO’nun aldığı bir kararı görmek gereklidir. Atatürk’ün

 100 .doğum yılında UNESCO, üye ülkelerde Atatürk Yılı ilan edilmesini şu özlü sözlerle duyurmuştu :

              “ Uluslararası anlayış ve Barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişi, olağanüstü bir Devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşısavaşan ilk ÖNDER, insan haklarına saygılı, Dünya Barışı’nın öncüsü,insanlar arasında hiçbir renk, din , ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz bir devlet adamı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu…”

 

             19 Mayıs 1919 , binlerce yıllık tarihinde  görülmemiş bir  haksızlıkla, yok ediliş durumuna baş kaldırının İlk Adımıdır. Osmanlı İmparatorluğunun 1699 Karlofça antlaşmasıyla başlayan içe dönüşünün  getirdiği gerileme ve yıkım, artık bitişin de kaçınılmaz görüldüğü bir zamanda, Çanakkale Kahramanı  Musfafa Kemal Paşa adıyla  Samsun’a atılan ilk adımdır. 19 Mayıs, Türklük  için kurtuluşa giden şafağın parladığı andır.

            Çanakkale’yi geçemeyenler, imparatorluğa imzalattıkları Mondros Ateşkes’inde sağladıkları üstünlükle Anadolu’yu  da işgale başlayınca, Türk yurdunun değişik yörelerinde direniş örgütleri kurmaya başlarlar. Anadolu kaynaşma halindedir. Her birim, padişahın koruyamadığı yörelerini düşmana ve azınlığa karşı eyleme başlarlar. Azınlıkların şımarıklığı karşısında yerel Türk örgütleri de  savunma durumu alırlar.  Bunu gören İngilizler , padişahı zorlamakta, yerel Türk örgütlerini susturmadığı taktirde , kendilerinin devreye girecekleri ültimatomunu verirler.

              Saray zordadır. Özellikle Samsun Yöresinde Rumlara karşı yapılanları susturmak için halkın da sözünü dinleyebileceği biri bulunmalıydı. Arayışlar sonunda istemeyerek de olsa Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal  görevlendirilir. Çünkü M. Kemal, bir halk kahramanıdır.  O da Anadolu’ya geçmek için fırsat kollamakta, Genel Kurmay’daki yurtsever komutanlarla dirsek temasındadır. Yetkilerini kendisinin  hazırladığı  görev belgesini  Padişah Vahdettin’e imzalatır ve Bandırma Vapuru ile Samsun’a gitmek üzere Karadeniz’e açılır. Maiyeti ile çetin bir yolculuk sonunda Samsun’a ulaşır.     

 

              19 Mayıs’ın önemi mi ?   Etkisi mi ?

              Üç yıllık dişle tırnak arası ulusal bir savunmanın, 9 Eylül 1922 ‘de elde ettiği kutlu sonuçtur. Ve 29 Ekim 1923’te kurulan Egemen Türkiye Cumhuriyetidir.  Varsak bugün dünyada, 19 Mayıs’la başlayan çetin yolculuğun utkusundandır.

      

              Nasıl mı elde ettik Bağımsızlığı , egemenliğin onurunu?

              Kısa bir yolculuk yapalım Mustafa Kemal’le.  

 

            19 Mayıs coşkusuyla, Samsun’dan açtığı kapının  Mahmur Dağlarında dillerde marşa döndüğü görülür . “ Dağ başını duman almış / Gümüş dere durmaz akar / Güneş ufuktan şimdi doğar / Yürüyelim arkadaşlar //   Bu gök – deniz nerede var / Nerede bu dağlar taşlar /  Bu ağaçlar, güzel kuşlar / Yürüyelim arkadaşlar “  neşesiyle Havza’ya varır 25 Mayısta.

             Mustafa Kemal, örgüt adamıdır. Önce halkla bütünleşmek, inandırmak; sonra da

“ Birlikten kuvvet doğar” ı gerçekleştirip  utkuya ulaşmak.  Bunun için 12 Haziran’da vardığı Amasya’da kesin kararlılıkla, arkadaşlarıyla hazırladığı  Amasya Genelgesini  yayınlar. Hatta bu genelgenin 6. Maddesinde  “Memleketi Padişah Hükümeti kurtaramamaktadır. Memleketi milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”  Bunun anlamı CUMHURİYETTİR.

 

            Amasya genelgesi doğrultusunda Erzurum ve Sivas konkreleri gerçekleştirilerek direniş örgütlerini birleştirir.”Anadolu ve Rumeli müdafaa-yı Hukuk örgütü “haline getirir.  

           

           Bu arada İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal’i İstanbul’a dönmesini istemiş, dönmeyince de idam kararı vermişti. Bu durumda Mustafa Kemal 7-8 Temmuz 1919 gecesi istifa ederek, halk içinde , halkıyla el  ele  mücadeleyi sürdürme kararı almıştı.  27 Aralık’ta Ankara’ya ulaşır. İstanbul’da Meclis, ingilizlerce basılır, yakaladıkları vekilleri Malta’ya sürgün eder. Kaçabilen vekillerden  Mustafa Kemal’e inananlar  Ankara’ya ulaşır. Yeni seçilen  vekillerle birlikte 23 Nisan 1920’de TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ  ( TBMM) açılır.

 

            Mustafa Kemal’in Önderlik özelliği, her kararında TBMM’yi devreye sokması ,  ordan çıkacak karara işlerlik kazandırmasıdır.  TBMM’nin kararları doğrultusunda, halka gider ve zorunlu gereçler için de halka borçlanır. Halkla birlikte nizami ORDU kurulur , düşmandan yurt arındırılır.

           Henüz savaş sürerken, savaş sonrası Kuracağı Türkiye için planlar yapar ve uygular.

Eğitim , her işin önündedir. Eğitimsiz ne üretim olur , ne de birlik sağlanır.  Hele ekonomi.. .sıfır noktasındadır. Kırk bin köyün beş bininde derme çatma okul vardır; onlar da pozitif bilimden uzaktır. Osmanlıdan kalan okuma oranı erkeklerde %7, kadınlarda %03 (binde üçtür).  

           Sakarya Savaşı sürerken, Ankara’da topladığı Eğitim Kurultayında Atatürk’ün şu tesbiti, TÜRK EĞİTİMİNİN DÜSTURU niteliğindedir:

 

           “ Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin geleceğine, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine  düşman olan bütün unsurlarla SAVAŞMA GEREĞİ öğretilmelidir. “

 

           Ulusal bir hedefi olmayan eğitim ile asla sonuç alınamaz. Öncelikle bir ULUSAL KİMLİK hedef olmalıdır. Varılmak istenen  hedef Çağdaş normlar olmalıdır. Ulusal olmalı, evrensel değerler taşımalı, dünya ile yarışabilecek beyinler yetiştirmeli , onuru güvencesi olmalıdır..

 

           19 Mayıs’ın Türk insanına getirdiklerinin başında kişilik gelmekte, eşit yurttaşlık kavramı,  yaşamda en büyük kazanımıdır. Birilerine kul olmak değil, yaratandan başkasına asla kulluk ruhu tanınmamalıdır. İnsanların eşitliği ancak eğitimle sağlanabilir. Bunun için de Cumhuriyet , bu yaşam kadar önemli olguyu gerçekleştirmek için , Harf Devrimi , sonra da Öğretmen yetiştirilmesi  öncelik alır. Atatürk öncülüğünde bize has bir sistem olan  KÖY ENSTİTÜSÜ uygulaması gündeme gelir . Zeki köy çocukları alınarak, eğitilecek ve köylerde öğretmen olarak görev alacaklardır. Yaparak- yaşayarak eğitilen bir sistem. İşlenen nazari bilgiler sıcağı sıcağına uygulamaya koyularak, iş becerisi geliştirilen bireyler haline getirilir. Öğretmen , köyde sorun çözücü olmalıdır. Sağlıktan tutun, hukuksal konulara kadar Öğretmen danışmandır ve bu konularda da donanımlıdır. Uygulanan sistemde araştırma, eleştiri önceliklidir. Her Köy Enstitülü yetkindir. Ulusal yapıtları okudukları gibi, dünya klasiklerini de inceleyen Enstitülülerin bakış açıları da ufkun ötesini algılama özelliğindedir.

 

          19 Mayıs’ın getirdikleri ile on beş yıllık bir sürede, ATATÜRK’ÜN ÖNDERLİĞİNDE dünyada saygın bir Türkiye yaratıldı. Osmanlının borçlarını ödemenin yanında  , ülke için gerekli üretim  alanlarını , fabrikaları  da kuran Atatürk , kayseride ürettikleri uçakları Avrupa’ya satacak duruma  getirdiği bir TÜRKİYE BIRAKTI.

           

           Atatürk’ten sonrası mı ? Demokrasi oyunu!..

 

          14 Mayıs 1950, çok partili demokrasiye geçişle Politikacılar elinde Atatürk Devrimleri budanmaya başlandı. Eğitimin önü kesilerek Köy Enstitüleri kapatıldı (1954). İmanlı gençlik diye diye İmam- Hatipler çoğaltıldı. Menderes’le birlikte, Türkçeleştirilen Anayasa dili tekrar eski haline getirildi.  Menderes’in şu sözü gerçeği daha net açıklar. Parti toplantısında milletvekillerine “ Siz isterseniz Hilafeti de getirebilirsiniz !” Başka bir zamanda

Ben  odunu göstersem  vekil seçtiririm !”  Bu tür tutumlar , kapatılan tekke ve zaviyelerde yuvalananlara bir yeşil ışık oldu. Bunun sonrasında gelen Hükümetler, Türk eğitimine , dolayısıyla yaşam tarzına bir tutam oy ve bir koltuk uğruna  hizmet ederek Atatürk kazanımlarına ihanet ettiler.

 

            Günümüzde , Anayasal bir yazılım içinde, anayasasız bir uygulamayla yürünüyoruz.

Kuvvetler ayrılığı yok sayılarak, tekli bir iradenin erki ile yönetilir gibi oluyoruz. Çevremizde ateşten bir coğrafya var. Yabanların çıkardığı ateşi Komşularla bir olup söndürmek varken, yabancılara körük oluyoruz.   Bu durum ülkemizde Beka sorunu yaratıyor. Ekonomi savunulamayacak boyutlara ulaştı. İşsizlik gençliği umutsuz yaptı. Buna karşın , alevlerden kaçanları da doyurmak zorunda bırakıldığımızın sorumluluğunu üstlenen yok.

 

            19 Mayıs’ın heyecanına dönerek, Atatürk’ün  “ Gençliğe Hitabesini” düşünerek ve gereğini eksiksiz yaparak yeniden koşuya hazırlanabiliriz. Ancak, yine Atatürk’ün  başta Türk eğitimi için belirttiğim sözlerini esas almakla tünelin ucunda ışık bulabiliriz.

           

           Erki ellerinde tutanlar kutsal bir emaneti korumak zorunda olduklarını asla unutmamalıdırlar. Onların bir yanlışı halka bin zarar verir.  Vicdan mı desem ki…

 

             Yoksa , bütün bu olumsuz gelişmelerle  bozulan dünyamızın sorumluluğu Öğretmenlerde mi, yine yoksa, özgür öğretmenlerin yolunu kesen erklilerde mi?!

Zira , Köy Enstitülerini kapatanlar şöyle gerekçe söylemişlerdi :

            “ Köy Enstitüleri benden zeki insanlar yetiştiriyor; bu asla kabul edilemez!..”

 

             Günümüzde de cehaletten beslenen Prof.lar yok mu !?

             “ Bize cahil adamlar gerekli, okumuşlar sorgulamak istiyorlar”. Hatta, Diyanet

İşleri  yetkilisi bir sivri akıllı da “ okulları ötelersek daha dindar oluruz “ demez mi ?

             “ Okuyunuz!” Diye başlayan bir dine ihanet değil mi bu.?.

            Öğretmen Okullarında,  mesleğe hazırlanırken “Huzurun kaynağı Öğretmendir  “ düşüncesi egemendi. Denirdi ki : “ Sokakta dövüşen iki insan görünce, bunun sorumluluğunu vicdanında hissetmeyen bir Öğretmen, henüz bu mesleğin dışında yaşıyor demektir.”

 

            Atatürk’ün işareti, “ Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak Öğretmenlerdir./ Öğretmenden yoksun bir millet, henüz millet olma vasfını kazanmamıştır. / Öğretmenler, Cumhuriyet sizden vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister; Cumhuriyeti biz kurduk, onu yüceltecel ve geliştirecek sizlersiniz …” demekle eğitimin  ulus olmada vazgeçilmezliğini vurgulamaktadır.

             Cumhuriyet için her ne kadar Öğretmen yetiştirme sıradanlaştırılmışsa da, biz yine kusur varsa kendimizde ararız ve deriz ki :

 

                   Zamanı yargılamak Öğretmene düşerse

                 Öğretilerim noksan diye kendini suçlar

                 Yargıçlar yaz ayları vicdanıyla üşürse

                 Yıldızlar düşer yere kanatsız kalır kuşlar

 

 

 

 

 

Yorumlar

tüm yorumlar